| ...´Sağ´ ve ´Sol´ ´Nerede´ Birleşir?.. |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:08 | |||
|
5 - “...´SaÄŸ´ ve ´Sol´ ´Nerede´ BirleÅŸir?..”...harp çocukları erken büyür, hatta yaÅŸlanır; çünkü barış zamanında, insan yoksul ve çaresiz bile olsa, belirli bir istikrar içindedir; oysa savaÅŸ, her yerde ve her zaman, istikrarsızlık demektir: harp çocuklarının 'yarını' yoktur! Bu sebepten bizim kuÅŸak, erken büyüdü: II. Dünya Savaşı biz ortaokulda iken baÅŸlamıştı; lisenin son sınıfında iken sona erdi; 'orta öÄŸretimimizi' savaÅŸ içinde yaptık. 1939 sonbaharında, Almanya Polonya 'ya saldırmıştı, bir süre sonra Karşıyaka 'da (İzmir) fırınların önünde ekmek kavgası baÅŸladı; sonra ekmek dahil, nice ÅŸey 'karne' ye baÄŸlanacaktı. Olanca rezilliÄŸiyle, 'SoÄŸuk Savaşı' yaÅŸadığımız da hesaba katılırsa; her türlü savaşın içyüzüne merakımızı mâzûr görmek lâzım. O merakla ben, II. Dünya Savaşı ertesinde, olup bitenlerin içyüzünü öÄŸrenebilmek için, bir sürü kitap okumuÅŸumdur; bunlardan bazıları 'Müttefik' liderlerinin, 'zirve toplantıları' nı anlatan eserlerdi; o kitabı bir sonbahar akÅŸamı bitirdiÄŸimi hatırlıyorum, çok da ÅŸaşırdığımı; zira hepimizin Sovyetler tarafından ortaya atıldığını sandığımız 'BoÄŸazlar Sorunu' nun, gerçekte Müttefikler (İngiltere ve ABD) tarafından gündeme getirilmiÅŸ olduÄŸunu öÄŸrenmiÅŸtim; daha da tuhafı, Sovyet DışiÅŸleri Bakanı Molotof 'un, 'hazırlıksız yakalandıklarını' belirterek müzakerenin ertelenmesini istemesini de!.. Handiyse bir 'yeraltı' iliÅŸkisi mi? İşin aslını, çok yıllar sonra bir Yunan gazetesinin verdiÄŸi haberi okuyunca, anlar gibi olacaktım; Sovyet Bloku 'nun dağılıp gitmesi; Batılı Sistem 'e bölge üzerindeki eski hesaplarını gerçekleÅŸtirmek imkânını saÄŸlamış olacaktı ki, yazılanlar aynen ÅŸöyleydi: ''...ABD'nin bölgedeki politikasının, dolaylı ve kademeli bir ÅŸekilde, Ege'de ve BoÄŸazlar'da yeni bir uluslararası statü uygulanmasını öngördüÄŸü biliniyor; bu geliÅŸme yeni enerji hatlarının oluÅŸturulmasıyla ve Hazar Denizi'nden Batı'ya açılacak boru hattının kontrolüyle ilgilidir...'' ''...geçmiÅŸ yıllarda Batı, BoÄŸazlar'ın Türkiye'nin kontrolünde olmasının, eski SSCB'nin Akdeniz'e inmesine bir engel oluÅŸturduÄŸuna inanıyordu; ÅŸimdi Batı'nın çıkarları deÄŸiÅŸmiÅŸ olduÄŸundan, Rusya ve Batı arasında, BoÄŸazlar konusunun uluslararası bir platforma getirilmesini saÄŸlayacak bir anlaÅŸma saÄŸlanabilir...'' (Eksusia, 27 Mayıs 1997) İşin tuhaf ve ilginç olan yanı ÅŸurasıdır ki aynı senenin sonbaharında, Türkiye 'nin en ünlü ve büyük holdinglerinden birisinin en önde gelen ismi, gazetelere fütursuzca ÅŸu demeci veriyordu: ''...BoÄŸazlar'ın bugünkü statüsü deÄŸiÅŸtirilip, Türkiye bunlar üzerindeki egemenliÄŸini, özerk bir kuruma devretmelidir. (...) Bu kurum da anonim bir ÅŸirket olabilir; bu ÅŸirket, yalnız BoÄŸazlar'dan geçiÅŸi düzenlemekle kalmaz; iyi bir iÅŸletmecilikle, gemilerden büyük ölçüde para da kazanabilir. Her yerdeki BoÄŸazlar'ın geçiÅŸi, özel yönetimlerin denetimi altındadır; Panama ve SüveyÅŸ kanalları örnekleri ortadadır. Türkiye'nin de bugün, yapması gereken budur. (...) Bir kanunla bu deÄŸiÅŸiklik gerçekleÅŸtirilebilir. Biz de ÅŸu anda bu düzenlemeyle ilgili bir kanun tasarısı üzerinde çalışıyoruz, bunu yakında hükümete sunacağız...'' (3 Ekim 1997) Sanırım böylece Batılı uluslararası ÅŸirketlerin ve devletlerin, Türkiye üzerindeki planlarıyla, dışarıya gittikçe daha çok bağımlı Türk sermayesi ve sermayedarları arasında, handiyse bir 'yeraltı iliÅŸkisi' olduÄŸu anlaşılıyor ama, baÅŸlangıçta kimse bunun farkında deÄŸildi... Sevres'in ayak sesleri... ...Yooo, affedersiniz; durum aslında biraz, -biraz mı, yok canım epeyce- farklı! Zira her iki kesimden birden, üstelik hem öfke, hem kaygı sayhaları yükselmiÅŸti; hele bu tepkilerden birisi, o tarihe kadar kimsenin aklına gelmeyecek bir kesimdendi, yâni Türkçüler 'den! 'Yeni Hayat' dergisinin kapağında, çok anlamlı, sonraki yıllarda çok kullanılacak bir baÅŸlık: 'Sevres'in Ayak Sesleri'! ''...Sevres AnlaÅŸması'nın 37/61 maddeleri BoÄŸazlar Rejimi ile ilgilidir; bu rejim, SüveyÅŸ Kanalı için öngörülen rejime benzer; 37. maddeye göre Çanakkale BoÄŸazı, Marmara Denizi ve İstanbul BoÄŸazı'nda, barış zamanında ve savaÅŸ zamanında, bütün devletlerin ticaret gemilerine ve savaÅŸ gemilerine geçiÅŸ serbestliÄŸi tanınacaktır. (...) BoÄŸazlar'dan geçiÅŸi düzenleme ve düzeni uygulama yetkisi, Türkiye'nin temsil edilmediÄŸi bir milletlerarası komisyona tanınmıştır...'' Ve derginin, buna haklı öfkesi: ''...bizim yolumuz Yusuf Akçura, Ziya Gökalp ve Atatürk yoludur, bunun için Cumhuriyet'e ve laiklik'e sahip çıkmak; Emperyalizm'e karşı savaÅŸmak; akıl, mantık ve bilimsellikten sapmadan; gerçekçilikten uzaklaÅŸmadan, ama cesur adımlar atmak zamanı gelmiÅŸtir...'' (Ekim 1997) Peki ilginç olan ne? Åžu ki, aynı tarihte, SaÄŸ'dan bu tepki gelirken, Sol'dan - Cumhuriyet gazetesinden, (bkz. 27 Kasım 1997) hemen hemen aynı tepki yükseliyor; böylelikle Müdafaa-i Hukuk günlerinden beri, iki taraf Türkiye 'nin bağımsızlığını korumakta birleÅŸiyordu. Bursa'da geçen gün, Türkocağı'nda yaÅŸadığımız gibi mi? Cumhuriyet, 26.01.2005
|


