|
Yazar Yönetici
|
|
Cuma, 26 Aralık 2008 21:37 |
| 9 - Yeni İnsan | Geri kalmış ülkelerin genellikle kıt olan kaynakları içinde en bol malzeme insandır. Üstelik diÄŸer kaynakları harekete geçirebilecek güç de gene o insan öÄŸesidir. Bu nedenle, geri kalmış ülke devrimleri, her ÅŸeyden önce insanı deÄŸiÅŸtirmeye, daha etkili daha bilinçli bir yeni insan yaratmaya yönelik, insanın düÅŸünüÅŸ ve davranış biçimlerini deÄŸiÅŸtirmeye yönelik bir kültür devrimi olmak zorundadır. Geri kalmış ülke devrimcileri, bu yeni insanı yaratabildikleri ölçüde baÅŸarıya ulaşırlar. HÄ°Ç kuÅŸku yok ki, Mustafa Kemal, tarihin tanıdığı en cüretli, en büyük ve kapsamlı kültür devriminin baÅŸ mimarıdır. Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, eÄŸitimde, tarihte yaptığı reformlar; bazıları bugün biçimsel görünse bile, inanılmaz boyuttaki bir kültür devriminin, bir bütün içinde çok anlamlı olan parçalarıdır. Osmanlı imparatorluÄŸu içinde dili ve tarihi unutturulmuÅŸ, kendine güvenini yitirmiÅŸ bir halktan, çaÄŸdaÅŸ, başı dik, kendisiyle gurur duyan bir ulus yaratabilmiÅŸ olmanın ne büyük ve zor bir sonuç olduÄŸunu bugün takdir edebilmek zordur. Napolyon, "Süngülerle her ÅŸey yapılabilir, ama üzerine oturulamaz" diyor. Bunun sosyolojik anlamı açıktır. Hiçbir toplumsal hareket, dayandığı toplum kesimlerinin olanaklarını aÅŸamaz. Her önder, ne kadar büyük olursa olsun, belirli bir toplusal tabana dayanmak zorundadır ve dayandığı, dayanmak zorunda kaldığı o toplumsal tabanın gücünü ne ölçüde harekete geçirebilirse, o ölçüde baÅŸarılı sayılır. Mustafa Kemal'in, birinci hedef olarak ulusal bağımsızlığı saÄŸlayabilmek için dayanabileceÄŸi güçler belliydi: Asker-sivil bürokratlar, ulusal nitelikli ama oldukça zayıf bir kentsoylu kesimi ve büyük toprak sahipleri. Bunun dışında güç alabileceÄŸi, örneÄŸin bir iÅŸçi sınıfı yoktu. Ulusal bağımsızlık hareketini örgütleyip sonu gelmeyen savaÅŸlardan yorgun düÅŸmüÅŸ Anadolu köylüsünü harekete geçirirken bu sacayağına dayanmak zorundaydı. Topluma, yirminci yüzyılın sonlarında bile hiçbir islam ülkesinin ele almaya cesaret edemediÄŸi dönüÅŸümleri kabul ettirebildi. Ama örneÄŸin sıra "toprak reformu"na geldiÄŸinde, baÅŸaramadı. Çünkü geçmiÅŸte dayanmak zorunda kaldığı, hareketinin tabanında yer alan güçlerden biri de toprak aÄŸaları idi. Kemalizmin baÅŸardıklarını ve baÅŸaramadıklarını, 1920' lerin Türkiyesınin toplumsal-ekonomik koÅŸullarını ve içinde bulunduÄŸu dünyanın özelliklerini gözönüne almadan yapılan bir deÄŸerlendirme bilimsel olamaz. Fransız araÅŸtırmacı François Georgeon ÅŸunları yazıyor: "Kemalizm, Avrupa dışında güçlü yankılar uyandırdı. Bugün Üçüncü Dünya adını verdiÄŸimiz, Latin Amerika'dan UzakdoÄŸu'ya kadar uzanan alanda, Türkiye'nin 1919'dan sonraki atılımı ve uygulanan reformlar çoÄŸunlukla tutku dolu bir dikkatle izlendi. Bağımsızlığı kazanmak, ekonomik-sosyal kalkınmayı saÄŸlamak için uygulanacak reçetelerle ilgili olarak Kemalizmden alınacak dersler araÅŸtırıldı." Iran'lı muhaliflerden, Halkın Mücahitleri örgütünün önderi Mesut Racavi ise bir Türk gazetecisine ÅŸöyle diyor. "Ben istemez miyim han da Türkiye gibi laik bir müslüman-Iar ülkesi olsun? Ama benim ülkem sizinkinden yüzyıllarca geri kaldı. Bize Atatürk gibi bir önder lazımdı, Åžah geldi. Siz çok ÅŸanslı bir ülkenin çocuÄŸusunuz" (Siyasal Sistemler, 1998, ss. 118-140) |
|