Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli (2) Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:17
4 - Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli (2)Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli ve Varisleri

FETHULLAHÇI YAPILANMANIN HRISTIYAN VE YAHUDI DESTEKÇILERI
Fethullahçilarin en büyük ortak hayali, Fethullah Gülen'in vatanina tipki Ayetullah Humeyni gibi dönmesi ve hemen iktidar koltuguna oturmasi. Kendisini kurbanlar keserek karsilamak istiyorlar. Kaset olayindan sonra "çözülen" fethullahçilarin söylemlerine göre, cemaat üyeleri, Fethullah Gülen'in idamla yargilanabilecegini ihtimal görmekle birlikte, infazin sözkonusu olmayacaginda hemfikirler. Malûm iç ve dis desteklerine güveniyorlar. En çok da Hristiyan Dünyasinin (Katolik ve Ortodoks) ve Musevilerin tepki göstereceginden eminler. Kayitsiz sartsiz desteginden emin olduklari yabanci ruhaniler ise sunlar: Papa II. Jean Paul ile en önemli yardimcisi Kardinal Francis Arenzi (Dinlerarasi Diyalog Konseyi Baskani), New Yok Baspiskoposu Kardinal John O'Connor, A.B.D. Katolik Üniversitesi'nden Prof.Dr. Sidney Griffith, Prof.Dr. Dale Eickelman, Dr. Thomas Walsh, Neil Albert Salonen , Richard Rubinstein, Israil Hahambasisi Dahsi Doron, Fener Rum Patrigi Bartholomeos. Fethullahçilara göre! A.B.D. yönetiminin garantili güvence verdigi Hristiyan ve Musevi ruhanileri, Islam Dünyasinda muhatap olarak yalnizca kendilerini taniyorlar ve dayanisma gösteriyorlar. Fethullahçilarin bu isbirligi ve dayanisma ya da tâbiyet konuda hiç de abartma yapmadiklarina iliskin iki örnegi son günlerde yasamis bulunuyoruz. Örnegin, Türkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Genel Sekreteri Monsenyör Georges Marovitch, sanki üzerine düsen vazifeymis gibi, 20 Eylül 1999'da yaptigi bir açiklamayla Fethullah Gülen'in Nobel Baris Ödülü'ne lâyik oldugunu açiklamis ve kendisine övgüler yagdirmistir. Ertesi günü de, Fethullahçi "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi"nin Istanbul'da Cemal Resit Rey Salonu'nda düzenledigi "Birlikte Yasama Sanati Hosgörü 700 Sempozyumu"na, Türkiye'deki fethullahçilarin ve yandaslarinin ve de muhiplerinin yanisira, Türklere düsmanligi ile anilan Fener Rum Patrigi Bartholomeos, Katolik Cemaati Ruhani Reisler Kurulu Baskani Lui Pelatre, Genel Sekreteri Georges Marovi! tch, Musevi Hahambasi Vekili Ishak Haleva, Salom Gazetesi y! azari Yusuf Altintas, Ermeni Patrigi Temsilcisi Kirkor Damatyan, Süryani Cemaati Temsilcisi Dr. Ayhan Basaranlar katilarak söz ile yogun alkis almislardir. Fethullahçilarin en büyük korkulari su: Fethullah Gülen, kalp hastasi, seker ve sekere bagli göz rahatsizligi ile yüksek tansiyon hastasi. Türkiye'ye döndügünde, tedavisine iliskin ciddi kuskulari ve endiseleri var. Örnegin, Türk Askeri Doktorlarina güvenmiyorlar. Korktugundan degil, sirf bu nedenle A.B.D.'nde beklemeyi tercih ettigini ifade ediyorlar. Içlerindeki tek teselli verici umut, "dönüsünün muhtesem olmasi", yani dogrudan iktidar koltuguna oturmasi... Tabii ki saçma bir umut ama seyhlerini "Dünya Imami" statüsüne lâyik görenlerin umutlarina engel olmak da kesinlikle mümkün degil... Bugünlerde, Fethullah Gülen'in saglik durumuna iliskin çeliskili haberlerin gelmesi, yapilanmanin basina vekil olarak kimin geçecegine iliskin tahminlerin yürütülmesine yol açiyor. Bilindigi gibi, Fethullah'in A.B.D.'ye kaçmasindan (pardon tedaviye gitmesinden-N.H.) sonra, organizasyonu ayakta tutan himmet paralarinda oldukça hissedilir bir azalmanin oldugu hiç kimsenin meçhulü degil. Organizasyon, özellikle medya bölümünde çalisanlara zaman zaman maas ödemekte bile zorlaniyor. Yurt içinde organizasyondan kadrolu olarak maas alan personelin (Istisare Grubu, Cografi Bölge Imamlari, Ülke-Bölge-Il-Ilçe Imamlari, Semt-Mahalle Imamlari, Ev Imamlari -Yurt müdürleri ve yardimcilari ile isikevleri sorumlulari-, Danismanlar, Serrehberler, Belletmenler, Okul-Dersane-Kurs Müdür ve yardimcilari, ögretmenler, yabanci personel, müstahdemler, teknik elemanlar, medya çalisanlari, saglik personeli -doktorlar, hemsireler, yardimci saglik personeli-, organizasyona dahil vakif, dernek ve araci ku! ruluslarin yönetici ve çalisanlari) yanisira yurtdisindaki temsilcilere, okul müdür ve yardimcilarina, yerel ögretmen ve personele, kuryelere, okullarin bakimini saglayan teknik personele de muntazaman her ay maas ödeniyor. Ancak kaç kisiye maas ödendigine iliskin bilgiler net bir rakami ifade etmese de birbirine yakin. En az 50.000 maas alan personelden söz ediliyor. Hali vakti yerinde olup da maas talep etmeyen, emekle katkida bulunan gönüllülerin sayisi bu rakama dahil degil. Yurt içinde ve disinda bagislanan ya da satin alinan gayrimenkullerin yanisira kiralanan binlerce gayrimenkulün aylik isletme harcamalari (kira, bakim, elektrik, su, isinma, telefon, teknik ekipman, laboratuvar ekipmani, yatakhane-yemekhane ekipmani, temizlik, saglik ekipmani vb.), ulasim giderleri (tasima araçlari alimi, yakit ve bakim-onarim giderleri, uçak biletleri vb.), yiyecek-içecek, sosyal ve kültürel etkinlik masraflari dikkate alindiginda, fethullahçi organizasyonun ortalama aylik giderinin 1! 999 yili rakamlariyla en az 25-35.000.000.000.000 TL (25-35! trilyon TL) arasinda oldugu tahmin ediliyor. Bu aylik harcama tutari, organizasyonun 25 milyar dolar ifade edilen anasermayesine, yillik ortalama 600 trilyon TL olarak ifade edilen ciroya ve de gerçek miktari saptanamayan himmet gelirlerine vuruldugunda öylesine önemli bir rakam olarak degerlendirilmiyor. Ancak, dis yardimlarin kesilmesinin, himmet paralarindaki azalmanin kroniklesmesi durumunda bu saadet zincirinin kopmasinin ve organizasyonun paramparça olmasinin kaçinilmazligina dikkat çekiliyor. Kisaca, Fethullah Gülen'in yoklugu, organizasyonun yumusak karnini olusturan para muslugunun basinda "mutemet" ellerin olmasini gerekli kiliyor. FETHULLAHÇI YAPILANMANIN VARISLERI Iste, Fethullah Gülen'in boslugunu dolduracak adaylarin su siralarda yeniden gündeme gelmesinin nedeni bu. Ancak, Fethullah Gülen henüz sagken, yakin çevresinden hiç kimsenin vekâleten bile olsa adayligini ilân etme "cüretini" ve "hürmetsizligini" göstermesi beklenmiyor.. Ancak, yine de örtülü kulis çalismalari kapsaminda bazi isimlerin daha sik telâffuzu ve bu isimlere daha çok ve daha özel saygi gösterilmesi biçiminde bir ayrismaya gidiliyor. Bu ayrisma sonunda açiga çikan isimler ve bu isimlerle ilgili yorumlar, meslek gruplari ve kisiler açisindan en sanssizdan en sansliya dogru söyle: Ögretim üyelerinin hiç sansi bulunmuyor. Gazeteci ve Yazarlar Vakfi Kurucu Hey'eti ve Yönetim Kurulu ile Abant Toplantilarina katilanlar içinde yer alan, kamuoyunca isimleri bilinen akademisyenlere sans verilmemesinin nedeni su: Vârisin mutlaka ve mutlaka risale-i nurlari hatmetmis, bir baska ifadeyle nur mekteplerinin rahle-i tedrisinden geçmis olmasi gerekiyor. Bu olmazsa olmaz türünden bir kosul. Ihsan Kalkavan, Mehmet Emin Hasircilar, Sadik Pishan, Tahsin Tekoglu, Ömer Faruk ve Selçuk Berksan, Asim Ülker, Mustafa Kavurmaci, Naci Altinbüken, Abdülkadir Konukoglu, Riza Nur Meral, Mustafa Kahraman, Ünal Kabaca gibi isadamlari arasinda ön plana çikan tek isim Ilhan Isbilen. Hocaefendi (!) ile geçmise dayali bir hukuku oldugu söyleniyor. Fethullah Gülen'in adigeçene gösterdigi ilgi ve saygi, cemaati de bu yönde etkilemekle birlikte en önemli dezavantaji risale-i nur egitiminin "kifayetsiz" olmasi. Organizasyonun lokomotifi sayilan Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nda yurt müdürlügünden mütevelli hey'et baskanligina kadar yükselip deneyim kazanan, sonra da fethullahçi medyanin olusturulmasinda tüm sorumlulugu tek basina üstlenen Ilhan Isbilen, Fethullah Gülen ile Vatikan'a gittikten sonra su siralarda ortalarda görünmemeye basladi. Otoriter ama agresif kisilik yapisi ile "toparlayici" olamayacagi konusuluyor. Harun Tokak için "seviyeli ama karizma sahibi olamaz" degerlendirmesi yapilirken, Ömer Okçu için "menfaatini bilen küçük esnaf", Alaattin Kaya için "hocaefendiyi muhbir olarak desifre ettigi için gözden düstü", Ismail Büyükçelebi içinse "kisisel hirsi olmayan, politikadan anlamayan, dünya gerçeklerinden kopuk sade bir hayat yasayan samimi bir mütedeyyin, iyi bir hatip" degerlendirmeleri yapiliyor. Geriye bir tek aday kaliyor: Abdullah Aymaz, takma adiyla Ismail Yediler. Fethullah Gülen'in en sevdigi, güvendigi ve bilinçli olarak ileriye hazirladigi ögrencisi. Ancak, Erzurumlu degil (Kütahyali). Çocuk yaslarindan itibaren hep Fethullah Gülen'in yaninda oldugu; risale-i nurlari en iyi tefsir edecek seviyede bulundugu; dünyayi ögrenmesi için bizzat Gülen tarafindan A.B.D. ve Avustralya'ya gönderildigi kaydediliyor. Zaman gazetesinin New York Temsilciliginin yanisira, Avustralya'da cemaat olusturulmasi ve okul açilmasinda önemli rol oynayan Aymaz, sosyal yönü gelismis; dengeli halkla iliskiler yürütebilen, iyi yabanci dil bilen biri olarak da nitelendiriliyor. Abdullah Aymaz'in Patrik Bartholomeos'un yanisira A.B.D.'ndeki Yunan lobisi ile dirsek temasinda olduguna iliskin haberler hâlâ hatirlarda. Özellikle de Yunan asilli Andrew Manatos'un A.B.D. üst düzey yöneticilerine gönderdigi Abdullah Aymaz için yardim talep ettigi mektup, Türk Basininda da yer almisti. Abdullah Ayma! z'in, Türkiye karsiti senaryolar hazirladigi bilinen "Baris Etüdleri Enstitüsü"nün yanisira, Henry Barkey, Graham Fuller gibi ünlü C..I.A. elemanlari ile olan temaslari da Zaman gazetesi tarafindan "gazeteci kimliginin geregi" olarak degerlendirilmis ve tekzip yoluna gidilmemisti. Iste, A.B.D.'nin en ilgili makamlari ve en ilgili yetkilileri ile görüsme tecrübesine sahip; Yunanlilarla pervasizca dayanisma içine girebilen; Batiyi taniyan ve iyi yabanci dil bilen; egitimcilik ve gazetecilik tecrübesi olan; halen Zaman Gazetesinin Genel Yayin Müdürlügü'nün yanisira köse yazarligi da yapan; dinlerarasi hosgörü adina organizasyonun Katolik, Ortodoks ve Musevi Dünyasi ile iliskilerini kotaran; kati ve ödünsüz bir nurcu: Abdullah Aymaz... Fethullahçilara göre, ileride uzlasmayi kabul etmeyen yasli ve sorunlu-huysuz nur cemaati liderlerinin (Mehmet Kutlular, Mehmet Kirkinci, Muhammed Siddik Dursun, Izzettin Yildirim, Mehmet Kurdoglu vd.) bu fani hayattan ayrilmalarindan sonra tüm Nur cemaatlerini tek çati altinda toplayacak kisi, ancak Fethullah Gülen ya da giybetinde Abdullah Aymaz olabilir, deniliyor. Ancak, öte yandan Fethullah Gülen, daha henüz hayattayken yerine vekil gösteremeyecegini, bunun dinen çok agir bir sorumluluk getirdigini, kendisinin bu manevi yükü kaldirmaya hazir olmadigini da ifade etmeyi ihmal etmiyor. Bir baska ifadeyle yerini en sevdigine bile birakmaya niyeti yok...
HENÜZ BELIRSIZ VARIS ABDULLAH AYMAZ'IN AYMAZLIK DÜZEYI Büyük bir olasilikla, Fethullah Gülen'den sonra organizasyonun basina geçecek olan Abdullah Aymaz'i, tanimanin, kapasitesini, bilimden ne anladigini, en basit ve dogal olaylari yorumlama düzeyini, Türkçe dil bilgisini, belki biraz da zekâ katsayisini, dinsel megolomanisinin olup olmadigini ve benzeri özelliklerini saptamanin en kestirme yolu, hiç süphesiz yazdiklarini okumaktan geçmektedir. Bu en "seçkin" fethullahçinin yazdiklarinin çogunlugu, Said Nursi'den yaptigi sadelestirilmemis alintilardan olusmakta, kendisi sadece bazen konuyla hiç ilgisi olmayan küçük yorumlar eklemekle yetinmektedir. Bu arada organizasyona bagli Nil yayinlari arasinda "Sen Yusuf musun?" adli çok "anlamli" ve "yüksek düzey ürünü" bir kitabi da yayinlanan bu gelecegin fethullahçi organizasyon lider aday-adayinin rastgele seçilmis orijinal yorumlarindan bazilari (aynen): "Yine Bediüzzaman Hazretleri, insanin üzerinde hukuku olanlarin sirasini anlatirken sag elini uzatip söyle demistir: 'Basparmak hukukullah, isaret parmak hukuk-i Resulullah, orta parmak hukuk-i Üstad, yüzük parmak hukuk-i valide, küçük parmak hukuk-i peder'. Dikkat edilirse, üstadin yani ögretmenin, hocanin hakkinin hemen ön siralarda oldugu böylece tespit edilmis oluyor" (10). "Aglayislarimiz bir duaya dönerek arsi ihtizaza getirirse ümit ediyorum ki, afatlar durur; seyyiatimiz hasenata tebdil edilir ve makus talihimiz degistirilerek önümüze hayirli ve engin ufuklar açilir" (11). "1968 Firtinasi Türkiye'de eserken, gerek bizim ögrenciligimiz yillarinda gerekse ondan sonra devam eden dönemde durmadan gençligin kalp ve kafasina süphe ve tereddütler ekildi. Maalesef inkâr zakkumlari da yetistirildi. Arkasindan anarsi ve terör, egitim yuvalarimizin ve bütün ülkemizin kâbusu haline geldi. O zamanlar bilhassa Albert Camus gibi inkârci yazarlarin kitaplarini okumak moda haline getirilmisti; gençler haril haril onlari okuyor ve inançlari onlardan edindikleri vesveseleri, seytani bir plan ve sinsi bir organize ile yaygin hale getiriyorlardi. Bilhassa Veba romani çok meshurdu. Iste o dönemde bu zehirli düsüncelere karsi bizler panzehiri Risale-i Nur Külliyati'nda buluyorduk. Bu bakimdan bela ve musibetlerin hikmetleri hakkinda sadece 14. Söz'ün Zeyli degil, bütün külliyata yayilan hakikatlar dertlerimize deva oluyordu" (12). "Sorulara baslanmadan önce sunlar ifade edilmis: (Manevi ve ehemmiyetli bir canipten, simdiki zelzele münasebetiyle alti-yedi cüzi suale karsi, yine manevi ihtar yardimiyla cevaplar kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalniz icmalen kisacik yazilacak.... Evet, Sodom ve Gomore'yi mahveden günahlar ve benzerleri bu günlerde belki bazi sahislarin organizesi altinda yapiliyor, ama medyanin büyük bir kismi farkina varmadan bunlari popüler hale getiriyor, insanlarin çogu da bunlari tepkisizce okumak ve izlemekle bunlari desteklemis oluyorsa, iste fiilen olmasa bile iltizamen veya ilhaken istirak etmis olurlar. Ayni sekilde devlete ve devlet menfaatlerine ragmen bazilari yanlis yönlendirmelerle bir milleti zorla 'Hem Allah'ina hem Peygamberine karsi asi vaziyetine' sokarlarsa yine ayni seyi yapmis olurlar" (13). "Yil 2044. Sizinti'nin kapaklarini süsleyen feza sehirleri, artik bilim-kurgu türü hayaller olmaktan çikmis. Otuz yil önce hayal bile edilemeyen gelismeler yasaniyor. O zamanlar emeklemekte olan ilim, simdi maratonunu yarilamis durumda. Aymaz Feza Sehri'nden Ali ile Akyüz Beldesi'nden Abdullah, Cuma namazini Ay'da eda etmek için sözlesmisler. Randevulari uzayda gerçeklesiyor. Mudakkik delikanlilar, gerçekten çok dakik. Ne de olsa zamanin esrarini kesfetmisler. Selâmlasma ve kisa ve samimi bir hal hatir sorduktan sonra Ali söze basliyor: 'Dün Merkez'deki sunucuyla baglantimda Mesnevi-i Nuriye'deki 'Harici ve Zihni Hakikat-ler' bahsiyle alâkali çok enteresan bir serhe rastladim. Abdullah: Evet, o bahsi hatirladim. 11. Mesnevi hatmimizde, bu mevzuda çok feyizli bir kognitif intikal ve epistemik kesf tecrübe etmistik, degil mi? Ali: Evet, biinayetillah. Iste o orijinal yorumu, hususi hiper-metnime ilâve ettim. Insaallah bu mevzuda bir makale hazirlayip Külli-Net'e göndermeyi düsünüyoruz. Abdullah: 'Ortak literatür sunucusu'nda bir tarama yapmakta fayda var. Burada mütalâa edilmesi gereken müsterek bir külliyat olustu. Ali: Evet. Ruhumuzun heykeli ikame edilmeye baslandigindan bu yana, samimi sanatçilarin hazirladiklari belgeselleri, hologramlarla seyretmek, o zamani bizzat yasiyormus hissini veriyor. Farazi ortamin bu kadar gelisecegi düsünülmüyordu, degil mi? Abdullah: Daha çok sey düsünülmüyordu, maalesef. Ruh mimari, 'riyazi düsünce' üzerinde tahsidat yaparken fenada fani olan insanciklarin holistik nazarlarini ve sosyal ferasetlerini dumura ugratmalari çok aci ve ibretli gerçekten. Üstad'in 'bedbaht' diye adlandirdigi kitleye bunlari da dahil edebiliriz belki de. Ali: Evet, niyetlerini saflastirmayanlarin talihli olduklari söylenemez.. Abdullah: Birazdan Ay üssüne inecegiz. Namazdan sonra tesbihati yeni açilan tefekkür merkezinde yapariz. Ali: Cevsen'i de meteor yagmurunu seyrederken okuruz. Abdullah: Insaallah. Kemerleri bagla, iniyoruz" (14). Yorumsuz birkaç alinti, varis aday-adayi Abdullah Aymaz hakkinda mutlaka bir fikir veriyor. En iyisi ve en seçkini buysa... diyorsunuz ve cümlenin gerisini lütfen siz tamamliyorsunuz... SONUÇ (A.B.D. Modeli-Öngörüleri ve Fethullahçi Yapilanmanin Yokedilmesi - Önlem Önerileri): A.B.D.'ni yönetenlerin, gerek kendi ülkelerindeki ve gerekse Asya, Avrupa ülkelerindeki tarikatlara yönelik olarak gelistirdikleri bir model sözkonusu. Modelin amaci, tarikatlari, birer sivil toplum örgütü, gönüllü kurulus (N.G.O.) olarak yeniden yapilandirmak; mevcut düzene karsi uysallastirmak. Kisaca böyle özetlemek mümkün. Her seyden önce yapilanmanin bir sistematigi var. Öncelikle bireyin toplumsallasmasi ile baslatilan süreç, suya bir tasin atilmasiyla olusan halkalar gibi bireyi kusatan çevreler yaratmaya dayaniyor. Bu çevreler, egitim, saglik, teknolojiye dayali iletisim kanallari, ekonomi, politika ve kültürel gereksinimleri karsiliyor. Tüm bu çevreleri de kusatan ve kendi inanç-düsünce sistemine göre olusturulan bu toplumsal yapiya islevsellik kazandirilmasi, siyasal erkde yani devlet yönetiminde de bir uzlasmayi ya da paylasmayi gerekli kiliyor. Fethullahçilarin bu modele uydurulmaya çalisilmasinin yarattigi problemlerin temelinde, gerek Türk Toplumunun ve gerekse Islâmiyetin baskin karakterlerinin farkliligi yatiyor. Batida, mevcut tarikatlar ve benzeri dinsel yapilanmalar içinde devleti ele geçirmeye, siyasal rejimi degistirmeye yönelik örnekler marjinal kabul ediliyor. Siyasal Islâmin kendi kurallarina göre devlete tümüyle egemen olmasi esas; toplumsal bir uzlasi ve egemenligin demokratik çerçevede paylasimi sözkonusu degil. Fethullahçilar, diger seriatçi yapilanmalar gibi, demokrasi ve özgürlük istiyorlar ama sadece kendileri ve kendileri gibi düsünenler için. Iktidara giden yolun önce insana yapilan yatirimdan geçtiginin; bir sonraki asamada da toplumsal yasami düzenleyen "mülkiye ve adliye"nin elegeçirilmesinin en son asamada da devletin elegeçirilmesinin bulundugunu bizzat Fethullah Gülen ima ile ifade ediyor. Kisaca, A.B.D.'nin Washington'dan biçtigi yeni model gömlek, Mormon, Moon, Scientology gibi tarikatlar! a uyarken, Talibanlardan fethullahçilara kadar uzanan siyasal islâmci yapilanmalara ise dogalarinin geregi çok dar geliyor ve bir sekilde bir süre idare ettikten sonra patliyor; sonra da fethullahçi örneginde oldugu gibi o ülkeye toplumsal irin yayiliyor... Isin aslina bakilirsa A.B.D.'nin Avrupa ve Asya tarikatlarina öngördügü model, bazi hallerde kendi tarikatlarina da uymuyor. Ancak, A.B.D., kendi kamu güvenligine yönelik farkli bir yapilanmayi legal bir biçimde kontrol altina alacagi yerde, Davidian tarikati örneginde oldugu gibi, liderinden en küçük ferdine (bebeklere) kadar yakarak yok ediyor; bir baska ifadeyle sorunu en radikal biçimde çözümlüyor (15). Ama ayni A.B.D., Türkiye'de Refah Partisi'nin kapatilmasindan, Istanbul eski Belediye Baskani'nin görevden alinmasina kadar pek çok örnekte, hem de yargiya müdahale pahasina saygisizca karisabiliyor. Hiç süphesiz, bu çeliskinin yeri geldiginde hatirlatilmasi gerekiyor... Fethullahçi suç organizasyonu A.B.D.'den, Süleymancilar, Milli Görüsçüler-Naksibendiler Almanya'dan, yine Naksibendilerin bir bölümü Ingiltere'den ve Suudi Arabistan'dan, Hizbullahçilar Iran'dan yönlendirilirken, Türk Devleti, soruna tek tek lokal çözümler aramak yerine bir mücadele sistematigi olusturmak; buna uygun stratejiler gelistirmek zorunda kaliyor. Bu tür seriatçi, bölücü ve benzeri marjinal yapilanmalarla mücadelede yapilmasi gerekenlere iliskin birkaç somut öneri: 1.. Almanya'da oldugu gibi, bir "Anayasayi Koruma Kurumu" mutlaka olusturulmalidir. Bütçesi, siyasal baski olasiliklarina karsi "Örtülü Ödenek" bünyesinde olusturulan; kendi kadrosunda alaninda uzmanlasmis personeli (tarihçileri, ilâhiyatçilari, sosyologlari, psikologlari, psikolojik savas teknisyenlerini, reklâmcilari, basin ve halkla iliskiler uzmanlari, hukukçulari, siyaset bilimcileri, bilgi-islemcileri, stratejistleri, askeri danismanlari, kendi kolluk görevlileri, hizmetiçi egitimcileri vb.) bünyesinde bulunduran ve de Anayasa Mahkemesi basta olmak üzere, M.G.K., Milli Egitim Bakanligi, Diyanet Isleri Baskanligi, Disisleri Bakanligi, M.I.T., Emniyet Genel Müdürlügü, D.G.M.., Valilikler ve diger ilgili birimler ile koordinasyonu saglayacak -yasal yaptirim gücü olan- yapilanmayi içerecek böyle bir Anayasal Kurumun kurulmasi kaçinilmaz bir gereklilik halini alır.