Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
Devletçilik Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cuma, 26 Aralık 2008 21:35
7 - Devletçilik
Kemalizmin devletçilik ilkesini de, halkçılık ilkesi ile baÄŸlantılı olarak deÄŸerlendirmek gerekir. Yoksul, yüzyıllardır ihmal edilmiÅŸ olan halk nasıl kalkınacak ve hakettiÄŸi çaÄŸdaÅŸ yaÅŸam düzeyine ulaÅŸacaktır? Batı'nın geliÅŸmiÅŸ toplumlarının nasıl bir yoldan geçerek o noktaya geldikleri biliniyordu. Bir yandan kendi halklarını, öte yandan geri kalmış ülke halklarını sömürerek bir sermaye birikimi oluÅŸturmuÅŸlardı. Türkiye'nin kendisi geri kalmış bir ülkeydi. Halkın sırtından bir sermaye birikimi oluÅŸturulmasına, onun birkaç kuÅŸak daha yoksul tutulması pahasına bir kalkınmaya ise halkçılık anlayışı karşıydı.
1923-1930 arasında, kalkınma için gerekli yatırımları yapması özel giriÅŸimlerden beklendi. Ama bu iÅŸlevi yerine getirmeye özel kiÅŸilerin ne yeterli parası, ne yeterli deneyimi, ne de yeterli teknolojik birikimi vardı. Dünya'yı sarsan 1929 ekonomik bunalımı ise, liberal ekonomi politikalarının tam bir baÅŸarısızlığını vurguluyordu. Kemalizm, ülkeyi kalkındırmak, halkı çaÄŸdaÅŸ uygarlık düzeyine ulaÅŸtırmak için devletçilik ilkesini benimsedi. Böylece hem üretim arttırılacak, sanayi gerçekleÅŸtirilecek, hem de hakça bir paylaşım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemiÅŸ olacaktı.
Kemalist tek partinin programında 1935 yılında yapılan düzeltmelerden sonra, devletçilik ilkesi ÅŸöyle tanımlanıyordu: "Özel çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduÄŸu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi geliÅŸmiÅŸliÄŸe eriÅŸtirmek için, milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiÄŸi iÅŸlerde, özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslartmızdandır. iktisat iÅŸlerinde devletin ilgisi fiilen yapıcılık olduÄŸu kadar, özel giriÅŸimleri teÅŸvik ve yapılanları düzenleme ve denetlemektir".
Kemalist devletçilik anlayışının, bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamayı öngören Marksizm ile kuÅŸkusuz ki hiçbir ilgisi yoktur. Hızlı bir ekonomik büyümeyi saÄŸlamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına geliyordu. Devlet ekonomiye yön verecek, kıt kaynakların akılcı kullanımını planlayacaktı. Devlet özel giriÅŸimcilerin ilgilenmediÄŸi, baÅŸarılı olamadığı ya da kamu yararı gördüÄŸü alanlarda yatırım ve iÅŸletmecilik yapacaktı.
Türkiye baÅŸlangıç aÅŸamasında devletçiliÄŸin iki büyük yararını gördü: Bir yanda, özellikle altyapı ve sanayi yatırımları sayesinde oldukça hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleÅŸtirilirken; öte yanda, sanayileÅŸmenin devlet eliyle oluÅŸumu sayesinde, Türk iÅŸçisi Batı'daki örnekleri gibi insancıl olmayan koÅŸullar içinde birkaç kuÅŸağının feda edildiÄŸini görmedi. 1929-1939 arasındaki on yılda dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artışı yüzde 96'yı buldu. Sovyetler BirliÄŸi ve Japonya dışında hiçbir ülke, bu alanda Türkiye'den daha hızlı bir büyüme saÄŸlayamadı. Giderek oluÅŸmaya ve büyümeye baÅŸlayan sanayi iÅŸçisi sınıfı nasıl hiçbir mücadele vermeden seçme ve seçilme haklarını elde ettiyse; yine kan dökülmesine, kuÅŸaklar boyu süren büyük acılar çekilmesine gerek kalmadan insancıl çalışma koÅŸullarına kavuÅŸtu. Kemalist sürekli devrimcilik anlayışını daha sonra sürdürenler, sendikalaÅŸma, grev ve toplu sözleÅŸme gibi hakları vermek için de iÅŸçi sınıfının rejimi zorlamasını beklemediler. (Ama uÄŸrunda savaşım vermeden elde edilen hakların yeterince bilincinde olunamadığını daha sonraki deneyimler göstermiÅŸtir. İşçi sınıfı, ancak elinden alındığı ya da kısıtlandığı zaman, sa-hibolduÄŸu hakların ve özgürlüklerin önemini yeterince kavrayabilmiÅŸtir. Demokrasinin beÅŸiÄŸi sayılan ülkelerde bile, iÅŸçilerin seçme hakkını elde etmek için nasıl uzun ve anlı savaşımlar verdiÄŸi unutulmamalıdır!)