Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
Türkiye ve Küreselleşme Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cuma, 26 Aralık 2008 21:14
Ulusallık Tanımına Açıklık Getirmek Gerek...

Ulusallığın iki temel unsuru vardır:

- ulusun büyük çoÄŸunluÄŸunun "yararına" olması gerekir,
- ulusun geniÅŸ katılımı ile ortaya çıkması gerekir.

Zaten tanım gereÄŸi, ulusun geniÅŸ katılımı ile ortaya çıkıyorsa, bu geniÅŸ halk kitleleri kendi yararlarına karar alırlar veya aldırırlar.
Demokrasinin iyi iÅŸlediÄŸi ülkelerde örneÄŸin Batı Avrupa'da katılım geniÅŸliÄŸi olduÄŸu için bu ülkeler ulusal çıkarları doÄŸrultusunda ekonomik, politik, kültürel kararlar alabilmektedirler.

Ekonomide, iÅŸi somuta indirgeyerek görelim;

1) Meclisler, hükümetler reel ücretleri düÅŸüren politikalar izleyemezler. Çünkü halkın, kararlara "geniÅŸ" katılımı bu tür politikalara izin vermez, tepki alırlar, hükümetler düÅŸer.

2) Çiftçiler tarım ürünlerinde çıkarlarını sonuna kadar korurlar. Avrupa BirliÄŸi bugün de, tarım sektörüne yılda 50 milyar dolar destek vermektedir: Bu demokrasinin sonucudur.
Buna karşılık Türkiye'de nüfusun %47'si tarım sektörün-dedir. Yıllık 3-4 milyar dolarlık destek bile çok görülmektedir.

3) Sanayicinin "ulusallık" içindeki yeri yatırımı, üretimi,
teknolojiyi, ihracatı geliÅŸtirmek biçiminde ortaya çıkar.
Fransa'nın ya da İsveç'in ulusal politika izlemesi demek,
- içeride yatırımları arttırmak, teknolojiyi geliÅŸtirmek,
- büyüme hızını yükseltmek,
- istihdamı arttırmak,
- ihracatı geliştirmek.
- gelir paylaşımı düzeltmek demektir.

Yani ulusallık, geniÅŸ halk kitlelerine daha fazla refah, daha fazla mutluluk demektir. Yoksa ulusallık. vatan-millet-Sakarya edebiyatı yapmak deÄŸildir. Zaten geliÅŸme sonucu, daha "o-nurlu" hale geleceklerdir: ÖrneÄŸin, dışarıdan borç para bulabildik diye sevinmeyeceklerdir.

Ya politik alanda ulusallık?
Dış iliÅŸkilerde ulusallık, ulusun çıkarlarını, "dış dünya karşısında koruyabilmek" demektir.
- sen de ezmeyeceksin, kendini de ezdirmeyeceksin
- dış dünya ile iliÅŸkileri, "karşılıklı çıkarları koruyarak" dengeleyeceksin, iÅŸte ulusallık budur.
Åžimdi bakalım neler oluyor? Amerika'sında. Avrupa'sında. DoÄŸu Asya'sında devletler ulusal çıkarlarını korumak (ve geliÅŸtirmek) için yapmadıklarını bırakmıyorlar.
- ihracatı nasıl geliştiririz, ithalatı nasıl kısarız?
- dünya pazarlarına nasıl egemen oluruz?
Ulusal politikalarını, "aşırı ölçülerde, olaÄŸanüstü araçlar kullanarak" yürütüyorlar. Bir taraftan birbirleri ile kapışırken öte yandan az geliÅŸmiÅŸ ulusları eziyorlar.
Güçlü olanlar meydanı boÅŸ bulmuÅŸ, ellerinden geleni yapıyorlar.
- Türkiye'ye gelelim, biz ne yapıyoruz?-
içeride geniÅŸ halk kitlelerinin yararına ekonomik atılımları yapamıyoruz, elimizi, kolumuzu kendimiz baÄŸlamışız.
yatırım, büyüme, ihracat konularında "kendi irademiz yok". Bunun sebepleri ise,





1) Toplumsal demokrasi çalışmıyor, geniÅŸ halk kitlelerinin "kararlara katılımı" saÄŸlanmıyor. Kararları, içeride ve dışarıda belirli güç odakları veriyor, tabii kendi çıkarları doÄŸrultusunda.
İşçi, çiftçi, memur, esnaf, küçük iÅŸletmeler karar mekanizmalarına sokulmuyor.

2) İçerideki bozuk yapının sonucu olarak, "dış iliÅŸkilerimizde" tek yanlı bağımlılık ortaya çıkmış olmaktadır. I 995'te Avrupa BirliÄŸi'ne tek yanlı baÄŸlanmışız. Sanayi, tarım, hatta hizmetler sektörü çöküyor, dış borç sürekli artıyor.

3) Türkiye'de kararları artık IMF. Dünya Bankası, AB gibi dış güçler belirtiyor, ulusal bir ÅŸey kalmamış.
Biz, "onlar gibi" yapacağımıza "onların dediğini" yapar duruma gelmişiz. Onların "dedikleri" ise, yarın bize değil, "onlara" yarar sağlayacaktır, her zaman olduğu gibi.
"Gayri milli" durumdaki Türkiye "ulusal" çıkarlarını koruyamamaktadır.
Çözüm mü? Tek çıkış yolu "ulusal politikaları" getirecek siyasal örgütlenmelerdir, baÅŸka bir yol bulunmuyor.


Bizim Åžeytan Üçgenimiz; Döviz-Faiz-Bosra

KonuÅŸulan, tartışılan konulara bakıyorsunuz, ağızlarda üç sözcük; döviz, faiz, borsa. Türk insanı bu üç sözcükle yatar-kalkar hale getirilmiÅŸ.
- Levent'te gazete alırken gazeteci soruyor, hocam döviz iner mi, çıkar mı? Biraz ileride manav, yahu hoca, borsa dibe vurdu, bu ne kadar sürer? Eski bir arkadaÅŸla meydanda karşılaşıyoruz; Erol, faizler ne olur?
Türkiye yıllardır bu ÅŸeytan üçgeni içine sokulmuÅŸ, 15 yaşındaki çocuktan emekli öÄŸretmene kadar herkesin dilinde bu üç sihirli sözcük.
Gazeteci eve telefon ediyor, Erol hoca, döviz tahmini yapar mısınız? gazetede bu konuyu izliyoruz da. Çinlilerin eskiden afyona alıştırıldıkları gibi halkımız bu ÅŸeytan üçgeni iÅŸine kilitlenmiÅŸ; döviz bürosundan, bankaya, bankadan televizyonların borsa haberlerine koÅŸan, akıllarını buraya takan insanlar.
Balık baştan kokar...
İnsanımıza kızmamak gerek, insanımızı bu hale düÅŸürenlere kızmalıyız. Yatırım, üretim, iÅŸ, ücret, ihracat konuÅŸulacağına döviz, faiz ve borsa konuÅŸuluyorsa, benim insanım vahÅŸi kapitalizmin esiri haline getirilmiÅŸ demektir, bunun baÅŸka bir açıklaması olamaz.
Benim insanım sanki New York'ta, Frankurt'ta. Tokyo'da borsacı; Oysa biz. piyasa ekonomisinin altyapısı bile kurulmadan "piyasacılık oynatılan" bir ekonomideyiz.
- Esas oynayanlar dışarıdaki ve içerdeki büyükler, spekülatörler
- Onlar hem hakim, hem savcı; dövizi, borsayı yönlendiren onlar,
- Medyayı kullanarak büyük parsayı toplayan onlar,
- Siyasileri, bürokratları kullanarak bilgiyi önceden ele geçiren yine onlar.
Benim insanıma, "siz de köÅŸeyi dönmek için onlar gibi yapın", sabahtan akÅŸama kadar dövizi, borsayı, faizi düÅŸünün, arada vakit bulursanız Sayısal Loto oynayın demiÅŸler, kandırmışlar.
Son 20 yıldır Türkiye, kapitalist olmadan vahÅŸi kapitalizm oyununu oynuyor. Bu oyunu oynayabilmeniz için sahanız, hakeminiz, alt yapınız tam olacak, "halkı da iktidara ortak edeceksiniz", halk tribünden seyretmeyecek.
- Bankacılık sisteminizde "disiplin" olacak, katı kurallar uygulanacak, tekelcilik, haksız rekabet olmayacak.
- Borsanız spekülatörlerin güdümünde bulunmayacak,
- İhracatınız ithalatınızdan fazla olacak, ödemeler dengeniz yerli yerinde bulunacak,
- Hukuk düzeniniz, "toplumsal demokrasinin" düzeni i-çinde çalışacak, geniÅŸ halk kesimleri iktidara ortak olacak, tribünden seyretmeyecek.
- Hükümetler, meclisler, geniÅŸ halk kitlelerinin gerçek temsilcilerinden oluÅŸacak,
- Kişi başına milli geliriniz 25-30 bin dolar olacak.
- Devlet milli gelirin %50'sini toplayıp, bu parayı, sosyal amaçlarla yeniden dağıtacak (Fransa'da I 999'da oran %53).
Bu durumdaki Batı Avrupa ülkelerinde bile insanlar dövizi, faizi, borsayı bizdeki kadar kafalarına takmamışlar. Bizde 65 milyon insan. Veliefendi'de at yarışı oynayanların durumuna sokulmuÅŸ. 65 milyon insan, döviz, borsa, faizden baÅŸka bir ÅŸey konuÅŸamaz, düÅŸünemez hale getirilmiÅŸ. KiÅŸi başına yıllık geliri 3000 doların altında olan Türk insanı, sanki bir Batı Avrupa ülkesindeymiÅŸ gibi yanlış yönlendirilmiÅŸ.
Döviz, borsa, faiz gibi göstergeler sonuçlardır; neyin sonuçları? VerimliliÄŸin, üretimin, reel ücretlerin, dış piyasalarda üstünlüÄŸün, milli gelirin, hükümetin icraatının sonuçları. Devletin, halkın, firmaların kafaları yatırım, üretim, ücret, istihdam, verimlilik, teknolojik geliÅŸme üzerine yoÄŸunlaÅŸacak iken insanlar vahÅŸi kapitalizmin vahÅŸi ormanına salıverilmiÅŸler, gerçek deÄŸerleri deÄŸil de sanal deÄŸerleri düÅŸünür hale gelmiÅŸler.

Bizim durumumuz farklı...

Türkiye yatırımı, teknolojik geliÅŸmeyi, istihdamı, üretimi, ihracatı düÅŸünecek; Bunu unutturanlar kimler? İçeride, vahÅŸi kapitalizmin kurallarına göre parsayı toplayanlar, sonra bunları güzelce dışarı kaçıranlar, dünyadaki güç odakları ile göbek bağı olanlar...
3000 doların altında kiÅŸi başına gelir varsa, devletin, "sosyal bir devlet" olması gerekir, burası İngiltere yahut Kanada deÄŸil; Kaldı ki oralarda bile devlet "sosyal yapısını güçlendiriyor".
Bizde ise her ÅŸey. döviz kurunun, borsanın ve faizin insafına terkedilmiÅŸ; sokaktaki insana, "al sen bunlarla uÄŸraÅŸ denmiÅŸ", alay eder gibi.
Toplumsallıktan çıkarılarak at yarışı ve Sayısal Loto felsefesine itilmiÅŸ.
Ben gözümü açtığım zaman ilkokulun duvarlarında "yurdu demir aÄŸlarla ördük" yazılarını görürdüm. Åžimdiki çocuklar ise çevrelerinde borsa, döviz ve faiz levhalarından baÅŸka bir ÅŸey göremiyorlar.
Bunlar ne iÅŸ saÄŸlar ne de karın doyurur: 65 milyona Loto oynayın demek, çok daha dürüst davranış olurdu!