Kemalizmin ilkelerinden cumhuriyetçilik, bir anlamda milliyetçiliÄŸin doÄŸal sonucu gibi görülebilir. EÄŸer egemenlik ulusa ait ise, ülkenin kimler tarafından hangi kurallara göre yönetileceÄŸi de ulus tarafından belirlenecek demektir.Kemalist ideoloji içinde cumhuriyetçilik, giderek demokrasi ile bütünleÅŸmekte, eÅŸanlamlı hale gelmektedir. Cumhuriyetçilik aynı zamanda, siyasal iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkması, laikleÅŸmesi, siyasal rejimin çaÄŸdaÅŸlaÅŸması demektir. Bu ilke, iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkmasıyla laiklik ilkesiyle, meÅŸruluÄŸun temelini halk desteÄŸinin oluÅŸturmasıyla da, halkçılık ilkesiyle yakından ilgilidir. Mustafa Kemal'e göre, Yeni Türkiye Devleti bir halk devleti idi, halkın devleti idi. Oysa geçmiÅŸteki devlet, bir kiÅŸi devleti idi, kiÅŸilerin devleti idi. Cumhuriyet rejiminden ne anladığını ise ÅŸöyle açıklıyordu: "Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet ÅŸekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. ... Milli egemenlik esasına dayanan memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir. Türkiye Cumhuriyetinde de birbirini denetleyen partilerin doÄŸacağına ÅŸüphe yoktur." Suna Kili'nin de altını çizdiÄŸi gibi, Kemalist cumhuriyetçilik anlayışı ulusçu, demokratik, özgürlükçü ve çoÄŸulcuydu. Cumhuriyet ile demokrasiyi ayrı düÅŸünmeyen Atatürk, 1930'lar Avrupasında neredeyse yaygın olarak görülen baskıcı rejimlerin hepsini de eleÅŸtirmiÅŸtir. FaÅŸist, komünist ya da mesleklerin temsiline dayalı korporatif sistemlerin Türkiye açısından özenilir olmadıklarını vurgulamıştır. Oysa o dönemde etrafındaki birçok kiÅŸi, özellikle faÅŸist-nazist modelden etkilenmiÅŸlerdi. Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı'nın bile oldukça demokratik bir mecliste tartışılarak, zaman zaman sert biçimde eleÅŸtirilerek, denetlenerek yürütülmüÅŸ olması son derece önemli ve anlamlıdır. Mustafa Kemal bu tercihi yaparken, elbette ki harekete içte ve dışta belirli bir meÅŸruluk kazandırmak amacıyla da hareket etmiÅŸti. Ama KurtuluÅŸ Savaşı sonrasında izlediÄŸi yol da, demokrasinin O'nun açısından bir temel tercih sorunu olduÄŸunu ortaya koyuyordu. Devrimin tehlikeye düÅŸmesi nedeniyle zaman zaman sert önlemlere baÅŸvurmak zorunda kaldığı zaman bunu doÄŸal saymıyor: "Onlar ancak baÅŸka önlemlerle önüne geçilemeyecek büyük tehlikeler harsısında kalındığı zaman, zorunlu olarak onaylanır" diyordu. "Hiçbir totaliter rejim tasavvur edemeyiz ki, bir muhale-jet yaratmak amacıyla kendiliÄŸinden bir teÅŸebbüste bulunsun" görüÅŸünü savunan Ergun Özbudun'a katılmamak olanaksız. Serbest Fırha'nın kurulması aÅŸamasında Atatürk'ün Fethi Bey'e yazdığı mektuplarda ÅŸu satırlar vardı: "Büyük Millet Meclisinde ve millet önünde millet iÅŸlerinin serbest olarak münakaÅŸası ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düÅŸüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençliÄŸimden beri aşık ve taraftar olduÄŸum bir sistemdir." Kendi partisi içinde en sert muhalefete bile hoÅŸgörü gösteren Atatürk, özgürlüklerin temel olduÄŸu bir demokrasi anlayışına sahipti. Özgürlük anlayışı ise, sadece baÅŸkasına zarar vermemek anlamında bir negatif özgürlük anlayışıyla da sınırlı deÄŸildi. İnsanın kendi yeteneklerini geliÅŸtirmesi anlamındaki bir çaÄŸdaÅŸ özgürlük anlayışını daha 1930'larda savunmaktaydı. Atatürk'ün yaptığı ve yapmaya özen gösterdiÄŸi bazı ÅŸeyler var ki, günümüzün katılımcı demokrasi anlayışını daha o zamanlar, sezgileriyle benimsediÄŸini düÅŸündürmektedir. (Bu açıdan, örneÄŸin 12 Eylül Anayasası'nın demokrasi anlayışından çok daha ilerdedir: Dünyada ilk kez bir bayram çocuklara armaÄŸan edilmiÅŸ ve o vesile ile onlara, ülkenin gelecekteki sahipleri oldukları bilinci aşılanmaya çalışılmıştır. 23 Nisan günleri çocukların, kentlerindeki önemli kamu görevlilerinin makamlarına oturmalarının, onların görevlerini geçici olarak devralmış gibi davranmalarının, bir oyun havasının ötesinde anlamı olduÄŸu açıktır. Belki yine ilk kez, bir önder, devrimini gençlere emanet etmiÅŸ ve onlardan, gerektiÄŸinde ülkede siyasal iktidara sahip olanlara karşı çıkmalarını istemiÅŸ, 1924'te seçmen yaşını 18'e indirmiÅŸtir. Daha o yönde hiçbir istek, hiçbir gereksinme yokken, Türk kadınına siyasal hak ve özgürlüklerini -demokrasinin ana-yurdu sayılan bazı batı ülkelerinden önce- veren, kadının siyasal yaÅŸamda ağırlık kazanmasına çaba gösteren de Atatürk'tür. Atatürk bununla da yetinmemiÅŸ, gerçekleÅŸtirdiÄŸi büyük kültür devrimi açısından önem taşıyan kurumların bağımsız ve demokratik bir yapıya sahip olmalarına özen göstermiÅŸtir. Her ÅŸeyin devlet içinde ve "devlet için" olduÄŸu faÅŸizmin yükselme döneminde bile, Türk Dil ve Tarih Kurumları siyasal iktidardan bağımsız birer dernek olarak kurulmuÅŸ ve yaÅŸamlarını sürdürmüÅŸlerdir. Atatürk onların parasal bağımsızlığını saÄŸlayabilmek için, kendi mal varlığını sürekli bir destek olarak kullanmaktan çekinmemiÅŸtir. Yurdu bir kültür ağı gibi saran 404 Halkevi ile dört bin kadar Halkodası da, kâğıt üzerinde tek partiye baÄŸlı olmakla birlikte, büyük ölçüde bağımsız ve demokratik bir yapıya sahip kılınmışlardır. Bunlar, kitle örgütlerinin kötü gözle görüldükleri 1980'lerin Türkiye'sinden yarım yüzyıl önceki kemalist ideolojiyi yansıtan somut örneklerdir. Mustafa Kemal, demokrasinin her ÅŸeyden önce bir özgürlük sorunu olduÄŸuna inanıyor ve ÅŸöyle diyordu: "İrade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi sosyal yardım veya iktisadi teÅŸkilat sistemi deÄŸildir. Demokrasi maddi refah meselesi de deÄŸildir. Böyle bir nazariyat vatandaÅŸların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar. Bizim bildiÄŸimiz demokrasi siyasidir. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki muhakemesi sayesinde siyasi hürriyeti saÄŸlamaktır. Türk demokrasisi Fransa ihtilalinin açtığı yolu takipetmiÅŸ, ama kendisine özgü niteliÄŸi ile geliÅŸmiÅŸtir. Zira her millet devrimini toplumsal ortamın baskı ve ihtiyacına göre (...) yapar. Demokrasi prensibi, ulusal egemenlik ÅŸekline dönüÅŸmüÅŸtür. Bir ulusu oluÅŸturan bireylerin o ulus içinde, her çeÅŸit özgürlüÄŸü, yaÅŸamak özgürlüÄŸü, çalışmak özgürlüÄŸü, düÅŸünce ve vicdan özgürlüÄŸü güven altında bulunmalıdır."
|