|
Yazar Yönetici
|
|
Cuma, 26 Aralık 2008 21:34 |
| 5 - Halkçılık | Mustafa Kemal'in demokrasi anlayışı, kemalizmin en önemli ilkelerinden olan halkçılıktan da soyutlanamaz. Atatürk baÅŸlangıçta halkçılığı ÅŸu ÅŸekilde tanımlıyordu: "Bugünkü varlığımızın asıl niteliÄŸi milletin genel eÄŸilimlerini isbat etmiÅŸtir. O da halkçılıktır, halk hükümetidir, hükümetlerin halkın eline geçmesidir." Ama zamanla bu ilkenin de içeriÄŸi geliÅŸti ve Halk Parfisi'nin programlarında üç öÄŸeyi içermeye baÅŸladı: Siyasal demokrasi, yasalar önünde eÅŸitlik, sınıf çatışmalarının kabul edilmemesi ve toplumun dayanışma içerisinde geliÅŸmesi. Osmanlı İmparatorluÄŸu'nun çöküÅŸ döneminde giriÅŸilen reformlar hep devleti kurtarmak amacına dönüktü. Oysa Mustafa Kemal, halka güç kazandırmadan, halka dayanıp onun yaratıcı gücünden yararlanmadan çaÄŸdaÅŸ bir topluma ulaşılamayacağının bilincindeydi. 1922'de Meclis kürsüsünden ÅŸunları söylüyordu: "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür... Diyebilirim ki, bugünkü yıkım ve yoksulluÄŸun biricik nedeni bu gerçeÄŸin gafili bulunmuÅŸ olmamızdır. Gerçekten, yediyüz yıldan beri dünyanın çeÅŸitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yediyüz yıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduÄŸumuz ve buna karşılık her zaman aÅŸağılama ve alçatma ile karşılık verdiÄŸimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık, zorbalıkla uÅŸak durumuna indirmek istediÄŸimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım." Mustafa Kemal, yine KurtuluÅŸ Savaşı yıllarında Meclis önünde yaptığı bir konuÅŸmada, halkçılığın toplumsal-ekonomik içeriÄŸini ÅŸöyle açıklıyordu: "Toplumsal uÄŸraÅŸ yönünden düÅŸündüÄŸümüz zaman, biz yaÅŸamını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan kimseleriz, zavallı bir halkız'. Kendimizi bilelim. Kurtulmak, yaÅŸamak için çalışan ve çalışmaya zorunlu olan bir halkız! Bundan ötürü her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmakla bir hakkı elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve yaÅŸamını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen kiÅŸilerin bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur. O halde söyleyiniz baylar! Halkçılık toplumsal düzenini emeÄŸine, hukukuna dayatmak isteyen bir toplumsal uÄŸraÅŸtır." Kemalizm, seçkinciliÄŸe karşı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden hareketle yapılan birçok reform, Osmanlı geleneÄŸinin ürünü olan seçkin-halk ikilemini aÅŸmaya yöneliktir. Bu amaçla giriÅŸilen en önemli atılımlardan birisi, "Türk dilini yabancı dillerin boyunduruÄŸundan kurtarmak" amacıyla gerçekleÅŸtirilen "dil devrimi", yani dilde anlaÅŸtırma çabalarıdır. Sadece seçkinlerin anladığı Arapça-Farsça yüklü Osmanlıca terkedilmiÅŸ, türetme ile zenginleÅŸtirilmiÅŸ Türkçe yazın ve bilim dili olmaya baÅŸlamıştır. Aslında öÄŸrenilmesi güç olan eski yazının yerine latin alfabesinin kabulü, halkın eÄŸitimini kolaylaÅŸtırmak amacını da taşımıştır. Kemalist halkçılık, ayrıcalıksız, sınıfsız bir toplum öngörüyordu. Fakat bu, toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan marksist anlayışı yansıtmıyordu. KurtuluÅŸ Savaşı Türkiye'sinde marksist anlamda bir "egemen sınıf" ve iÅŸçi sınıfı bulunmadığı varsayımından hareket etmekteydi. Öyleyse varolmayan bir sınıf çatışması ve ayrıcalıklı toplum kesimleri yaratılmamalıydı. Ekonomik geliÅŸmeyi saÄŸlamak için toplumdaki tüm olanaklar deÄŸerlendirilmeye çalışılırken bu beklentiye ters düÅŸen bir durumun doÄŸması, kema-lizmin, Suna Kili'nin vurgulamaya özen gösterdiÄŸi bir temel özelliÄŸinin gözden kaçmasına neden olmamalıdır: "Atatürkçülük, herhangi bir sınıfın egemenliÄŸini reddeden, ılımlı toplumculuÄŸu öngören, her türlü sömürüye karşı bir dünya görüÅŸüdür. Atatürkçü halkçılık, yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar." "Peki halk nedir?" sorusunun yanıtını ise biz verelim: Halk, ayrıcalıklara sahip bulunmayan toplum kesimlerinin toplamıdır! |
|