Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
Laiklik Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cuma, 26 Aralık 2008 21:36
8 - Laiklik
Altı ok ile simgeleÅŸtirilen Kemalist ilkeler içerisinde, Atatürk'ün kuÅŸkusuz ki, en önem verdiÄŸi ilkelerin başında "laiklik" geliyordu. Mustafa Kemal, ülkenin koÅŸullarının daha hiç hazır olmadığı bir aÅŸamada bile, çok partili düzene geçiÅŸ için sakınca görmezken, tek bir koÅŸul ileri sürmüÅŸtü: Laiklikten ödün vermemek! Serbest Fırka'nın önderliÄŸini üstlenecek olan Fethi Okyar'a yazdığı ve daha önce de sözünü ettiÄŸimiz mektubunda ÅŸu satırlar dikkati çekiyordu: "Memnuniyetle tekrar görüyorum ki, laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur."
Bir çaÄŸdaÅŸlaÅŸma ideolojisi olarak kemalizm açısından laiklik, demokrasi anlamındaki cumhuriyetçiliÄŸin de, milliyetçiliÄŸin de, devrimciliÄŸin de, ve hatta halkçılığın da ön koÅŸulu olduÄŸu için bu ölçüde önem taşımaktadır. Demokrasinin ön koÅŸuludur; çünkü laiklik olmadan gerçek bir düÅŸünce özgürlüÄŸü, gerçek anlamda bir özgür seçim olamaz. (Bütün dünyada özgürlük ve demokrasi rüzgarları eserken, baskı rejimleri birbiri peÅŸisıra yıkılırken, bundan en az etkilenenin -laikliÄŸi kabul edememiÅŸ- müslüman ülkeleri oluÅŸu raslantı mıdır?) MilliyetçiliÄŸin ön koÅŸuludur; çünkü laiklik olmayan yerde önem taşıyan öge ulus deÄŸil, inananların oluÅŸturduÄŸu ümmettir. (Bu anlayış içinde örneÄŸin Arap ve İranlı, müslüman Türk ile aynı toplumun bir parçası sayılırken, hıristiyan Türk olan Gagavuzlar (Göko-ÄŸuzlar), Türkçe konuÅŸtukları ve çok daha ortak kültürel özellikler taşıdıkları halde yabancı sayılacaklardır.) DevrimciliÄŸin ön koÅŸuludur; çünkü laikliÄŸi kabul etmemiÅŸ bir toplumda, bilimin ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış kurumları deÄŸiÅŸtirmenin tartışılması bile genellikle olanakızdır. Halkçılığın ön koÅŸuludur; çünkü din temeline dayalı bir devlette ağırlığı ve önceliÄŸi olan halk deÄŸil, dinsel seçkinlerdir.
Tarih boyunca hemen tüm devrimciler, din ile deÄŸil, ama bir kısım din adamları ile karşı karşıya gelmiÅŸlerdir. Çünkü eski düzenle çıkarları bütünleÅŸmiÅŸ olan bir din adamları kesimi, köklü deÄŸiÅŸimlere hep karşı çıkmış, dini bir siyasal amaç için kullanarak kitleleri etkilemeye çalışmışlardır. Kendilerinin etkisini ve ağırlığını azaltacak her giriÅŸimi de dinsizlik olarak nitelendirmekten çekinmemiÅŸlerdir. Sultanın ve düÅŸmanın çıkarları ile bütünleÅŸerek, KurtuluÅŸ Savaşı sırasında Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaranlar gene bu tür din adamları olmuÅŸtur.
Fransa'daki Müslümanların manevi önderi Åžeyh Ab-bas, Türk toplumunun dışından bir gözlemci olarak, bu konuda ÅŸöyle diyor: "Osmanlı imparatorluÄŸunun çöküÅŸünde din adamları çok olumsuz roller oynadılar. Mustafa Kemal din adamlarının hatalarını ve yarattıkları tehlikeyi anladığı için devrimine önce onlardan haÅŸladı. O din adamlarının cehaletinden korkmakta, onların ülke için tehlike yarattıklarını düÅŸünmekte haklıydı. Onun savaÅŸ açtığı din adamlarının tanıttıkları, savundukları islam ile gerçek İslam arasında daÄŸlar kadar fark vardı. Türklerin babası, dünyaya hakim bir Osmanlı ImparatorluÄŸu'nu çökmüÅŸ, parçalanmış haliyle buldu. Bu koca imparatorluÄŸun çöküÅŸüne de islam'ın yanlış tanınması, yanlış yorumlanması neden olmuÅŸtu. Atatürk cehalete karşı savaÅŸtı, islam'a karşı deÄŸil..."
Atatürk din ile ilgili görüÅŸlerini aslında açık bir biçimde ortaya koymuÅŸtu: "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız ÅŸurası var ki, din Allah ile kul arasındaki baÄŸlılıktır. Softa sınıfın din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iÄŸrenç kimselerdir, iÅŸte biz bu vaziyete karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceÄŸimiz ve ettiÄŸimiz bu kimselerdir. Hangi ÅŸey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki, o bizim dinimize de uygundur. EÄŸer bizim dinimiz aklın mantığın uyduÄŸu bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı."
Mustafa Kemal, İslam dininin zamanla özünden uzaklaÅŸtığını, birçok yabancı öÄŸenin -yorumlar ve boÅŸ inançlar olarak- iÅŸin içine girdiÄŸini düÅŸünüyordu. ÇaÄŸdaÅŸ olmanın inançsızlıkla hiçbir ilgisi bulunmadığı kanısındaydı, ama bilerek, mantığını kullanarak inanmalıydı.Åžöyle diyordu: "Türkler dinlerinin ne olduÄŸunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran Türkçe olmalıdır. Türk Kuran'ın arkasından koÅŸuyor; fakat onun ne dediÄŸini anlamıyor. Benim maksadım, arkasından koÅŸtuÄŸu kitapta ne olduÄŸunu Türk anlasın."
Müslüman Türk halkı, Kuran'ı kendi dilinden okuyup anlama olanağına ancak laik cumhuriyet rejimi sayesinde kavuÅŸtu. Türkçe Ezan gene aynı ortamda gerçekleÅŸti; ama çok partili siyasal sisteme geçildikten sonra, tutucu, kema-lizme karşı güçlere verilen bir ödün olarak ortadan kalktı.
Kemaliz^, sırasıyla siyasal sistemi, hukuk sistemini, eÄŸitim sistemini ve kültürü laikleÅŸtirdi. Bir islam ülkesindeki ilk laik devlet böylece doÄŸdu. EÄŸer çok sayıdaki müs-lüman ülke içinde çaÄŸdaÅŸ demokratik bir hukuk devletine sahip tek ülke Türkiye ise, bunun laiklikle baÄŸlantısı olmadığını öne sürmek elbette ki olanaksızdır. Petrol gibi büyük ve kolay gelir kaynaklarına sahip olmadığı halde, Türkiye'nin Müslüman ülkeler içinde en sanayileÅŸmiÅŸi, en ileri teknolojiye ve çaÄŸdaÅŸ ekonomiye sahip bulunanı oluÅŸu da ayrıca düÅŸündürücüdür!