| Türkiye'nin İçine Düştüğü Çelişki Nedir? |
|
|
| Yazar Yönetici | |
| Pazar, 14 Åžubat 2010 00:12 | |
|
Türkiye'nin İçine Düştüğü ÇeliÅŸki Nedir? İki kutuplu dünya dengelerinde Batı nın kerhen içinde tuttuÄŸu TürÂkiye Sovyetler BirliÄŸi'nin dağılmasından sonra Batı tarafından yüzüstü bırakıldı. Sadece yüzüstü bırakılmakla da kalmadı: Batı, Türkiye üzerinÂdeki eski hesaplarını bir bir ortaya çıkarmaya baÅŸladı. Bu durum karşısında Türkiye'nin "Batı taleplerini dengelemek için" yeni dış politika arayışları içinde olması gerekirdi. Ancak bu yapılamadı. Çünkü ortada "kendi çıkarlarını koruma iradesini gösterecek bir Türkiye bulunmuyordu." Halkın büyük çoÄŸunluÄŸunun çıkarlarını siyasal sisteme yansıtaÂcak bir düzen kuramamıştık. Gâzi Mustafa Kemal'in halkçı, devletçi bir yaklaşımla çözmeye çalıştığı toplumsal ve toplumcu oluÅŸum, TürkiÂye'nin Batı kampının denetimi altına sokulmaya baÅŸlamasıyla ortadan kalkıyordu. -             Bir taraftan 'Küçük Amerika1 olma hayalleri, -             Öte yandan biçimsel demokrasinin öne çıkması, Batı kapitalizÂminin ve emperyalizminin Türkiye'de dal budak salmasının altyapısını hazırladı. 1960 Devrimi ve 1961 Anayasası, "toplumsal ve toplumcu geliÅŸÂmenin ve gerçek demokrasinin elde edilmesinin" koÅŸullarını getiriyordu. Türkiye'de de sosyal sınıfların siyasal sistem üzerindeki etkisi artmaya baÅŸlamıştı. İktisatta, siyasette, savunmada ve kültürde ulusal çıkarlar ve deÄŸerÂler iç dinamikler üzerine oturtularak geliÅŸtirilebilecekti. Bunun ilk ürünÂleri de alınmaya baÅŸladı. Ancak Batı kapitalizmi ve emperyalizmi TürkiÂye'deki bu süreci kendisi için tehlikeli görmüştü. Türkiye dünyanın en kritik coÄŸrafyasında bulunan büyük ölçekli biı ülkeydi. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal Atatürk tarafınÂdan "Batı emperyalizmine raÄŸmen" kurulmuÅŸ ve esaret altındaki milletÂler için bir umut ışığı yakmıştı. Åžimdi toplumcu kapıları aralayan ve Batı kapitalizminin çıkarlarına ters düşen yeni geliÅŸmelere izin verilemezdi! 1961 Anayasası'nın baÅŸlatıldığı hareket durdurulmalı ve yeniden eski zeminine oturtulmalıydı. İç karışıklıklar, saÄŸ-sol çatışmaları Batı emperyalizmi tarafından düğmeye basılarak harekete geçirildi. -   12 Mart 1971 darbesi bir iç müdahale deÄŸildi. Türkiye'deki yeni toplumcu geliÅŸmeleri durdurmak ve gerçek demokrasinin yerleÅŸmeden yolunu kesmek için ABD ve diÄŸer Batı güçleri tarafından yaptırılmıştır. -  İçerde yapanlar bile belki de ne yaptıklarının tam olarak farkında deÄŸillerdi. 12 Mart 1971'i izleyen yıllarda Türkiye bir kaos ortamı içine itilÂdi. SaÄŸ-sol çatışmaları o dönemin kullanılan en güzel maÅŸası oldu. Ülke içerde öğrencisiyle, işçisiyle, polisiyle saÄŸ ve sol diye ikiye ayrılarak karşı karşıya getirildi. Böylelikle "ulusalcı politikaların Türkiye ve benzeri ülkelerde olması gereken antiemperyalist kimliÄŸi yerine", yapay iç çatışma araçları kullaÂnıldı. SaÄŸ-sol çatışması bu dönemin en cazip maÅŸası oldu. Genç öğrenÂciler, işçiler, köylüler, memurlar, esnaf, gerçek tehlikenin Batı emperyaÂlizminin kendisi olduÄŸunu anlamamalıydılar. Yapay düşmanlar yaratıldı; saÄŸ-sol, laik-antilaik, Türk-Kürt ayrıştırÂmaları ve karşıtları emperyalizmin oyuncakları olarak sahnedeki yerleÂrini aldılar. Emperyalizm bu düşmanlık tohumlarını ekerek kendi kimliÄŸini gizÂliyordu. Toplumlar kendi çıkarlarının emperyalizme karşı politikalar izÂlemekten geçtiÄŸini unutup iç çatışmalara itildiler. Avrasya Vakfı'nda (ASAM) verdiÄŸim konferanstan sonra bir adam yanıma geldi ve "Hocam sizinle resim çektirmek istiyorum" dedi. Ve arkaÂsından ekledi, "Yıllar önce ben sizin düşmanınızdım, bugün ise sizi zevkÂle dinledim" dedi ve ekledi; "Biz o yıllarda bütün sol bildiklerimize savaÅŸ açmıştık" diyerek konuÅŸmasını sürdürdü. "Peki siz kimsiniz ya da o döÂnemde kimdiniz" diye sorduÄŸumda ise yüzündeki acı tebessümle, Komünizmle Mücadele DerneÄŸi baÅŸkanı olduÄŸunu sesi titreyerek söylüÂyordu. İşte soÄŸuk savaÅŸ yıllarında ve özellikle de 12 Mart 1971den baÅŸlaÂyan süreçte bizi birbirimize düşüren emperyalizm, "arıtiemperyalist ve ulusal kimlikte politikaların yürütülmesi yerine" Türkiye'nin emperyaÂlizmin kucağına düşmesine yol açıyordu. Ve ÅŸimdi o eski dernek baÅŸkanı benim antiemperyalist görüşleriÂme destek veriyor ve yan yana resim çektirmekten mutluluk duyuyordu. Türkiye'nin gerçek düşmanının Batı emperyalizmi olduÄŸunu anlaması için, Batı'nın Osmanlı'nın son döneminde olduÄŸu gibi yeniden üstümüÂze gelmesi gerekmiÅŸti. Fiziki ayrışmadan kimyasal ayrışmaya Batı emperyalizmi soÄŸuk savaÅŸ yıllarında ÅŸu temel öğeleri maÅŸa olaÂrak kullanarak iç çatışma ortamı yarattı; -  SaÄŸ ve sol arasında çatışma, -  Laik-antilaik çatışması, -  Etnik öğelerinin istismarı. SoÄŸuk savaÅŸ sonrasında ABD ve AB'nin açıktan açığa Lozan'da saÄŸlanan dengeleri ortadan kaldırma politikaları, o dönemde yürütülen politikaların da gözden geçirilip deÄŸiÅŸtirilmesini gerektiriyordu. Artık, 'komünizm geliyor' ve 'özgürlük' sloganlarını kullanamazlardı. ABD ve AB için Türkiye konusunda esas endiÅŸe ÅŸu noktalardan kayÂnaklanıyordu: -  Ya Türkiye'de de Güney Amerika'da olduÄŸu gibi ulusalcı politikaÂlar geliÅŸmeye baÅŸlarsa? -   Ya Türkiye, Batı'nın yeni dayatmaları karşısında bölgesel bir güç haline gelirse? Ellerindeki en önemli araçların başında gelen, eskiden beri kullanÂdıkları 'sermaye faktörü'nü 'deÄŸiÅŸtirerek' devreye sokmaları yararlı olaÂcaktı. Yerli büyük sermaye 'Batı'nın dev ÅŸirketlerine tek yanlı baÄŸlanaÂrak' kimyasal bir örgütlenme gerçekleÅŸmeye baÅŸladı. -  ABD ve AB'nin dev ÅŸirketlerine baÄŸlı Türk ÅŸirketleri artık kimlik deÄŸiÅŸtirip Batı'nın Türkiye'de temsilcileri haline geliyordu. -  Yerli büyük ÅŸirketlerin beyinleri artık Batı ÅŸirketlerinin bir parçaÂsı oluyordu. -             Batı ÅŸirketleri, "kendi devletleri ve kapitalist düzenleri ile her alanÂda bütünleÅŸmiÅŸlerdi." Dolayısıyla, "Türk ÅŸirketleri de Batı çıkarlarının bir parçası oluyorlardı." -             ABD ve AB Türkiye'de soÄŸuk savaÅŸ sonrasında Lozan dengelerini ortadan kaldırarak politika yürüttüklerinde, yerli ÅŸirketler de bunun bir aracı haline geliyorlardı. -              Sadece ticari ve mali çıkarlar konusunda deÄŸil; siyasi, askeri ve kültürel alanlarda da bu sermaye çevrelerinin 'Batı'nın çıkarlarına önÂcelik tanıyan bir misyon' içine girdikleri görüldü. Türkiye'deki örnekleri -               1995'te Türkiye AB'ye Gümrük BirliÄŸi aracılığı ile baÄŸlanırken gayri milli sermaye çevreleri bu misyonun sahibi oldular. Çünkü kendiÂleri Batı'nın dev ÅŸirketlerine zaten baÄŸlanmışlardı. 'Kendi meÅŸrutiyetleÂrini' saÄŸlamak için Türkiye'nin de ÅŸirketler aracılığı ile baÄŸlanması gereÂkiyordu. Gümrük BirliÄŸi ile Türkiye dış ticaret (ve iç ticaret) politikalarının, kendisinin dışındaki AB tarafından belirlendiÄŸi bir yapılanmaya sokulÂdu. Ayrıca Türkiye'nin, AB dışı tüm dünya ile ticari iliÅŸkileri Brüksel'in ipoteÄŸi altına alınmış oluyordu. -              17 Aralık 2004'te Türkiye, AB ile 'koÅŸullu görüşmelere baÅŸlama taÂrihi alırken de', yine bu çevreler var güçleri ile çalıştılar. Türkiye, 'Batı kapitalizmine bağımlılığı' ile geri dönemeyeceÄŸi bir tünelin içine sokulmak isteniyordu. Türkiye'deki gayri milli sermaye çevreleri Batı'nın dev ÅŸirketlerine baÄŸlanmışlardı; Türkiye de bütün makro politikaları ile, AB'nin denetimi altına sokuluyordu; Batı'nın ÅŸirketleri ile devletleri bütünleÅŸme içindeyÂdiler; Türkiye'deki dev ÅŸirketler de, "kendi ulusal politikaları olmayan Türkiye yerine", AB'ye (ve ABD'ye) bağımlı hale geliyorlardı. Kıbrıs konusu Türkiye'deki gayri milli sermaye çevreleri Kıbrıs konusuna ABD'nin ve AB'nin gözlüğü ile baktılar. Onların taleplerinin, "kamuoyunun tepkiÂsi olmadan yerine getirilmesini saÄŸlamak için" halkı yanlış bilgilendirdiÂler, halkı yönlendirdiler. Çünkü onlar "Türkiye'nin tarafında deÄŸillerdi. Karşı tarafa bağımÂlıydılar. " Ticari, mali, idari ve teknolojik bağımlılıkları en sonunda siyasi bağımlılığı da beraberinde getiriyordu. 'İşin kimyası' onlar için bu sonuÂcu doÄŸurdu. Damarlara girmiÅŸ virüsler gibi iktisadi ve siyasi yapıyı etkiÂlemeye baÅŸladılar. Onlar artık, Batı emperyalizminin Türkiye içindeki uzantıları olÂmuÅŸlardı. - 15 Aralık 2004'te Avrupa Parlamentosu'nda yaÅŸanan olay ilginçtir. Avrupa Parlamentosu 17 Aralıktaki zirveye yönelik olarak bir karar aldı. Türkiye'de televizyon ekranlarında insanlar, ellerinde "Türkiye'ye evet" diyen parlamenterleri görmüşlerdi. Büyük sermaye medyası 70 milyon insanı aldatıyordu. Televizyonlarda bu görüntüyü yorumlayanlar, "AvruÂpa Parlamentosu tarihinde ilk defa Türkiye'ye evet dedi" diyorlardı. Ve "Atatürk'ün hedeji gerçekleÅŸti" diye de ekliyorlardı. Oysa Avrupa Parlamentosu'nun kabul ettiÄŸi karar metni okunduÂÄŸunda Türkiye'yi Lozan'dan Sevr'e taşımak isteyen dayatmaların yer alÂdığı görülür. Büyük sermaye medyası, ancak faÅŸist ve baskıcı yönetimlerÂde görülen bir yöntemle olayı tamamen saptırıyordu. "Türkiye AB'ye artık kabul edildi" diye sunulan bu karar metninde yer alan bazı maddeler ÅŸunlardı: a)               "Türkiye Kıbrıs'tan askerini çeksin, Rumları da Kıbrıs CumhuriÂyeti olarak tanısın" anlamına gelen net ifadeler vardı. b)               "Türkiye 1915'te Ermenilere soykırım yaptığını kabul etsin" kararı yer alıyordu. c)               GüneydoÄŸu Anadolu'nun özerkliÄŸine yönelik 3-4 ayrı madde yerleÅŸtirilmiÅŸti. d)             Türkiye'de "etnik ve dini ayrımcılığın tahrik edilerek denetlenmeÂsini" AB güdümüne sokmak isteyen hükümler yer alıyordu. e)               Misyonerlik faaliyetlerinin AB tarafından yönlendirilmesinin hükümleri getiriliyordu. f)               Ayrıca "görüşmeler sürecinin, bir oyalama süreci olarak yürütülÂmesini saÄŸlayan" ve Türkiye'yi özel statüye götüren bütün koÅŸulÂlar hazırlanmıştı. Türkiye aleyhine çok ağır hükümlerle dolu Avrupa Parlamentosu kararı medya tarafından "bir bayram havası yaratılarak" 70 milyon inÂsana sunuluyordu. Bu bir Cumhuriyet ve halk düşmanlığı idi. İç düzen, gayri milli sermaye çevreleri kanalı ile emperyalizmin taleplerini karşılaÂyacak biçimde kurulmuÅŸtu. Bu düzen ve 'örtülü (halka açık) faÅŸist yapılanma' adı verilirse gerÂçek, en iyi biçimde tanımlanmış olacaktır. Türkiye'de toplumun damar ve sinir sistemine 'nüfuz etmeye baÅŸÂlayan' emperyalizm, en tehlikeli örneklerini Türkiye-AB ve Türkiye- ABD iliÅŸkilerinde ortaya koydu. İslamcı siyasiler ve emperyalizm SoÄŸuk savaÅŸ sonrası siyasi İslam da yeniden Batı emperyalizminin en temel silahlarından biri oldu. Üstelik bu silah 'çok baÅŸlı füze' gibi birÂkaç hedef için birlikte kullanılıyordu. -             Hem gayri milli sermaye çevreleri ve bölücüler gibi Batı emperyaÂlizminin içerdeki iÅŸbirlikçileri oldular, -              Hem de sosyal patlamaları önleyecek bir supap, bir yastık iÅŸlevi üstlendiler. ABD ve Avrupa Türkiye'de önceleri saÄŸ ve sermaye ağırlıklı partileÂre yaslanarak kendi çıkarlarını koruyorlardı. 1980'li yıllarda bunda baÅŸaÂrılı oldular. Ancak sermayenin kurdurduÄŸu partiler zamanla seçkinlerin partileri oldular. Kırsal alandan ve büyük kentlerdeki varoÅŸlardan tamaÂmen koptular. Hem kırsal alan hem varoÅŸlar başıboÅŸ kalmışlardı. Güney AmeriÂka'da başıboÅŸ kalan varoÅŸlarda sol ve toplumcu siyasi partiler yeÅŸermeye, güçlenmeye baÅŸladılar. Batı emperyalizmi açısından Türkiye'de de imÂdada yetiÅŸtiler. İslamcı siyasilerin bir kısmı Batı emperyalizmi ile flörte baÅŸlayıp 'onun Türkiye'deki Truva atları' olmayı kabullendiler. Onlar da 'deÄŸiÅŸmiÅŸlerdi'. Batı emperyalizminin Türkiye'deki hedefleri ile bu gayri milli İslamcı çevrelerin hedefleri artık örtüşüyordu. Örtüşen noktalar ÅŸunlardı: -             Her ikisi de Türkiye'nin, "Batı'nın ipoteÄŸi altına girmesini" istiyorÂlardı. -              Her ikisi de Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine karşıydılar. TürkiÂye Cumhuriyeti'nin temellerinin sarsılması ve yıkılması ortak hedefleri haline geldi. Özellikle soÄŸuk savaÅŸ sonrasında bu hedefleri daha belirgin bir biÂçimde örtüşmeye baÅŸladı. Türkiye içindeki temsilcileri bunları açık açık yazmaktan ve söylemekten de çekinmiyorlardı. —         İçerdeki temsilcileri, "Uzun yıllardan beri ilk kez Batı'nın talepleri ile yerel talepler örtüşüyor" diyerek görüşlerini dile getirdiler. - "80 yıldır yapamadıklarımızı ÅŸimdi artık yapabilecek duruma gelÂdik" diyenler de oldu. ABD'nin başını çektiÄŸi Batılı çevreler ise 'Islami Cumhuriyet', 'Ilımlı İslam Cumhuriyeti', 'İslami Demokrasi' gibi adlarla bu örtüş- menin kılıfını hazırlamaya baÅŸlamışlardır. Bazı İslamcı siyasiler aynen gayri milli sermaye çevreleri ve bölücüÂler gibi Batı emperyalizminin Türkiye'deki kimyasına dahil oldular. İslamcı siyasilerin bu tutumları "tabanlarının iç çatışma ve çeliÅŸki içiÂne düşmelerine" yol açtı. 2000'li yıllar ilerlerken bu süreç de yürüyordu. Türkiye'nin iç dengelerindeki çeliÅŸkiler ve çatışmalar Türkiye'nin dış dengesizliklerinin de esas kaynağı oldu.
|


