Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
İnkılap ve Kadro Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cuma, 26 Aralık 2008 21:17
İnkılâbımızın Milletlerarası Mânâsı


BİR KEYFİYET DEĞİŞİKLİĞİ :İnkılâbımız ne birtakım tesadüflerin, ne de sebepleri yalnız kendi sınırlarımız içindeki ÅŸartlar ve kendi irademizin müdahaleleri ile kayıtlı hâdiselerin eseri deÄŸildir. Onun; tarihî kökleri bakımından milletlerarası ve geliÅŸme yönleri bakımından cihan ölçüsünde bir mânâsı vardır. Bundan önce de bazı vesilelerle deÄŸindiÄŸimiz bu nitelikler üzerinde biraz daha durmalıyız:

Türk toplumu, bir keyfiyetten (nitelikten) diÄŸer bir keyfiyete geçiyor. Dünya üzerinde ilkel ve tâbi (bağımlı) bir yarı sömürge olmaktan çıkarak, özgür bir cüz-ü tâm, yani bir birey, bir birlik olmaya doÄŸru gidiyor. Bu geliÅŸme; Diyalektik açıdan, elbette ki, zaman için birtakım deÄŸiÅŸikliklerin, «kemmî», yani nicelik bakımından birtakım birikmelerin eseridir. Yani Diyalektik açısından Türkiye olayında da bu kemmî birikmeler, keyfî, yani nitelik bakımından deÄŸiÅŸmeleri, hem de adına Türk Millî KurtuluÅŸ Hareketi dediÄŸimiz bir «infilâk», bir «sıçrama» ÅŸeklinde zaruri kıldı.
Hakikaten de, siyaseten ve iktisaden özgür bir «birlik» olarak Türkiye, bir yarı sömürge ve tâbi bir ülke olan eski Osmanlı Türkiye'sinden bambaÅŸka bir ÅŸeydir. Ne sömürge, ne de sömürgeci olan, hem sömürgeliÄŸi, hem sömürgeciliÄŸi reddeden bir varlıktır. Çarkları birbirlerine çarpamayan, hâkim faktörleri Devlet eliyle ve Halk yararına düzenlenmiÅŸ bir nizamı güder. Kamu ve özel sektörü birbirini tamamlayan iktisadî yapı peÅŸindedir. Böylece de, dünyadaki milletlerarası iÅŸbirliÄŸinde de bu özellikleri ile yer alan yeni bir millet ve cemiyet tipi alacaktır. Bu tip, cihan tarihinde yeni bir örnek olacaktır (1).

BİR ÇÖKÜNTÜ :
Eski Türkiye'nin ilkel ve geri bir yarı sömürge olmasının sebepleri ve ÅŸartları ise, yalnız bizim ülkemize mahsus ve yalnız bizim kaderimizle kayıtlı olmayan, milletlerarası ve dünya ölçüsünde bir büyük tezadın, bir tarihî geliÅŸmenin eseri idi. XVIII. yüzyılın sonunda, Batı memleketlerinde ve bilhassa önce İngiltere'de baÅŸlayan makinelerin icadı ve sanayie uygulanması ÅŸeklinde geliÅŸen hareketin eseri idi. «Sanayi İnkılâbı»nın, yani makineleÅŸen sanayiin, «bol» ve «ucuz» mal ÅŸeklinde Türkiye' ye ve bize benzer ülkelere akıttığı seller, memleketimizin özel ve yerli sanayi cihazını parçaladı (2). Türkiye'yi ve bize benzer memleketleri, meselâ İran'ı, Çin'i, Hindistan'ı, vb... makineli sanayi ülkelerinin iktisadî etkisi ve sonra da hâkimiyeti altına düÅŸürdü. Zaten mevcut olan Kapitülâsyonlar gümrük kapılarında elimizi kolumuzu baÄŸlıyordu. Bu ucuz mal sellerine karşı hiçbir tedbir alamadık. Bilhassa Napolyon harplerinden sonra bu yerli sanayi bütün ağırlığı ile çöktü, yıkıldı.
(1) Yani, Emperyalist Kapitalizmin, kendi içinde sınıflara ayrılmış, sınıf kavgalı, dünyaya karşı istilâcı ve sömürgeci nizamına göre, baÅŸka bir toplum tipini temsil eder. Bu tip, topyekûn sosyalizmin, İnkılâbının getirdiÄŸi Vatan anlamı ve millet anlamı ile, Sovyet Sosyalizminin Politiko-Sosyal yapısından da ayrılır.

(2) Sanayi İnkılâbı, Yeni Zamanlar dediÄŸimiz çağı yaratan ve Osmanlı İmparatorluÄŸumun iÅŸtirak edemediÄŸi, en büyük hareketlerden biridir. Bunun yanında, Fransa İnkılâbının getirdiÄŸi yön tayin edici fikir ve ilkelerle, aynı inkılâbın getirdiÄŸi yeni müesseselere, meselâ demokrasi geliÅŸmelerine de bu İmparatorluÄŸun katılamaması, onun ikinci bahtsızlığını teÅŸkil eder. Sanayi İnkılâbının dışında kalınca tabiî Ordunun yenileÅŸtirilmesi çabaları da köksüz, yetersiz kaldı.
Yukarıda kaydettiÄŸimiz gibi, bir taraftan Kapitülâsyonlar, bu yeni istilâyı hem kolaylaÅŸtırdı, hem de devam ettirmek için bütün hükümleri saÄŸladı. DiÄŸer taraftan Batı memleketlerinde delicesine geliÅŸen bu sanayiin muhtaç olduÄŸu hammadde kaynakları ve Pazarlar saÄŸlanması yolunda meydan alan rekabetler, sömürgelerin siyasî taksimi ile neticelendi. Türkiye, İran, Çin gibi yarı sömürgeler üstünde, sömürgeci devletlerin «Nüfuz» anlaÅŸmaları baÅŸladı. İşte asıl bundan sonradır ki dünya, Metropoller, yani büyük sanayici memleketlerin teÅŸkil ettiÄŸi kudretler ile, Sömürge ve Yarı Sömürgeler ÅŸeklinde ikiye bölündü. İki karargâha ayrıldı. Türkiye, yarı sömürgeler sahası içindeydi.

KAPİTALİZMİN MEZAR KAZICILARI :
Ancak, Batı memleketlerinde geliÅŸen ve insanlık tarihinin, ÅŸüphe yok ki en önemli bir hâdisesi olan sanayi inkılâbı, bir taraftan dünyayı yukarıda iÅŸaret ettiÄŸimiz ÅŸekilde iki sahaya böldü. Ama diÄŸer taraftan da, Kapitalizmin dünya ölçüsünde bir geniÅŸlik alışı, adaletsiz bir denge içinde olsa da, dünyayı bir İktisadî BirliÄŸe götürmek suretiyle, ilk defa bir Dünya BirliÄŸi de kurmuÅŸ oluyordu. Ama bir taraftan bu BirliÄŸi kurarken, diÄŸer taraftan da bu BirliÄŸin antitezlerini, yani bu BirliÄŸi paralanmalara, Dünya Harplerine, Millî Mücadelelere götürecek faktörleri de, kendi içinden gene kendisi yaratıyordu: SanayileÅŸen ülkelerde Sanayi İşçisine, yani Proletaryaya vücut vererek geleceÄŸin sınıf kavgalarına tohum ekiyordu. Böylece çağımızın ve kapitalizmin, birinci büyük tezadı, çeliÅŸmesi ortaya çıkıyordu. Sonra sömürge ve yarı sömürgelerle metropoller ÅŸeklinde cihanın ikiye bölünmesi; istiklâl mücadelelerinin, millî kurtuluÅŸ hareketlerinin tohumlarını yaratıyordu. Böylece de hattâ birincisinden daha önemli, daha dünya ölçüsünde diÄŸer bir tezat, çağımızın yapısında iÅŸlemeye baÅŸlıyordu. Sömürgeci Devletlerin kendi aralarındaki hammadde veya pazar kavgaları ise, ayrıca gelecekteki dünya harplerinin tohumlarını atıyordu. Hulâsa, Kapitalizm ve Emperyalizm, kendi mezar kazıcılarını, kendileriyle beraber yaratıyorlardı...

Adına Dünya Harbi dediÄŸimiz Dram (3) bu çaÄŸdaÅŸ Kapitalizmin kendi bünyesinden doÄŸdu. Fakat kaçınılmazdı. Bu harp, sömürgeci milletlerin kendi arlarında cereyan eden bu hammadde ve pazar kavgasının tipik bir misâliydi. Bu savaÅŸta, kavganın gerçek sebebi olan «gasp ve gâret», yani istilâ ve yaÄŸma deliliÄŸi, bütün inceliklerini verdi. Teknikte ve terakkide kemâle ermiÅŸ bir nizamın, bütün ilmî, fennî ve ruhî kuvvetlerini harekete getirdi. Ve bu arada, baÅŸdöndürücü «maskeleme» usulleri ile, maksat pekâlâ gizli tutulabildi

(4). Bu suretledir ki, ya kapitülâsyonlardan, ya diÄŸer iktisadî ve siyasî kayıtlardan bık-
(3) Bu kitabın. Birinci Dünya Harbi sonunda yazıldığını ve İkinci Dünya Harbi'nin henüz patlamamış olduÄŸunu iÅŸaret etmeliyiz. Ama tam bu kitap yazılırken, yani 1931 'de Atatürk, Ankara'da ve Amerikalı General Mak Arthur'a, bu İkinci Dünya Harbi'ni, zamanı, safhaları ve neticeleri ile hatasız açıklamıştır. (Bkz. Åž. S. Aydemir: İkinci Adam, cilt II, s. 85-95).
(4) İkinci Dünya Harbi'nden sonra bu maskeleme usulleri, her türlü tasavvurları aÅŸan bir incelik ve geniÅŸlik aldı. Öyle ki, bu sefer meselâ Güney Kore ve Vietnam'da olduÄŸu gibi ikiye bölünmüÅŸ aynı ülkenin çocukları, kendi aralarında, milyona varan kurbanları ile boÄŸazlaÅŸmaya sürüldüler. Bu harp alanları, Süper Kapitalizmin yeni silâhlarının, yeni usullerinin denendiÄŸi kanlı deneme alanları haline getirildi. Ve bugün bu tehlike, elbette ki bütün peyk ülkelerin başında bir Demokles kılıcı gibi sallanmaktadır. Bu usul, Sömürgenin Sömürgeciye karşı savaşını, sömürgenin kendi içinde bir vatandaÅŸlık harbine çevirebilmekle, gerçekten ÅŸeytanî bir mekanizma yaratmış bulunmaktadır.

kın, yahut da yeni istilâ tehlikelerine maruz olan birtakım masum milletler, aslında kendi aleyhlerine iÅŸleyen bu Dünya Harbinin çarkları arasına, bilerek, bilmeyerek sürüklendiler. Meselâ Osmanlı Türkiye'si de, esrarı ancak son yıllarda ve onu tertip edenler tarafından açıklanan bir Karadeniz oyunu ile, PadiÅŸahından, Kabinesinden ve Meclislerinden habersiz Birinci Dünya Harbi'ne sürüklendi (5).
Fakat kapitalizm, dünyayı bir iktisadî nizam altında toplama vasıflarını artık kaybetmiÅŸti. Onun insanlığın hür ve emniyetle terakkisi bahsinde artık bir engel haline gelmiÅŸ olduÄŸunun bütün delilleri ve iÅŸaretleri de, bu Dünya Harbinde ortaya döküldü. Bu Harbin sonu, bir taraftan ve dünyanın bir kıs-


(5) Yakın tarihimizde en çok dövüÅŸtüÄŸümüz Çarlık Rusyası, Birinci Dünya Harbi'nden önce de Türkiye için en büyük tehlike olarak görülüyordu. Çarlığın Türkiye aleyhine İngiltere ve Fransa ile geniÅŸ taksim plân ve anlaÅŸmaları vardı. Fakat, Birinci Dünya Harbi baÅŸlayınca bu Devletin, Alman-Avusturya orduları karşısında ağır durumlara düÅŸmesi, BoÄŸazlan elinde tutan ve kapayan Türkiye için, harbe girmeden de kendini korumak, veya hiç deÄŸüse hemen harbe girmemek için müsait ÅŸartlar yaratmıştı. Fakat o sırada İstanbul'a sığınan iki Alman harp gemisinin Karadeniz'de, güya Rus donanmasının saldırısına uÄŸradığı ÅŸeklinde yayınlanan bir bombardıman olayı ile Türkiye harbe sürüklendi. Harbin sonunda da çöktü. Bu Karadeniz macerasının bir tertip olduÄŸu zaten sezilmekle beraber, Hitler'in BaÅŸ Amirali ve o zaman bu harekete katılan Amiral Von Döniz, bu saldırının Türkiye'yi harbe sokmak için nasıl kendileri tarafından tertiplendiÄŸini etrafıyla açıklamıştır. (Amiral Von Döniz' in Hatıraları). Bu harbe giriÅŸ hakkında bkz. Åž. S. Aydemir: Tek Adam, cilt I. s. 228-236.

Bu harbe girilirken Devleti idare eden birkaç kiÅŸinin böylelikle hiç olmazsa Kapitülâsyonlardan kqrtuluruz, hayali ise, acı bir istihza ile bitti. Çünkü, Hükümetin Kapitülâsyonların kaldırıldığı yolundaki tebliÄŸine, her devletten önce, Müttefiklerimiz Almanlar ve Avusturyalılar itiraz ettiler. Hele bu hususta Avusturya Sefirinin hareketi, düpedüz bir hiddet ve hakaret oldu. (Aynı eser, aynı sayfalar).

mında olsa da İhtilâlci sınıf mücadelesinin zaferi ile bitti. DiÄŸer taraftan Türkiye'nin verdiÄŸi misâlle, Millî KurtuluÅŸ hareketlerinin artık tarih sahnesine çıkışı ile sonuçlandı. Yani, aslında bir facia olan harp aynı zamanda Dünyanın yeni birtakım nizamlara yöneliÅŸi yolunda, hakikî bir itici kuvvet oldu. Bu suretle, Harp sonrası dediÄŸimiz devir, her biri kendi istikametinde geliÅŸen bu iki büyük ve milletlerarası önemde çatışmanın, artık nasıl derinleÅŸmiÅŸ, kökleÅŸmiÅŸ ve olgunlaÅŸmış olduklarını bütün belirtileri ile meydana attı. Ve anlaşıldı ki:

1 — Sanayiin plânsız inkiÅŸafı ve bu sanayiin de, cihanın
yalnız bir kısım memleketlerinde yoÄŸunlaÅŸması sonucu olarak Proletaryanın da o ülkelerde yoÄŸunluk peyda etmesi, sınıf mücadelesinin de oralarda keskinleÅŸmesi, tarihî bir zorunluktur.
2 — Aynı suretle yüksek tekniÄŸin, yalnız bir kısım sana-
yici ülkelerde yoÄŸunlaÅŸmasından ve diÄŸer birçok ülkelerin sanayisiz kalmalarından doÄŸan müstemleke nizamının, millî kurtuluÅŸ mücadelelerine zemin ve imkân hazırlaması da, çağımızın, gene kaçınılmaz diÄŸer bir tarihî zorunluluÄŸudur...
İçinden çıkılması, ya medeniyetin ölümü, ya tekniÄŸin ve Sanayiin cihanda daha adaletli bir dağılışına, yahut yeniden kuruluÅŸuna baÄŸlı olan bu vaziyet karşısında, bir taraftan proletarya kendi diktatoryasını kurmak suretiyle üretimi plânlaÅŸtır-mak ve sınıf çatışmasını tasfiye etmek davası içindedir. Ama bu çaba; Dünyanın bir kısmında yoÄŸunlaÅŸmış bu sanayiin, bütün sömürge ve yarı sömürgelere de yayılması, yani daha adaletli bir dağılışı için, ÅŸimdilik pek bir ÅŸey vadetmemektedir (6).
(6) Åžimdi Komünist ülkeler, yani Rusya, Çin, DoÄŸu Avrupa, Sosyalist Balkan Devletleri bu düÄŸümü, İhtilâlci ülkeler içinde Monokültürü deÄŸil de, Polikültürü hâkim kılmak, yani kendileri de kendi sanayilerine girmek suretiyle çözümlemiÅŸ bulunuyorlar? Fakat Komü nist âlem içinde olmayan milliyetçi, fakat sanayileÅŸmek dâvasında olan ülkeler, bu problemi, Özgür bir iktisadî siyaset içinde ve hem Sosyalist, hem Demokrat ülkelerle İktisadî iÅŸbirliÄŸine ve sermaye anlaÅŸmalarına girmek suretiyle çözümlemek zorundadırlar.

DiÄŸer taraftan, sömürge ve yarı sömürgelerle iktisaden geri memleketler, siyasî ve iktisadî istiklâl yolu ile sanayilerini kendileri kurar ve bu yoldan metropollerdeki sanayi yoÄŸunluÄŸunu az çok dağıtabilir. Böylelikle, oralardaki keskin sınıf kavgalarının da hafiflemesine yol açılmış bulunacaktır. Bu suretle ise, hem keskin sınıf harpleri, hem Sömürge ve metropol çatışması, millî kurtuluÅŸ hareketlerinin müdahalesi ile adaletli bir çözüm yoluna girmiÅŸ olacaktır. Bu yeni ülkeler, kendi ülkelerindeki yeni sanayi kuruluÅŸlarına plânlı, yani halk yararına bir devlet kontrolü altında gittikleri takdirde ise, bu ülkelerde de keskin sınıf kavgalannm geliÅŸmesi önlenmiÅŸ olacaktır. Millî kurtuluÅŸ hareketlerinin çaÄŸdaÅŸ, fakat «ileri» birer faktör oldukları gerçeÄŸi, böylece daha da belirmiÅŸ bulunmaktadır.

BİR KÖLELEÅžTİRME NİZAMININ MEKANİZMASI:
Hulâsa harp sonrası devresi, millî istiklâl cidallerinin, Batı'daki sınıf kavgaları kadar kaçınılmaz, fakat onlardan daha yaygın ve daha ileri birer dünya faktörü olduÄŸunu ortaya sermiÅŸ oldu. Bu çatışmanın böylece ve bütün gerçekleri ile anlaşılabilmesi için bütün bir XIX. yüzyılın geçmesi lâzımdı. ÇaÄŸdaÅŸ Kapitalizmin, Dünya Harbi ÅŸeklinde, bütün illetlerini vermesi ve pisliklerini ortaya sermesi lâzımdı. Sonra da iktisaden bağımlı ülkelerde, yahut bu ülkelerin hiç olmazsa birinde, siyas'î ve iktisadî bağımsızlık hasretinin, bütün istilâ ve sömürge ÅŸartlarına karşı topyekûn bir isyan ÅŸekline gelmesi ÅŸarttı. Türkiye'de olduÄŸu gibi.. Nihayet bu cihan ölçüsünde etkili isyan ve mücaddlenin, kendine özgü Dünyayı görü§ ve anlayış ölçülerinin doÄŸması, belirmesi ve ÅŸekilleÅŸmesi gerekti.
Fakat, XIX. yüzyılın bilhassa ikinci yansı, Avrupa'da geliÅŸen kapitalist iliÅŸkilerin ve bunların neticesi olan sınıf kavgalarının müÅŸahede ve tetkikinden doÄŸan bilimsel araÅŸtırmalara imkân verdi. Bu araÅŸtırmalar alanında bilginler, düÅŸünürler yarattı. Bu geliÅŸmelerin bütün kanuniyetleri ortaya serildi. Sınıflar kavgasının kanuniyetleri iÅŸlendi. Ama metropollerle sömürge ve yan sömürge iliÅŸkilerinden doÄŸan çeliÅŸme ve çatışmaların tetkik ve müÅŸahadesine dayanan araÅŸtırmalar ve araÅŸtırıcılar türemedi. Kapitalist iliÅŸkiler; Asya, Afrika, Güney Amerika gibi bu Kapitalizme köle ve pazar olan ülkelerde ÅŸu kanuni-yetler içinde yürüdü: Tâbi ülke, bütün emeÄŸinin hâsılasını, yarattığı hemen bütün kıymetleri, bütünü ile Metbûuna, yani yabancı Efendisine kaptırıyordu. Bu alınteri hâsılasından vergiler ÅŸeklinde Devlet hazinesine akacak kıymetlerin çoÄŸu da, devletin borçlan, faizleri ve kurulan yeni saraylarla, bu saraylar etrafında çöreklenen bir avuç saray uÅŸaklarının refahı, sefahati için akıp gidiyordu. Tâbi ülkede, sermaye birikmesi olmayacaktı. Yalnız bu yabancı ülkelerle vatan toprakları arasında ve baÅŸlıca olarak limanlarda yeni ve her ülkede de azınlıklardan olan bir aracı grubu (Komprador) türüyordu. Meselâ bizde Tanzimat'tan önce ÅŸöyle böyle günü gün ederken, Tanzimat'tan sonra birden sivrilen, zenginleÅŸen Rum, Musevî veya Suriye -Lübnanlı zenginler, asıl millet aleyhine bütün iktisadî kaynakları sömürüyorlardı. Ama onların bu yaÄŸmaları, hiçbir zaman sanayi sahasına akmayacaktı. Millî sermayenin vücut bulmadığı yarı Feodal bir Asya nizamı altında idare edilenlerin, ik-tisaden esir oldukları bir memlekette ise, Batı manâsıyla Sınıflardan ve Sermaye hareketlerinden elbette ki bahsedilemez. Çünkü bu unsurlar, bu tâbi çevrede, elbette ki filizlenemez. Bu gibi ülkelerde yalnız, içten dıştan sömürülen bir Halkla, vatan toprağına ancak kazançları ile baÄŸlı, yani vatansızlar vardır. Aracılar (kompradorlar), Lövantenler, yani tatlısu Frenkleri
dediÄŸimiz Batı menÅŸeli aracılar vardır. Milletten kopmuÅŸ bir sarayla onu çevreleyen saray uÅŸakları vardır. İktisaden köleleÅŸ-tirilmiÅŸ bir ülkede, hiçbir reform bahis konusu olamaz. Bu sebeple bizde Tanzimat bile, Asya tipi birtakım oyunlarla günü gün etmekten baÅŸka bir ÅŸey yapamadı. Ülkenin zaten ÅŸekilden ibaret kalmış olan ve yabancı devletler arasındaki rekabetler sayesinde devam eden hasta varlığını, her ne pahsına olursa olsun devam ettirebilmek çabasından baÅŸka neticeler vermedi. Ve memleket bir İkinci Abdülhamit bataklığı içinde çürüdü, gitti.
Tanzimat gibi, Din Reformundan, İdare Reformundan bahsetmek imkânsızdır. Çünkü, köklü reformlar için, iktisaden köle olmayan ve siyaseten felce uÄŸramamış bir memleket nizamı ÅŸarttır. Yani bu ülkenin her ÅŸeyden evvel, İç ve Dış Efendilerine karşı isyanı lâzımdır. O hava içinde bu isyan, nasıl mümkün olabilirdi?

KUTSAL İSYAN :
Türk Millî KurtuluÅŸ hareketi, kendi yapısında, XIX. yüzyıl Kapitalizminin yarattığı bu nizama karşı ÅŸahlanmış bir isyanın bütün ÅŸartlarını taşır. Bunun mânâsını ayrıca ve daha ileride iÅŸlemeye çalışacağız. Fakat daha Önce de belirttiÄŸimiz gibi, Millî KurtuluÅŸ Hareketi, hem sömürgeliÄŸi, hem sömürgeciliÄŸi reddeden, hem millet içinde sınıflar tâbiiyetini, hem milletler arasında iktisadî tâbiiyet hallerini tanımayan bir nizam olmak zorundaydı.
Bu nizam, Liberal Kapitalizmin; bütün illetlerini açığa vuran başıboÅŸ iÅŸleyiÅŸi yerine, iktisadî hareketleri toplumun iradî müdahalesi altına alan, yani Devletin Plânlı kontrolü altına koyan bir nizam getirmeliydi. Daha yukarıda millî kurtuluÅŸ hareketlerinin gayesi, her ÅŸeyden evvel, bugünkü dünyada yürüyegelen İktisadî İşbölümünün deÄŸiÅŸmesidir demiÅŸtik (7). Bugün süregiden ve dünyanın bir kısım ülkelerini sanayici memleketler, diÄŸer bir kısım ülkelerini, hammadde kaynakları ve ziraatçı memleketler halinde devam ettiren dünya iÅŸbölümü de deÄŸiÅŸmeliydi. İşte bu İsyan, temelinde bu sloganları taşır.
Proletarya diktatörlüÄŸü rejiminde, sanayiin cihan üstünde nasıl dağılacağı ve sanayiin az sayıda memleketlerdeki anormal yoÄŸunluÄŸundan doÄŸan Sömürge ve Yarı Sömürge nizamının nasıl tasfiye edileceÄŸi henüz ve gereÄŸi gibi iÅŸlenmiÅŸ deÄŸildir (8). Ama ÅŸunu tekrar edelim ki, bir kısım memleketleri «ileri», bir kısım memleketleri geri ülkeler halinde bırakacak, bir kısım memleketleri ileri sanayi bölgeleri, bir kısım memleketleri ziraat alanları halinde devam ettirecek, bir dünya sosyalizmi hiçbir, ÅŸeyi halletmez. Bir taraftan bazı ülkeleri azgeliÅŸmiÅŸ, bir

(7) Dünya üzerinde, coÄŸrafî ÅŸartların zarurî kıldığı bir coÄŸrafî iÅŸbölümü elbette olacaktır. Kahve veya kauçuk istihsalini bütün ülkelere yaymak, elbette ki mümkün deÄŸildir. Bu iÅŸbölümünü tabiat ÅŸartları emreder. Ama Sanayiin dağılışı öyle deÄŸildir. Spesifik, yani aşırı özellikleri ve ihtisas ÅŸartları olan bazı sanayi kollarının, dünyanın bazı güçlü ülkelerinde yerleÅŸmesi de mümkündür. Meselâ Elektronik üretim ve iÅŸletme araçlarını istihsal eden sanayi kolları gibi. Fakat bu gibi spesifik sanayi kolları dışında kalan transformasyon sanayiinin, dünyanın her tarafında kurulması mümkündür. Halbuki XIX. yüzyılın yarattığı dünya iÅŸbölümünde, meselâ Çin, Hint. Mısır, Türkiye gibi pamuk üreten ülkeler, kendi basit pamuklu ihtiyaçlarını bile, me6elâ İngiltere'den satın almak zorunda bırakılmışlardır.
(8) Meselâ, V. İ. Lenin'in "Köylü Meseleleri" isimli eseri, sadece Rus-ya'daki köylü meselesini Sosyal Demokrat Parti ve akımlarına göre tartışan bir eser olarak kalır. Gene Lenin'in ihtilâlden sonra ve Üçüncü Enternasyonal'c sunduÄŸu "Milliyetçilik meselesi" ve Türkiye'de ilk misâlini veren Millî Mücadeleler hakkında raporu ise, uzun müzakereler sonunda bu mücadeleleri, Proletarya hareketinin Peyki ve Yardımcısı gibi deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Halbuki bunlar, hiçbir hareketin peyki veya taklidi olmayan, müstakil bir mücadelenin ifadesidir. Bu kitapta, bu gerçek izaha çalışılmıştır.

tarafta geliÅŸtirilmiÅŸ halde sürdürecek bir sosyalizm, hakikatte, Kapitalizmin bir devamından baÅŸka bir ÅŸey olamaz. Dünya üzerinde gene Monokültür ve Polikültür ÅŸeklinde iÅŸbölümü alanlarının devam ettirilmesi, Sosyalizmin Teorisine ve Doktrinlerine aykırı olmak gerektir (9). Millî KurtuluÅŸ hareketleri onları doÄŸuran tarihî ÅŸartlar ve yapılarındaki objektif nitelikler bakımından bütün bunlara karşıdır.
Millî kurtuluÅŸ mücadelelerine giren veya girmeye hazırlanan memleketlerde, büyük üretim tesisleri ve ileri teknik, esasen geliÅŸmemiÅŸtir. Oralarda. birikmiÅŸ Millî Sermayeler zaten yoktur. Buralarda büyük üretim tesislerini kamulaÅŸtırmak deÄŸil, bu tesislerin hiç yoktan kurulması bahis konusudur. TekniÄŸin ve teknik iliÅŸkilerin, daha kurulurken nizam altına alınmaları bahis konusudur. Hulâsa her memleketin kendi ölçüsünde ve kendi imkânları dahilinde veya milletlerarası iÅŸbirliÄŸi ile kendi sanayii ÅŸarttır. Modern üretim araç ve tesislerine sahip olmak, siyasî zaferden sonra baÅŸarılması gereken en önemli zaferdir. Bir zafer ki, onsuz millî kurtuluÅŸ hareketi tamamlanamaz. Yani, millî kurtuluÅŸ hareketinde inkılâp, bir «heyecan dalgası» deÄŸil, bir «yeniden kurtuluÅŸ»tur. Sosyal ve Ekonomik yapıda bir «deÄŸiÅŸiklik»tir. Bir yeniden inÅŸâdır. İnkılâbın objektif konusu budur. Millî bir kurtuluÅŸ hareketinin yarattığı inkılâp akışını, çaÄŸdaÅŸ kapitalizmden ayıran aslî prensiplerden biri budur. İçinde hem sınıflararası, hem milletlerarası çatışmaları sürdüren çaÄŸdaÅŸ kapitalizmde, böyle bir nizama yöneliÅŸ kabil deÄŸildir. Bunun içindir ki bizim inkılâbımız, çaÄŸdaÅŸ kapitalizme karşı kutsal bir isyan, onun Antitezi ve bir Reaksiyonu olmak zorundadır..
(9) Monokültür, bir ülkenin yalnız ziraata tahsisi, yahut bir bölgenin, yalnız hububat veya yalnız pamuk üretimi gibi tek bir zirai kültüre baÄŸlanmasıdır. Ziraat ve sanayi ir arada, polikültürü temsil eder ve zaten sanayi, hattâ o bölgede ziraat ihmal edilse bile, yarattığı ufkî ve ÅŸakulî iÅŸkolan itibariyle, polikültürü besler. Hulâsa çağımızda, millî kurtuluÅŸ mücadelesine giren veya girmeye hazırlanan bütün ülkelerde, TekniÄŸin daha ilk adımdan toplumun menfaatlerini bütünü ile ifade eden, kurucu, iÅŸletici ve fazla kıymetleri toplum yararına benimseyici yeni tip bir sosyal devletin plânlı bir kuruluÅŸu olduÄŸunu, daima göz-önünde tutmak ÅŸarttır. Bu ÅŸartlar altında ne Sınıfların, ne de bugünkü sanayici memleketleri sonu belirsiz katastroflara mahkûm kılan sınıf harplerinin doÄŸmayacağı aÅŸikârdır. İçerde imtiyazsız, sınıfsız, kaynaÅŸmış bir millet yapısı ve dışarıya karşı kayıtsız ÅŸartsız, siyasî, iktisadî istiklâl ve bu arada bütün dünya milletleri ile, eÅŸit ÅŸartlar altında siyasî ve iktisadî iÅŸbirliÄŸi... İşte Türk Millî KurtuluÅŸ Hareketini temsil eden Türk İnkılâbının hedefi ve gaye'si budur...