|
Tayyip Beyle Öcalan arasındaki elçiler |
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:54 |
|
Sabahattin ÖNKİBAR 20/08/2009 Yeniçağ Ankara’nın derinliklerinde fısıldanan iddia şudur: Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos tarihli beklenen açılımını ertelemesi Tayyip Erdoğan’ın ricasının eseri imiş! Tayyip Bey aradaki elçilerle (!) haber gönderip Öcalan’dan 15 Ağustos günü açıklama yapmamasını istemiş! |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:09 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:53 |
Yılmaz ÖZDİL 01.08.2009 Hürriyet
Darbeci cumhurbaşkanı:
"Kürt diye bir şey yoktur, dağlarda
karda yürürken kart kurt diye sesler
çıkar, bunların ismi ordan geliyor." |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 22:59 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Doğumunun 800. Yılında Hacı Bektaş Veli |
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:51 |
Naki Selmanpakoğlu 16 Ağustos 2009 Cumhuriyet
Biz hiçbir zaman inançlarımızı yaşamak, ulusal bütünlüğümüzü ve tam bağımsızlığımızı korumak konusunda umutsuzluğa, karamsarlığa düşmedik. Bizi yaşatacak olan güneş bu iki önderin düşünce ve devrimleridir. Bu toprakları canlı ve onurlu tutacak olan onların sıcaklığıdır. Yeter ki iyi anlayıp yaşama geçirebilelim.
Aradan geçen yüzyıllara rağmen, Horasan’dan kalkıp Anadolu’ya gelen ve bu coğrafyanın o zamanki sosyokültürel yapısı ile uyum sağlayıp yaşadığı döneme yön veren, bugün de tüm ulusların düşüncesinden yararlandığı bir önder kişiden ve onun öğretisinden bahsediyoruz. |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:09 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Cumhuriyet ve Kurucu İrade |
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:49 |
Cüneyt Akalın 20 Ağustos 2009 Cumhuriyet
Demirtaş Ceyhun’un Anısına…
Cumhuriyet-karşıtı güçler, yarım yüzyıldır “sandıktan çıktık” “millet bizi seçti” söyleminin arkasına gizlenerek, Cumhuriyetin altını oyuyorlar. Geçenlerde yitirdiğimiz yazar-düşünür Demirtaş Ceyhun, bu düşünsel sahteciliğe inatla karşı çıkanların başında geliyor, “Kurucu İrade” savını öne çıkarıyor, bu konuda sessiz kalan kamu hukukçularına sık sık sitem ediyordu yazılarında.
Anayasacılık ve ‘Kurucu İrade’
D. Ceyhun’un son kitabının büyük bölümü “Anayasa Yasa mıdır- (Cumhuriyet Yayınları)” “Kurucu İrade” ve Cumhuriyet tartışmaları hakkındadır.. |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:09 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:48 |
Bekir coşkun 18 Ağustos 2009 Hürriyet
AYDINLAR(!) AKP'nin “Kürt açılımını” destekliyorlar.
Tıpkı “Kıbrıs açılımı”nda, “AB açılımı”nda, “Ermenistan açılımı”nda olduğu gibi.
Tümü fiyasko ile sonuçlandı...
Kıbrıs daha da mağdur, Ermenistan'a olan kapılar da kapandı, ortaçağ yaşam biçimini dayatıp, pisuvarları dahi söktüren bir zihniyetle, Türkiye şimdi AB'ye daha da uzakta... |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:09 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Müzakereci “demokrasi”?!... |
|
Yazar Yönetici
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:43 |
|
Haber Ekspres Gazetesi/ 29 Mayıs 2009 Prof.Dr. Tülay Özüerman Liberallerin içinden geçtiğimiz sürece verdikleri isim; “Müzakereci Demokrasi”. Bu tanımlama demokrasinin ilerlediği anlamına gelmiyor. “Demokrasi” giderek uzaklaşırken, geriye yalnızca “tartışma” kalıyor. Türkiye AKP iktidarı sürecinde hangi iç ve dış sorunları çözüme ulaştırdı? Bırakın sorun çözmeyi, sorunların boyutları büyürken yeni tartışma başlıkları eklenmeye başlandı. Gündemin sıkı takipçileri bu konuların neler olduğunu çok iyi biliyorlar. Tartışma başlığı çok, ancak sonuç yok. Toplumda biriken sorunlar içinden yeni başlıklar çıkarılarak kamuoyu dilim dilim ayrıştırılıyor. Sonuçsuz tartışmaların sonucu; karşı görüştekileri tartışmanın içine çekerek zihinlerde soru işaretleri oluşturmak ve karşı olduğunuz konunun tarafı haline getirmek oluyor. |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:10 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Yönetici
|
|
Cuma, 29 Mayıs 2009 23:33 |
Atatürk'ten Türk Subaylarına sesleniş
Efendiler! Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdanî zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz: müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir.
Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.
Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanî imanıdır.
İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.
Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar.
Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler.
Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler.
Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.
Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır.
Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak -ki milletin vicdanî imanıdır- mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. Malûm bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır. ". O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların, subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır.
Dolayısıyla subay için "ya istiklâl, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ÖLMEYECEĞİZ, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşatacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.
Mustafa Kemâl 31 Temmuz 1920 Afyonkarahisar Kolordu Dairesi Sitemizi Internet Explorer'ın dar çatısı ve esnek olmayan yapısı altında oluşturduk,bu yüzden diğer tarayıcılarda çıkabilecek sorunlardan ötürü özür dileriz. |
|
Perşembe, 25 Şubat 2010 22:58 tarihinde güncellendi |
|
Yazar Yönetici
|
|
Çarşamba, 27 Mayıs 2009 08:20 |
Rıza Zelyut Güneş 27.05.2009
Yakın tarihimizdeki en önemli günlerden birisi 27 Mayıs'tır. 1960 yılında, bugün Türk Silahlı Kuvvetleri, dönemin Demokrat Parti (DP) hükümetini devirerek yönetimi ele almıştı. İhtilal ekibi, Milli Birlik Komitesi adıyla çalışmalarını devam ettirmiş; yeni bir anayasa hazırlattıktan sonra yönetimi sivillere bırakmıştır. |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:10 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Ekinci'nin kaleminden 27 Mayıs... |
|
Yazar Yönetici
|
|
Çarşamba, 27 Mayıs 2009 08:11 |
|
İşte Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oktay Ekinci'nin "27 Mayıs Devrimi"nin yıldönümü için yazdığı yazısı..."27 Mayıs Devrimi'nin 'Araba'ları ve 'Rektör'leri"...Oktay EkinciCumhuiyet- Bugün “27 Mayıs Devrimi”nin yıldönümü... |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:10 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Yargıtay: Telefon dinlemeleri kanıt olamaz |
|
Yazar Yönetici
|
|
Cuma, 22 Mayıs 2009 11:38 |
|
Yargıtay, dinlemeye elverişli suçlarda, sanıkların telefon görüşmelerinden elde edilen bilgilerin maddi kanıtlarla desteklenmemesi halinde ''belirti kanıtlarını'' cezalandırma için yeterli bulmadı. AA |
|
Pazar, 21 Şubat 2010 23:10 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
|