 | | 9 - “...´Kapitalizm Afeti´ ve Onun ´ÇocuÄŸu´!..” | ...Joseph Nehama 'yı, Batı Avrupa 'daki 'meraklı', iki muazzam eseri, 'Yahudi/İspanyol SözlüÄŸü' ve 'Selânik Yahudileri Tarihi'yle tanırmış; doÄŸrusu Paul Dumont 'u okuyana kadar, benim, varlığından bile haberim yoktu; meÄŸer o, Tanzimat Selânik 'inde, bu önemli eserlerini vermekle kalmamış; aynı zamanda, Jean Jaures 'den esinlenmiÅŸ bir Balkan Sosyalizmi 'nin de 'mübeÅŸÅŸiri' olmuÅŸ! O kadar ki, Benaroya ve 'amele arkadaÅŸları', ondan aldıkları ilhamla, 'Selânik İşçi BirliÄŸi 'ni (Selânik Amele İttihâdı) kurmuÅŸ oluyorlar ki, Devlet-i Aliyye 'deki ilk sendikadır. Önce biz yaÅŸamışız... Ne tuhaf! Emperyalizm 'in 'beslemesi', Batı 'lı İşçi Sınıfları'nın,; yeryüzünün geri kalanındaki haksızlıklara aldırmayıp, kulakları üzerine yatacaklarına da, ilk tanık olan bu amele örgütüdür. Zira, Hürriyet 'in ilânıyla beraber, İtalya o tarihte Osmanlı toprağı olan Trablusgarp 'a (Libya) saldırıyor; amaç nettir, Osmanlı'dan koparıp sömürgeleÅŸtirmek!. Daha da tuhafı, Bâbıâli yâni Devlet-i aliyye, buna çıt çıkarmaz da, kim itiraz eder, bilir misiniz? Selânik 'teki 'Amele İttihadı' ; baÄŸlı bulunduÄŸu Brüksel Enternasyonal 'ına; oradaki delegeleri vasıtasıyla, müracaat üzerine müracaat edip; hiç olmazsa Enternasyonal 'ın, bu açık ve haksız iÅŸgâli protesto etmesini talep eder; cevap 'eveleme geveleme', yâni 'oyalama'dır; sonunda iÅŸ, Brüksel 'in, 'Canım ne diye büyütüyorsunuz, sorunu Masonlar vasıtasıyla çözeriz' cevabı mertebesinde, soysuzlaşır. (Bkz. George Haupt/Paul Dumont, 'Osmanlı İmparatorluÄŸu'nda Sosyalist Hareketler', Gözlem Yayınları, 1977) İşte bu, bilâhare Edward Hallett Carr 'ın kitabında sözünü edeceÄŸi, Batı Proleteryası 'ndaki 'yozlaÅŸma' nın -yoksa 'semirme' nin mi demeliydik?- bizim bu taraflardaki ilk görüntüsüdür. Batı'da iki 'ulus' kaldı mı?.. Peki o ne diyordu? Sanırım Endüstri Devrimi 'nin, soyup soÄŸana çevirdiÄŸi iÅŸçileri vatansızlaÅŸtırıp, uluslararası (beynelmilel) bir sınıfa dönüÅŸtürmesi yüzünden, Burjuvazi ile Proletarya 'ya oralarda 'iki ulus' denildiÄŸini görmüÅŸ; aradaki uçurumun, XX. yy başına doÄŸru Emperyalizm 'bereketi' sayesinde kapatıldığına ulaÅŸmıştık. ''...1900'lerin baÅŸlarında, 'iki ulus' arasındaki 'uçurum'; bütün Avrupa ülkelerinde öz olarak kapatılmıştı. Ulusun Burjuvazi'ye (orta sınıfa) ait olup, iÅŸçinin anayurdunun bulunmadığı XIX. yüzyılda, Sosyalizm 'beynelmilel' (uluslararası/enternasyonal) idi. 1914'te yaÅŸanan kriz, bu bakış açısının, geri kalmış Rusya dışında, her yerde eskimiÅŸ olduÄŸunu bir çırpıda gösteriverdi. İşçi yığınları, çıkarlarının nerede olduÄŸunu, içgüdüsel olarak görüyorlardı...'' ''... (sonuçta) Lenin, kendi ülkesinin yenilgisini, Sosyalist bir amaç olarak ilân etmekte; 'sosyal ÅŸovenler'e karşı 'ihanet' feryatları koparmakta yalnız kalmış bir sesti. Uluslararası (Enternasyonalist) Sosyalizm, acıklı bir ÅŸekilde çökmüÅŸtü; onu yaÅŸatabilmek için, Lenin'in giriÅŸtiÄŸi umutsuz artçı hareket; sadece Rusya'da ve orada da devrimci koÅŸullar kaldığı sürece, anlam taşıdı. Fiilî olarak 'İşçilerin devleti' yerleÅŸince, 'Tek Ülkede Sosyalizm' mantıksal sonuç oldu: Rusya'nın sonraki tarihi ve Komünist Enternasyonal'ın (Komintern) trajikomedisi; Milliyetçilik ile Sosyalizm arasındaki 'ittifakın', sürdüÄŸünün, parlak bir göstergesidir...'' (Edward Hallett Carr, 'Milliyetçilik ve Sonrası', s. 33-34. İletiÅŸim yayınları) Demek ki neymiÅŸ? Emperyalizm 'in son aÅŸamasında, Sosyalizm, ister Batı 'da isterse DoÄŸu 'da, yaÅŸayabilmek için Ulusalcılık la el ele vermiÅŸ, iç içe geçmiÅŸ! Bunu Türkiye Cumhuriyeti 'nde de görmek, görmek de söz mü, yaÅŸamak mümkündü. Gâzi'nin tavrı nettir!.. Osmanlı 'Sosyalizm' i, bir manada 'Frenk' ti; handiyse, 'komprador', 'dışardan gelme', 'Batı' nın ciddiye almadığı'; zaten örgütlenmesi de, bunun kanıtıdır: Bir tarafta, Batı ülkelerinde öÄŸretim ve eÄŸitim görmüÅŸ, çoÄŸu 'Sabatayist' ya da 'alafranga Komünistler'; bir tarafta, çoÄŸu Türkocağı Aydını, ucu Mustafa Suphi üzerinden Sultan Galiyef 'e uzanan, 'alaturka', ya da 'ulusalcı' Komünistler! Bu iki 'takım' Cumhuriyet tarihi boyunca da çekiÅŸmiÅŸ, gerçek manada uzlaÅŸamamıştır. Gâzi Mustafa Kemal, Marksist ya da sosyalist deÄŸildi; 'Emperyalizm' kavramını, 'ilk defa Ruslardan iÅŸittiÄŸini', Meclis kürsüsünden söylemiÅŸtir; ne var ki, Emperyalizm 'le mücadelenin ancak 'Anadolu İhtilâli' nin Sovyet İhtilâli' yle yandaÅŸ olmakla, baÅŸarıya ulaÅŸabileceÄŸini görmüÅŸtü. Tavrı nettir: Nasıl ulusal demokrat devrimi, Türkler, kendi koÅŸulları içinde, kendileri yapıyorlarsa; Sosyalizm 'i de, aynı ÅŸekilde, kendi koÅŸulları içinde, kendileri yapmalıydılar; onun için, herhangi bir dış müdâhaleye meydan verilmiyor, buna mukâbil, Dr. Tevfik RüÅŸtü Bey (Aras), yeni Türk devletinin Komintern 'e (III. Enternasyonal) üye yazılabilmesi için, özel murahhas sıfatıyla Moskova 'ya gönderiliyordu. Türkiye Cumhuriyeti, Anti/Emperyalist bir savaşı kazanmıştı, kendisini 'Mazlumlar' la beraber, onlardan yana telâkki ediyordu. Yoksa, Müdaafaa-i Hukuk Cemiyeti' nin -ve Ankara Hükümeti' nin 'nâÅŸir-i efkârı'- Hakimiyet-i Milliye gazetesinde, sözgeliÅŸi, ÅŸu türden baÅŸyazılar yayımlanır mıydı: ''...en büyük düÅŸman, düÅŸmanların düÅŸmanı, ne falan ne de filan millettir: Bilâkis bu, adetâ bütün dünyaya hâkim olan 'Kapitalizm Âfeti' ve onun çocuÄŸu olan 'Emperyalizm'dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduÄŸu bu hakikat, bizde de tamamen idrâk ediliyor...'' (Hakimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1336/1920) Cumhuriyet, 19.01.2005 |
|