| 14 - “...´Tam Manasıyla, FaÅŸizm´!..” | ... Serbest Fırka 'olayı' ndan beri, gizli bir diÅŸ aÄŸrısı gibi, sürüp giden gerilim, korkulan sonucu nihâyet verdi. Bunu, o döneme ait en iyi araÅŸtırmalardan birisini yapmış olan, Dr. Necdet Ekinci , az ve öz ÅŸöyle anlatıyor: ''... Atatürk'ün İsmet İnönü ve (onun) en yakın yardımcısı Recep Peker'e olan güvensizliÄŸinin ilk ortaya çıkışı; Serbest Cumhuriyet Fırkası 'olayı'nda, yeni partiye karşı İsmet İnönü'nün takınmış olduÄŸu olumsuz tutum yüzündendi. İkinci sebep ise Recep Peker'in devlet yönetimi konusundaki ihtirasları ile Alman ve İtalyan rejimlerine olan aşırı eÄŸilimidir...'' ''... Atatürk ilk olarak, 1936 yılında Recep Peker'i kilit görev olan CHP Genel SekreterliÄŸi'nden almış, yerine Dahiliye Vekili Åžükrü Kaya'yı atamıştır; bu olaydan bir yıl sonra, 1937 Eylülü'nde, İsmet İnönü'yü baÅŸvekillikten almış, yerine Celal Bayar'ı getirmiÅŸtir; böylece, yıllar sonra da olsa, çok partili düzene sed çekenleri, Türk DevletçiliÄŸini aşırı akımların (yâni FaÅŸizm'in) yanına çekmeye çalışanları, bir anlamda iktidardan uzaklaÅŸtırarak etkisizleÅŸtirmiÅŸ, yerine Liberalizm'e inanan birini getirerek, Türk siyasal rejiminin önünü açmıştır...'' (bkz. 'Türkiye'de Çok Partili Düzene GeçiÅŸte Dış Etkenler/Toplumsal DönüÅŸüm Yayınları/Ekim 1997) Peki, nasıl cereyan etmiÅŸ bu olay? Bunun tafsilâtı nedir derseniz, bu; o zamanki Riyâset-i Cumhur Kâtib-i Umûmisi Hasan Rıza Bey 'in (Soyak) kitabında, ince ince iÅŸlenmiÅŸtir; bakar mısınız, Gâzi 'yi nasıl öfkelendirmiÅŸler: Hasan Rıza Bey'in 'tanıklığı' ''... Recep Peker Avrupa'da, bilhassa İtalya ve Almanya'da; o zaman epeyce dedikodulara sebep olan, uzun ve masraflı bir tetkik seyahati yapmıştı; dönüÅŸünde, yakında toplanacak olan 'parti kurultayı'na -ki bu Atatürk'ün hayatında toplanan son kurultaydır- arz edilmek üzere, yeni nizamnâme ile çok uzun, çok teferruatlı bir program hazırlamıştı. Bunlar, partinin genel baÅŸkanvekili -fiilî baÅŸkan ve baÅŸbakan- İsmet İnönü tarafından da kabul ve imza edilerek partinin Genel BaÅŸkanı Atatürk'e takdim edilmek üzere, bana tevdi olunmuÅŸtu...'' ''... bir akÅŸamüstü elime geçen bu evrâkı, acele ile, biraz karıştırdıktan sonra, Atatürk'e götürdüm; kısaca neye dair olduklarını, bana bizzat baÅŸbakan tarafından verildiÄŸini arz ettim; misafirleriyle beraber, sofraya oturmak üzereydi: ''- ... kütüphanede masamın üstüne bırak sonra okurum' buyurdu, emrini yerine getirerek köÅŸkten ayrıldım...'' ''... ertesi sabah (...) derhal giyinip köÅŸke gittim, yatak odasında idi; banyodan yeni çıkmış, sırtında bornoz, günlük gazeteleri gözden geçiriyordu; üzerinde, ilk bakışta sezilen, bir sinirlilik hâli vardı; beni görünce azarlar gibi sordu: '- ...bu zorbalar kimlerdir, onları kim seçecektir?' Åžaşırmıştım, kekeledim: '- ... hangi zorbalar PaÅŸam?', daha sert ve yüksek sesle, '- efendim sen, dün akÅŸam üstü bana getirdiÄŸin kâğıtları okumadın mı?' '- ... biraz okumuÅŸtum PaÅŸam!'...'' ''...hah iÅŸte orada bahsedilen, bütün kuvvetleri nefsinde toplayıp tek partiyi, tabii dolayısıyla devleti ve memleketi kendi baÅŸlarına idâre edecek olan 'Yüksek Meclis' azasını... diyorum; onları kim seçecek? Bu zorbalar heyeti, kuvvet ve selâhiyetlerini kimden ve nasıl alacak? Hayret! Hayret-i uzmâ! Bu ne sakat düÅŸüncedir, bu nasıl zihniyettir; görülüyor ki, varmak istediÄŸimiz hedef, henüz en yakın arkadaÅŸlar tarafından bile, zerre kadar anlaşılmış deÄŸildir...'' ''...kalktım kütüphaneye geçtim; istediÄŸi nizamnâme ve programı bulduktan sonra, bahis konusu olan evrakı, bir kere daha gözden geçirdim; gerek nizamnâme gerek program, o zamanın tek partili totaliter idârelerindeki esaslara göre kaleme alınmıştı; baÅŸta, azası mahdût, fakat kudret ve selâhiyeti sınırsız (İtalya'daki 'Yüksek FaÅŸist Konseyi'ne benzer) bir heyet tasavvur ediliyordu. Bütün kararları bu 'âli hey'et' veriyor, Büyük Millet Meclisi bir ÅŸekilden ibaret kalıyordu. İtalya ve Almanya'da olduÄŸu gibi, üniformalı gençlik teÅŸkilâtı kuruluyordu. Bir kelime ile, tam manâsıyla FaÅŸizm!..'' (bkz. 'Atatürk'ten Hatıralar', Cilt 1. s. 58/59. / 1978) Gâzi, öfkelendiÄŸi bu olay üzerine, alelacele İsmet PaÅŸa ile Recep Bey 'i Çankaya 'ya çağırtmış; üçü kütüphaneye çekilip, birkaç saat görüÅŸmüÅŸler; o an için iÅŸ tatlıya baÄŸlanmış; yeni Program ve Nizamnâme 'den, İtalyan Yüksek FaÅŸist Konseyi (benzeri 'Âli Meclis' çıkarılmış; ama esas yapı, totaliterliÄŸin faÅŸizan anlayışı -dolayısıyla uygulaması- imkânları alıkonulmuÅŸtur; aksi halde, ben, babamın tebrik kartlarının zarflarını daktilo ederken, 'Bay Cemal Bardakçı / Konya Valisi ve CHP İl BaÅŸkanı) / Konya'' gibi -en hafif deyimle 'tuhaf'- bir adres yazmak zorunda kalır mıydım? Tevfik RüÅŸtü Bey ne diyor? Gâzi 'nin düÅŸüncesi bu olabilir miydi? İşte orada, onun deÄŸiÅŸmez DışiÅŸleri Bakanı Tevfik RüÅŸtü Bey'in (Aras) dediklerine kulak vereceÄŸiz: ''Çankaya'yı ziyâretimde Gâzi'yi yine yalnız bulmuÅŸtum, elindeki kâğıtları bana göstererek dedi ki: '-... inanılmaz ÅŸey! Ben memleketi hâlâ tek parti ile idâre etmekten utanıyorum; halbuki bazı arkadaÅŸlarımız bu hâli devamlı yapmak istiyorlar!..'...'' (Tevfik RüÅŸtü Aras / GörüÅŸlerim 2, s. 2) Macerâ nereye baÄŸlanmıştır? Merak edenlerin, söyleÅŸinin başında aktardığım sözleri bir kere daha gözden geçirmesi, meraklarını gidermeye yetecektir. Cumhuriyet, 28.03.2005
|
|  |