| Cumhuriyet'in 77. Yılında Kemal'in Askerleri |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:16 | |||
|
2 - Cumhuriyet'in 77. Yılında Kemal'in AskerleriCumhuriyet'in 77. Yılında Kemal'in Askerleri Vahdettin'in Politikacıları O, TürklüÄŸün sessiz onurudur, gururudur, cesaretidir. O, Türk Ulusu'nun temsil ettigi tüm deÄŸerlerin simgesidir. O, baÅŸlıbaşına bir Türkiye'dir. Ve O'nun yazgısı, gerçekte Türkiye'nin yazgısıdır... Ama kaç kiÅŸi bilir O'nu ve kaç kiÅŸi hatırlar?!. Kaç kiÅŸi özgürlüÄŸümüzü, bağımsızlığımızı, hatta aldığımız her nefesi borçlu olduÄŸumuz adsız kahramanlardan biri olarak kendisini yâdeder?!. CumhurbaÅŸkanı mı, BaÅŸbakan mı, TBMM BaÅŸkanı mı, Anayasa Mahkemesi BaÅŸkanı mı, Yargıtay BaÅŸkanı mı ya da bu ülkeyi yöneten bürokrat ve politikacılar mı?!. EÄŸer bir gün yolunuz Sandıklı-Afyon arasına düÅŸerse, lütfen O'nu ziyaret ediniz. Marmaris, Bodrum, KuÅŸadası, Antalya, Fethiye gibi hemen çoÄŸunluÄŸumuzun yılda en az bir kez tatil için geçtiÄŸi yol üzerindedir O. Her gün onbinlerce aracın geçtiÄŸi yolda, herkes bakar da O'nu görmez. Daha doÄŸrusu görmezlikten geliriz o küçücük tabelayı!.. Belli belirsiz ÅŸu ibareyi okursunuz: "Albay ReÅŸat Bey-ÇiÄŸiltepe ÅžehitliÄŸi 10 km."!.. 10 Kilometrelik yolu ancak yarım saatte alırsınız. Aslında yol bile denemez; taÅŸlar, çukurlar ve tozlar arasında tepeleri tırmanırsınız. Yol ayrımında bir tabela daha görürsünüz; en az Türkiye'yi yönetenler kadar kararmış kalpli avcıların niÅŸangahı haline geldiÄŸi için bir tek kelimeyi bile okuyamazsınız. Yolu rastgele saÄŸdan takip etmiÅŸseniz, bir süre daha güç bela ilerledikten sonra O'na ve O'nunla birlikte bu vatan için, bugünlerimiz ve yarınlarımız için canını veren kahramanlarımızın yattığı ÅŸehitliÄŸe ulaşırsınız... Tek duyduÄŸunuz, bölgenin en yüksek ve stratejik tepesindeki ÅŸiddetli rüzgârın uÄŸultusudur. BaÅŸka ne bir ses ve ne bir nefes. EÄŸer bu ülkeyi seviyorsanız, Cumhuriyetin erdemlerine inanıyorsanız, Türklük bilincine sahipseniz, Albay ReÅŸat Bey ve diÄŸer ÅŸehitlerimizi elbetteki duyamaz ama tüm benliÄŸinizde iliklerinize kadar hissedersiniz!.. Onların sizin ziyaretinize de, dualarınıza da ihtiyaçları yoktur; çünkü eriÅŸebilecekleri en üst mertebeye zaten ulaÅŸmışlardır. Belki birkaç damla gözyaşı ve kalpten gelen minnet ve teÅŸekkür!.. İsteseniz de baÅŸka bir ÅŸey veremezsiniz. YapabileceÄŸiniz tek ÅŸey, Onları hissetmektir. Bir de çevrede duyarsız insanlarımızın bıraktıkları çöpleri toplayabilir; tozlanmış mezar taÅŸlarını, ReÅŸat Beyin büstünü ve kitabeleri sevgiyle silebilirsiniz. Hepsi o kadar!.. ALBAY REÅžAT BEY KİMDİR? 1879'da İstanbul'da doÄŸan ReÅŸat Bey, 1896'da Harp Okulu'nu bitirdikten sonra, Türk Ordusu'nun farklı komuta kademelerinde görev yapmış; Trablusgarp ve Balkan SavaÅŸları'na katılmıştır. Askeri Mahkeme üyeliÄŸi de yapan ve Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nde olaÄŸanüstü kahramanlığı ile dikkatleri çektikten sonra getirildiÄŸi 17. Alay Komutanlığı görevindeyken MuÅŸ'un Rus iÅŸgalinden kurtarılmasında da önemli rol oynayan ReÅŸat Bey, XVI Kolordu Komutanı Mustafa Kemal PaÅŸa'nın takdirlerini kazanmıştır. Ünlü Ziya PaÅŸa'nın oÄŸlu olan ReÅŸat Bey, daha sonra 53. Tümen Komutanlığı'na getirilerek Suriye Cephesi'nde görevlendirilmiÅŸtir. 1918'de İngilizlere esir düÅŸen ReÅŸat Bey, daha sonra esaretten kurtulur kurtulmaz Aralık 1919'da Milli Mücadele'ye katılmak üzere İnebolu'dan "İstiklal Yolu" üzerinden Ankara'ya geçmiÅŸtir. ReÅŸat Bey, Mustafa Kemal PaÅŸa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı'na getirilmiÅŸtir. Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya muharebelerine de iÅŸtirak eden ve olaÄŸanüstü performans gösteren ReÅŸat Beye, son olarak 57. Alay Komutanlığı görevi verilmiÅŸ; bizzat BaÅŸkomutan Mustafa Kemal PaÅŸa tarafından, Büyük Taaruzun ikinci gününde, muharebenin ve de ülkenin-ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkide yeralan -Sincanlı Ovasından Dumlupınar'a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan- ÇiÄŸiltepe'yi düÅŸmandan temizlemesi emredilmiÅŸtir (1). Ne var ki, bu tepenin onemini çok iyi bilen Yunan BaÅŸkomutanı Trikopis ise, en zinde kuvvetlerini, üstün ateÅŸ gücüyle bu tepeye yığmış; tahkimatı tamamlamıştır. İşte, gerisini resmi kayıtlardan izleyelim: "... 27 AÄŸustos 1922 sabahı 57. Alay bu tepeyi kuÅŸatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana; *ReÅŸat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksiniz? *Komutanım, yarım saat sonra alacağız. *BaÅŸarilar diliyorum. 10.45 Mustafa Kemal: - DüÅŸmanin halen direndigini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli. *Komutanım tepeye düÅŸman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız. 11.00 Mustafa Kemal: - ReÅŸat Beyi istiyorum. *Komutanım ReÅŸat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım. *Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiÄŸim halde sözümü yapamamış olduÄŸumdan dolayı yaÅŸayamam komutanım. Mustafa Kemal'in gözlerinden yaÅŸlar boÅŸanir: -Allah rahmet eylesin, ReÅŸat Bey büyük bir vatanseverdir. 11.45 BaÅŸkomutanin telefonu çalar: - Çigiltepe alinmiÅŸtir komutanim. Yüzlerce ölüsünü birakan düÅŸman Sincanli Ovasina dogru kaçmaktadir, arzederim". İlgili resmi kayıt burada biter. Sonrasını BaÅŸkomutan Mustafa Kemal PaÅŸa ÅŸöyle ifade eder: "Türk Askerine, Dünyanın hiçbir ordusunda yüreÄŸi seninkinden daha temiz, daha saÄŸlam bir askere rastgelinmemiÅŸtir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada ÅŸehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları ÅŸâd olsun. BaÅŸkomutan Mustafa Kemal". Åžimdi, yukaridaki en büyük Türkün Atatürk'ün yüreginden kopan bu sözler, Albay ReÅŸat Bey Åžehitligi'ndeki mermer bir kitabeye nakÅŸedilmiÅŸtir. BaÅŸinizi biraz çevirirsiniz, sira sira ÅŸehitlerimizin kabir taÅŸlarini okursunuz: "Sivas-Hasan oÄŸlu Hüsnü-23 yaşında", "Tunceli-Ahmet oÄŸlu Mevlût- 20 yaşında", "Konya-RuÅŸen oÄŸlu HaÅŸim 21 yaşında", Mersin-Hasan oÄŸlu Ömer 24 yaşında", "Afyon-MehmetoÄŸlu Musa 18 yaşında" ve diÄŸerleri (2)... Acısını duyarsınız, hayatlarının baharında, komutanları ReÅŸat Beyin onurlu intiharından sonra gözlerini kırpmadan ölüme doÄŸru koÅŸan gencecik yiÄŸitler!.. Bizler ve bizden sonra gelecekler için en deÄŸerli varlıklarından, canlarından vazgeçmiÅŸ Türk oÄŸlu Türkler!.. Sonra ana kitabede ÅŸu satırları okursunuz ve duyduÄŸunuz acı, sonsuz bir Türk olma onuruna ve gururuna bırakır yerini: "Bu vatan toprağın kara baÄŸrında SıradaÄŸlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uÄŸrunda, Kendini tarihe verenlerindir. İleri atılıp sellercesine, GöÄŸsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Åžu kara topraga girenlerindir." YA ZEUGMA, HASANKEYF VE DİĞERLERİ... Albay ReÅŸat Bey Çigiltepe Åžehitligi'nin bir tek görevlisi bile yok!.. Yolu yok ki, görevlisi olsun!.. Ya Zeugma, Hasankeyf ve diÄŸer antik kentler!.. Efes, Didim, Perge, Side, Bergama, Kapadokya, Antakya, Milas, Afrodisias, Troya, Alacahöyük ve daha pekçokları... Elbette uygarlıkların kesiÅŸtiÄŸi ülkemizde mevcut tüm tarihsel miras, bizim olduÄŸu kadar insanlığın da malı. Korumak, sahip çıkmak hepimizin ulusal görevi!.. Halen binlerce yerli-yabancı arkeolog bu eski uygarlıkların kalıntıları üzerinde çalışmakta. Hatta Türkiye, kıt kaynaklarını bu kalıntıların ortaya çıkarılması, korunması ve sergilenmesi için tahsis ederken bile "yetersiz"likle suçlanmakta; uluslararası platformlarda köÅŸeye sıkıştırılmakta. Örnek mi?!. İşte Zeugma ve de Hasankeyf!.. Bir bölümü Birecek Barajı gölü altında kalacak olan Belkıs (Zeugma) Antik Kenti'nde Türk, İngiliz, İtalyan, Fransız, İspanyol, Yeni Zellandalı, Avustralyalı, Almanyalı ve Amerikalı 102 arkeolog çalışmakta. İşçilerin sayısı ise 210. Kentin su altında kalması sözkonusu olmayan bölümündeki çalışmaları ise 8 Türk ile İngiliz, Fransız ve Avustralyalılardan oluÅŸan toplam 30 yabancı arkeolog ve de 90 iÅŸçi sürdürmekte. Kazı çalışmaları ile ilgili olarak Kültür Bakanlığı'nın tüm olanaklarının yanısıra, dış yardımlar da kullanılmakta. ÖrneÄŸin, bu iÅŸ için 5 milyar dolar yardım yapan ve bir o kadarını daha verebileceÄŸini taahhüt eden Hewlett Packard'ın patronu, ÅŸimdiden "Zeugmanın Babası" ilân edildi bile (2). Esas fedakârlığı yapan, kıt ekonomik kaynaklarını binlerce tarihi eser bakımsızlıktan harap haldeyken Zeugma ve Hasankeyf'e tahsis eden Türkiye, acaba dış ülkelerde takdir ediliyor mu?!. Türkiye'nin GüneydoÄŸu Anadolu Projesi'ne (GAP) öteden beri karşı olan AB ülkeleri, GAP çerçevesinde yapılacak barajların altında Zeugma ve Hasankeyf gibi 1135 antik kentin kalacağını iddia ederek, Türkiye'yi kültürel vandalizm ile suçlamaktalar. Ancak son yıllarda -özellikle de Türkiye'nin AB aday üyeliÄŸinin sözkonusu olmasıyla- bu söylemde daha ileri giden AB üyeleri, Türkiye'nin bu barajlarla, açıkça "Kürdistan"ın ya da en hafifinden "Mezopotamya"nın tarihini yok etmeye çalıştığını iddia etmeye baÅŸladılar. Hatta o kadar ki, 50 Kürt (!) köyünün yanısıra, efsanevi (!) Kürt lideri Abdullah Öcalan'ın doÄŸup yetiÅŸtiÄŸi köyün bile sular altında bırakılarak bir ulusun tarihinin yokedilmeye çalışıldığını; bunu da Türk Hükûmetlerine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin empoze ettirdiÄŸini öne sürdüler. Avrupa Basınında, "insan hakları" ile özdeÅŸleÅŸtirilen ayrılıkçı kürt terörizmine himaye kapsamında, sözkonusu antik kentlerin malzeme olarak kullanılmasından vazgeçme gibi bir emare görünmemektedir. ÖrneÄŸin, Kültür Bakanlığı'nın ve Türk arkeologların iyi niyetli çabaları hiçbir ÅŸekilde haber konusu olmazken, "uygar Avrupalı arkeologların" çalışmaları ve de buna koÅŸut olarak bölgedeki HADEP'li belediye ve baro baÅŸkanlarının Türkiye karşıtı konuÅŸmaları, Zeugma ve Hasankeyf haberleri içinde ağırlıklı olarak yeralmaktadır (3). Kısaca, Türkiye'nin bu iki antik kentin kurtarılması doÄŸrultusunda attığı her adım ise, aleyhimize bir propaganda kurÅŸunu olarak geri dönmektedir. İNGİLTERE VE ALMANYA'NIN BÖLGEYE ÖZEL AJİTASYON POLİTİKALARI BilindiÄŸi gibi, Dicle üzerindeki en kapsamlı hidoelektrik barajı olarak yapımı öngörülen Ilısu Barajı, İsviçre'den Sulzer Hydro, İngiltere'den Balfour Beatty, Türkiye'den Nurol firmalarının başını çektiÄŸi uluslararası bir konsorsiyuma "yap-iÅŸlet-devret" yöntemi ile Refah Partisi iktidarı tarafından verilmiÅŸtir. 2008 Yılında bitirilmesi öngörülen 1200 megavat gücündeki barajın yaklaşık 1.5 milyar dolara maledilmesi sözkonusudur. İnÅŸaatin finansmanını ise ağırlıklı olarak İngiltere ve İsviçre'nin yanısıra, Almanya, ABD, İtalya, İsveç gibi ülkelerin finans kurumlarınca karşılanacaktır. Türkiye'nin enerji politikası içinde son derecede önemli yere sahip olan bu barajın yapımını engellemeyi stratejik çıkarları açısından doÄŸru bulan İngiltere, ilk iÅŸ olarak konsorsiyumun ikinci büyük firması olan Balfour Beatty'e ihracat kredi güvencesi vermeyerek konsorsiyumdan çekilmesini saÄŸlamıştır. Bununla da yetinmeyen İngiltere, "Kürt uygarlığının yokedilmesine karşı duyarlılık" maskesi altında, sözkonusu baraj yapımının Türkiye üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanılması doÄŸrultusunda her fırsatı deÄŸerlendirmekten de geri durmamıştır. ÖrneÄŸin, MI5 ile baÄŸlantısı deÅŸifre olmuÅŸ milletvekillerinden eski içiÅŸleri bakanı Peter Loyd ile İşçi Partisi milletvekili ve İngiliz İnsan Hakları Komisyonu BaÅŸkanı Ann Clwyd, Temmuzun 2000'in ortalarında Türkiye'ye ani bir ziyarette bulunmuÅŸlardır. İki kiÅŸilik heyetin gezisinin ilk durağı ise -artık adet olduÄŸu veçhile- Diyarbakır'dır. Gerek bu ÅŸehirde ve gerekse Batman'da, Hasankeyf'de izinsiz olarak İnsan Hakları DerneÄŸi baÅŸta olmak üzere bölücülüklerini gizlemeye gerek duymayan kuruluÅŸların yöneticileri ile görüÅŸen heyet baÅŸkanı Ann Clwyd, amaçlarının baraja kredi verip vermeme konusunda İngiliz Hükûmeti'ni bilgilendirmek olduÄŸunu, Suriye ve Irak gibi barajın yapımından etkilenecek ülkelerin durumlarını da inceleyeceklerini açıklamıştır. Oysa, bu tarihte İngiliz ÅŸirketinin konsorsiyumdan çekildiÄŸi, kredinin verilmeyeceÄŸi çoktan belli olmuÅŸtur. İşin en acı ve en üzücü tarafı da, heyete refakat eden kiÅŸinin yani Åžule Bucak'ın, Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Sekreter Yardımcısı olmasıdır. Bölge halkını açıkça provoke eden bu izinsiz ziyaretçilerin pasaportları, prosedüre uygun olarak Batman'da kaldıkları otelden alınarak Emniyet MüdürlüÄŸü'ne götürüldüÄŸünde, İngiliz kışkırtıcıların haklarını savunmak da maalesef bu refakatçıya kalmıştır. Acaba diye düÅŸünürsünüz, Kuzey İrlanda'ya bir Türk parlamenter heyeti gitse de - tabii nerede o misilleme cesareti ve nerede o vatanseverlik?- IRA'nın üst düzey yöneticileri, legal kuruluÅŸları ve düz militanları, hatta MI5 kurbanlarının aileleri ile görüÅŸmeler yapması mümkün olabilir miydi?!. Elbette ki, uçakta üzerlerine aeresol sıkılmasına tepki gösteremeyenlerin, örneÄŸin Dublin'de baÅŸlarına ne geleceklerini tahmin bile edilemez. DiÄŸer taraftan en az onun kadar acısı da, Batman Valisi İsa Parlak'ın, büyük bir sorumsuzlukla, olmayan suçu polislere "iÅŸgüzarlık" ithamıyla atarak İngilizlerden özür dilemesidir.. Bu olay, İngiltere'nin bölgeye yönelik yüzlerce, binlerce provokasyon giriÅŸiminden sadece biri, Zeugma'ya iliÅŸkin olanıdır. Almanya'ya gelince, bu ülkenin Anadoluya yönelik ağırlıklı istihbarat ve jeofizik araÅŸtırmaları yapan iki-üç meslekli (!) arkeologlarının sicilleri, tıpkı İngiliz, Fransız, ABD'li meslekdaÅŸları gibi olumsuz. Aralarında tek-tük bilim adamları var, o da görüntüyü kurtarmak için (4). Alman arkeologların diÄŸer Batılı arkeolog görünümlü istihbarat servisi ajanlarından en önemli farkı, etnik kışkırtıcılığın yapılmasının ve de GAP'ın sekteye uÄŸratılmasının yanısıra, bu topraklarda dedelerinin izlerini aramakta olmalarıdır. Alman kafatasçı-ırkçı sözde bilim adamlarının teorilerine göre, Truva'dan baÅŸlıyarak GüneydoÄŸu Anadolu'ya kadar inen hatta, mezar kazılarında elde edilen kafataslarından, Alman ırkının vaktiyle buralarda yaÅŸadığı iddia edilmektedir (5). Dünyada belki de en çok casus ve etki ajanının tabiri caizse -at koÅŸturduÄŸu- ülke olan Türkiye'ye gelince, Türk devleti tek kelime ile uyumaktadır. Gündemi istedikleri gibi deÄŸiÅŸtirme gücüne sahip etki ajanı gazetecilerin, politikacıların, akademisyenlerin ve iÅŸadamlarının güdümündeki Türkiye'nin ulusal çıkarlara dayalı politikalar üretmesi ve uygulaması olanaksız hale getirilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin, arkeoloji alanında acilen alınması gerekli önlemleri içeren bir devlet politikası bulunmamaktadır. Oysa, hükûmetler deÄŸiÅŸse de deÄŸiÅŸmesi sözkonusu olmayacak bir arkeoloji politikasının hayata geçirilmesinin zamanı çoktan gelmiÅŸtir, hatta geçmektedir (6). Yarın, Birecik Barajının yanısıra diyelim ki Ilısu Barajı da tüm engellemelere karşın bitirildi. Bu taktirde bu yerli-yabancı ajan arkeologlar, ekip halinde örneÄŸin Fırtına Vadisi'ne gideceklerdir. Burada pontus sömürüsü ve kışkırtıcılığı yapılırken, arkası kesilmeyecek ve akabinde Yortanlı, Kargamış, Çine, Munzur, Çoruh ve diÄŸer baraj projelerinde boy göstermeye devam edeceklerdir. Kısaca, tarihsel miras adına, İkinci Dünya Savaşı'nda HiroÅŸima, Nagazaki, VarÅŸova, Volvograd gibi yüzlerce ÅŸehirdeki tüm tarihsel eserleri, hem de üzerinde yaÅŸayanlarla birlikte yokeden bu ülkeler, bir taraftan Türkiye'ye arkeoloji ve uygarlık dersi verirken; diÄŸer taraftan da ülkemizin enerji gereksinimi için hayati önem taşıyan bu projeleri engellemenin de ötesinde, baraj havzalarında etnik ve dinsel bölücülüÄŸü kışkırtmaktan, Türkiye'yi bu bahanelerle köÅŸeye sıkıştırmaktan geri durmayacaklardır. Buna karşılık, özellikle Türk basınındaki etki ajanları, bu provokasyonlara alkış ve de çanak tutarken, sözkonusu ülkelerin -ki hepsi de topyekûn imha silahlarının üreticisi konumundadırlar- ÅŸirketlerinin Türkiye'de nükleer enerji santrallerinin yapılmasına iliÅŸkin baskı giriÅŸimlerine sessiz kalmaya devam edeceklerdir. Keza, hiç kimse ve hiçbir akademik kuruluÅŸ, 20. Yüzyılda cereyan eden tüm savaÅŸlarda, silah üreticisi ülkelerin ürünleri ile dünyada yokedilen -canlılardan vazgeçtik- tüm tarihsel mirasın envanterini çıkarma gibi bir duyarlılık ve de sorumluluk gösterememektedir. Bu duyarlılık (!) ve sorumluluk (!) sadece Türkiye için mi sözkonusu edilmektedir?!. Tipik bir örnek olmak üzere, topyekûn imha silahlarının yanında en masumu sayılan ve Alman Krauss-Maffei Wegman firmasınca üretilen Leopard 2A5 tanklarının menzil mesafesinde canlı cansız tüm varlıkları yokettiÄŸi gerçeÄŸi, Türkiye'deki etki ajanlarını hiç mi hiç ilgilendirmemektedir. İnsanlık ve uygarlik havarisi bu ülkelerin ürettikleri silahlar, acaba tarihsel mirasın çevresine çiçek dikmeye mi yaramaktadır?!. DÖNÜÅž YOLUNDA... Evet, dönüÅŸ yolunda, Zeugma'ya ve diger antik merkezlere harcadigimiz para, zaman ve de gösterdigimiz ilgi ile aldigimiz sonuçlarin ister istemez muhasebesini yaparsiniz. Toz bulutu içinde bir yandan önünüzü görmeye çaliÅŸirken, Albay ReÅŸat Beyin bu ülkenin kurtuluÅŸu ugrunda caniyla gösterdigi duyarliligi takdirle hatirlarsiniz; Çigiltepe'de çadirinda telsizin yanibaÅŸindaki masada ÅŸakagindan kanlar sizan hayali gelir gözlerinizin önüne. Sonra, O'na ve O'nunla birlikte bizler için, gelecek nesiller için can veren gencecik ÅŸehitlerimizi düÅŸünürsünüz geride toz bulutu içinde göremediginiz ÅŸehitlikte kalan. Lanet edersiniz, birakin hatirlamayi, Onlara bir yolu bile çok gören gelmiÅŸ geçmiÅŸ ilgili yöneticilere!.. Otomobilinizin amortisörü kırıldığında ya da lastiÄŸiniz patladığında anlarsınız ki, Büyük Atatürk'ten sonra Türk Ulusu kendini yönetme iradesini kaybetmiÅŸ; tıpkı Osmanlı İmparatorluÄŸu'nda olduÄŸu gibi kaybettirilmiÅŸ!.. Türkiye'yi Türk olmayan ya da Türklük bilincinden yoksun, etnik ve dinsel özürlü, son dönem Osmanlı mantığına sahip politikacılar yönetmekte!.. Irkçılığın insanlık suçu olması gereken yeni bir binyılda, en az kendilerini yöneten Batılı devletlerin ırkçıları ölçüsünde Türkiye'ye ve Türk Ulusuna düÅŸman, Türk vatandaşı etnik ırkçıların varlığını hissedersiniz, bunca ihmal edilmiÅŸliÄŸin arkasında. Türkiye'yi yönetmeye talip FP'de, MHP'de, DSP'de, CHP'de, DYP'de, ANAP'da ve hiç ayırımsız diÄŸerlerinde ve de en önemli makamlarda, basının köÅŸebaÅŸlarında Vahdettinlerin, Ali Kemallerin, Damat Feritlerin, Dürrizade Abdullahların, Kambur İzzetlerin, Mustafa PaÅŸaların, Suphi PaÅŸaların yaÅŸamakta olan ruhlarını hissedersiniz. Anlarsınız ki etnik bellek kaybolmamıştır. Onlar, bu ülkede sadece Türkler yok diye, neredeyse Türküm demeyi yasaklayarak "Türkiye halkları", "Türkiye müslümanları" gibi yapay etnik kimlik yapıştırmaya kalkışırlar bizlere. Ve hiç kimse de çıkıp söylemez ki, Türk Ulusuna karşı bu yapılanlar, manevi bir soykırımdır, etnik ırkçılık suçudur diye. Yarım saatlik bu zorlu yolculukta, hızla düÅŸünecek çok zamanınız vardır. Sorarsınız kendi kendinize, Atatürk'ün, ReÅŸat Bey gibi ÅŸehitlerimizin manevi mirasçıları, gerçek Türkler nerede? Osmanlı'dan hiç ders ve ibret almadan, neden bunca hakarete, aÅŸağılanmaya, sömürülmeye ve zillete karşı ses çıkarmamaktadırlar? Oysa biliriz ki, Türkler ağırlıklı olarak Asker Ocağı'nda, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yaÅŸamakta. Türkleri, vergisini kuruÅŸuna kadar ödeyen mükellefler arasında, PKK kurÅŸunlarına aldırış etmeksizin GüneydoÄŸu'da ve de yurdun ücra köÅŸelerinde mahrumiyet içinde ders veren öÄŸretmenler arasında; kolunu, bacağını, gözünü kaybetmiÅŸ gaziler arasında; Türk Bayrağına sarılı tabutlar içinde baba ocağına dönenler arasında; fabrikalarda, tarlalarda, devlet dairelerinde sefalete mahkûm bir gelir düzeyinde yaÅŸamak zorunda bırakılan emekçiler arasında; Türkiye'yi yurt içinde ve yurtdışında yücelten bilim adamları, sporcular arasında; Türkiye Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmezliÄŸine inanan Cumhuriyet aydınları arasında; kısaca yönetenler, sömürenler deÄŸil de, yönetilenler, sömürülenler arasında görebilirsiniz... Yolun sonunda, geride kalan, belki de kimbilir ne zaman bir kere daha ziyaret edeceÄŸiniz bu ÅžehitliÄŸi hatırlamaya çalışırken, ister istemez birileri gözlerinizin önünden adeta resmi geçit yapar: Åževki Yılmaz, Cüneyt Ülsever, Hasan Mezarcı, Gülay Göktürk, Necmeddin Erbakan, Süleyman Demirel ve de aile fotoÄŸrafındakiler, Fethullah Gülen ve hâmisi Bülent Ecevit, Abdullah Öcalan, Etyen Mahçupyan, Taner Akçam, Halil Berktay, Mehmet Ali Birand, Altan kardeÅŸler, Mesut Yılmaz, Halil Bezmen, Nazlı Ilıcak, HaÅŸim Kılıç, Mehmet Eymür ve YeÅŸil, Abdullah Çatlı, DoÄŸu Ergil, Fehmi Koru, Yılmaz Karakoyunlu, Oya Akgönenç, Merve Kavakçı, Abdurrahman Dilipak, Taha Akyol, Mehmet Ali AÄŸca, İhsan DoÄŸramacı, Akın Birdal, Mehmet Barlas, Erkan Mumcu, Ali Kalkancı, Sami Selçuk, Müslüm Gündüz, Hüsamettin Özkan, Saidi Nursi, Tansu Çiller, Hüseyin VelioÄŸlu ve daha onbinlerce Türk vatandaşı... Kendinizi tutarsınız, çünkü o toprakların her karışı ÅŸehitlerimizin kanları ile sulanmıştır... Asfalta, Ankara'ya doÄŸru çıktığınızda anlarsınız ki, yol daha yeni baÅŸlamaktadır... Her türlü etnik ırkçılığa, sahte demokratlığa, sömürüye ve gericiliÄŸe karşı Türk olmanın, Cumhuriyet aydını olmanın inanç ve gururu ile... Türk Ulusu'nun layık olanlarca yönetilmesi, yönetimi ele alması kararlılığı ile... DİPNOTLAR: 1-Aziz naaÅŸi Sandikli'da defnedilmiÅŸ olan Albay ReÅŸat Bey, askeri yaÅŸaminda üstün cesaret ve sevk yetenegiyle çok sayida madalya (mecidi niÅŸanlari, gümüÅŸ muharebe, liyakat, tahlisiye, Alman ve Avusturya-Macaristan savaÅŸ madalyalari) sahibi olmuÅŸtur. Åžehadetinin sonrasinda T.B.M.M. kendisi adina ailesine Istiklal Madalyasi takdim etmiÅŸtir. Ailesi, soyadi kanununu müteakip "Çigiltepe" soyadini almiÅŸtir. Bu mütevazi ama sinirsiz onurlu kahramanin, kendisi gibi mütevazi ve onurlu ailesinin nerede oldugu bilinmemektedir. Oysa ki, Türk Ulusu, bu ÅŸehidin geride biraktiklarina ÅŸükran ve saygi duygularini bir ÅŸekilde ifade etmek zorundadir. 2-ÇiÄŸiltepe'de 15 dakika gecikme ile kazanılan zaferi ve Türk askerinin inancını, o tarihi anı yaÅŸayarak yaÅŸatan Cenab Ozankan ÅŸöyle ifade etmektedir: ÇİĞİL TEPE İnatla dayandı düÅŸman Yerden bitercesine çoÄŸala, çoÄŸala, Mermiyle vur, Dipçikle vur, Tükenmez gâvur oÄŸlu gâvur. N'edersin alamadık ÇiÄŸiltepe'yi, Åžehit verdik YiÄŸit ReÅŸat Beyi, Tövbe ettik yaÅŸamaya... Daha gidecek can varmış helâlinden, Kader bu ya... Gün ışığında karardı benzimiz Vıcık vıcık gömleÄŸimiz Kan akar her damardan. Sonunda Söktük hepsini topraktan Yalın ellerimizle, Göz yaÅŸimizda parladi Çigiltepe, Bir nur... İnanmıştık: Åžehitler ile Mustafa Kemal PaÅŸa Bizi korur... 3-Avrupa Basınında yer alan ve GüneydoÄŸu bölgesinden açıkça "Kürdistan" olarak bahsedilen haberlerin temel kaynağı, maalesef sadece HADEP'li yerel politikacılar ya da yerel yöneticiler deÄŸil. Tıpkı İstanbul Barosu BaÅŸkanı ve yönetimi örneÄŸi gibi, farklı partilere mensup yerel yöneticiler de bu tür açıklamalarla yakından ilgili. İşte, hem de Türk Basınında yayınlanmış bir haber ve Türk Devletinin vurdumduymazlığı, ilgili kiÅŸiyi hala görevde tutan sorumluların sorumsuzluÄŸu: "ILISU BARAJINI İSTEMEYEN BELEDİYE BAÅžKANINA SANSÜR: İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Ann Clwyd ile İçiÅŸleri eski Bakanı Peter Loyd'un Hasankeyf Belediyesi'ni ziyaretinde ilginç bir olay yaÅŸandı. İngiliz milletvekilleri, yapılacak olan Ilısu Barajı hakkında görüÅŸmek için DYP'li Hasankeyf Belediye BaÅŸkanı Abdulvahap Kusen'i makamında ziyaret etti. Barajın yapılmasına Hasankeyf antik kentini sular altına bırakacağı gerekçesiyle karşı çıkan Kusen, düÅŸüncelerini İngiliz milletvekillerine anlatamadı. Çünkü görüÅŸmeye davetli olmadıkları halde ilçe kaymakamı Ahmet ErdoÄŸdu ile ilçe jandarma komutanı da girdi. Belediye BaÅŸkanı Kusen bu görüÅŸmede İngiliz milletvekillerinin soruları karşısında sadece yüzeysel bilgiler verdi. İngiliz milletvekilleri görüÅŸme sonunda, belediye baÅŸkanının konuya hâkim olmadığını ve kendilerine yeterli bilgi veremediÄŸini söylediler. Ancak, heyet Hasankeyf'den ayrılıp, Batman'a döndüÄŸünde, Belediye BaÅŸkanı Kusen heyeti telefonla arayarak, kendisinin "Kaymakam ve jandarma komutanının yanında düÅŸüncelerini açıklayamadığını" belirterek, barajın yapımına belediye baÅŸkanı olarak karşı olduÄŸunu, yöre halkının da bu iÅŸi istemediÄŸini belirtti (Hürriyet, 16.7.2000)". 4-Alman jeolog, jeomorfolog ve jeofizikçilerinin ve de istihbaratçılarının arkeolog kimliÄŸinde Osmanlı İmparatorluÄŸu'na ilk geliÅŸ tarihi 1889'dur. Bu tarihte İstanbul'a gelen ve daha sonra 1898'de ikinci kez İstanbul'un yanısıra Hayfa, Kudüs, Åžam ve Beyrut'u da ziyaret eden Alman İmparatoru II. Wilhelm'in maiyetinde gelen sahte arkeologların faaliyetleri, II. Abdülhamit'in İstihbarat Servisi tarafından da saptanmış; ancak ikili iliÅŸkilerin zedelenmemesi açısından herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Daha sonra, ajan arkeologlar, Alman DoÄŸu (Orient) Enstitülerinin yanısıra son dönemde de İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsü kadrolarında faaliyet göstermeye baÅŸlamışlardır. Almanlardan daha çok etkin olan İngiliz ajan arkeologlarının ÅŸüphesiz en ünlüsü, T. Edward Lawrence'dir. Lawrence'in Araplarla dikkat çekmeden iliÅŸki kurmasında, arapçasını ilerletmesinde ve bölgeyi tanımasında arkeolog kimliÄŸinin rolü büyük olmuÅŸtur. Bugüne kadar Türk topraklarında faaliyet gösteren binlerce ajan arkeolog arasında, özellikle Michael Buch, D. Hogarth, Delbrueck Herzfeld, Gertrude Bell, Manfred Korfmann ve F. Hans Günther başı çekmektedir. Maalesef, bu ajan arkeologların bir teki hakkında bile ne Osmanlı döneminde ve ne de Türkiye Cumhuriyeti döneminde tutuklama, soruÅŸturma ya da sınırdışı iÅŸlemi yapılmamıştır. Bu dokunulmazlık, ancak, her iki dönemde de devlete egemen etki ajanlarının gücü ile açıklanabilir. 5-Türkiye'nin deÄŸiÅŸmez bir arkeoloji politikası oluÅŸturulurken, öncelikle ve acilen alınması gerekli önlemler de hayata geçirilmelidir. İşte birkaç öneri: A) Emniyet Genel MüdürlüÄŸü, Jandarma ve MİT bünyesinde birbirleriyle koordineli çalışan "Arkeoloji Åžubesi" ihdas edilmelidir. Bu ÅŸubeye, mutlaka arkeoloji, antropoloji ve sosyal antropoloji dallarından mezun, yabancı dil bilen uzmanlar istihdam edilmelidir. Arkeoloji Polisi'nin yeralmadığı hiçbir kazıya izin verilmemelidir. Arkeoloji Polisi istemeyen yabancı kazı gruplarına önceden verilmiÅŸ izinleri behemahal iptal edilmelidir. Silah taşıma ve kullanma yetkisi olan Arkeoloji Polislerinin sayısı, kazı alanının yer ve büyüklüÄŸünün yanısıra, bölgedeki terör riski ve yerli iÅŸbirlikçilerin yaratabileceÄŸi tehdit potansiyeli de dikkate alınarak belirlenmelidir. Ajan arkeologların saptanmasından, buluntuların kazı alanı dışına izinsiz çıkarılmasının önlenmesi, hatta kazı makinaları, inÅŸaat kepçeleri kullanarak buluntulara zarar veren yerli-yabancı arkeologların en Dünyanın en sapık faÅŸist söylemcileri arasında yer alan Alman ırkbilimcileri, üstün ve saf Alman ırkının, tarihi Aryenlere dayandığını iddia etmektedirler. Onlara göre, dolikisefal kafatasına sahip Aryenlerin, yani Almanların büyük büyük atalarının (!) varlığı, Anadolu'nun bir Alman vatanı olduÄŸunu ispatlamaktadır. Bu sapık söyleme -ki teori bile denemez- göre, Hititler de Aryenlerden gelmektedir. "Aryen Nesi"ler Ankara'nın, "Aryen Pala"lar Çorum-Afyon arasının, "Aryen Selukid"ler de Zeugma'nın asıl sahipleridir. İşin ilginç tarafı, Kürtler ve Urartuların devamı (!) Ermenilerin de Aryenlere dayandığını iddia eden Prof.Dr. Jörg Wagner, F. Hans Günther gibi Alman arkeologlar (!), kendilerinin daha farklı olarak Aryenlerin en saf ve asil boyundan geldiklerine inanmaktadırlar. Böylece, Türkiye'deki "47 ayrı etnik halk"ın mevcudiyetini ispatlama gayreti içine giren Almanya, PKK'ya verdiÄŸi desteÄŸin meÅŸruluÄŸunu ırk akrabalığı ile saÄŸlama almaktadır. Ne var ki, küçük mü küçük bir ayrıntı, dikkatlerden kaçmaktadır: Teoriye göre, Aryen ırkı, uzun kafalı, uzun boylu, mavi gözlü ve sarışın bir tipolojiye sahiptir. Simsiyah saçlı, kara gözlü Ermenilerle, benzer tipolojiye sahip Kürtler arasındaki birliktelik, ideal Aryen tipolojisine hiç mi hiç uymamaktadır. Bu tuhaf Alman söylemcilerine göre, Osmanlı Devleti'nin kurucularından Orhan Gazi de Aryen ırkına sahiptir (mavi gözlü, sarışın, uzun kafalı ve uzun boylu) ama ne hikmetse dedesi, babası, kardeÅŸleri ve de çocukları brakisefal kafatasına sahip Türklerdir. Bu söylemciler arasında yer alan Manfred Korfmann, bizzat geliÅŸtirdiÄŸi tezi (!) ile Yunan faÅŸisti arkeologları bile çileden çıkaracak varsayımlarda bulunmaktadır. Ona göre, Truva uygarlığının Helen uygarlığı ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü Troya uygarlığı, özgün bir Aryen uygarlığıdır ve buna göre Anadolu, Avrupa'nın ayrılık kabul etmez bir etnik uzantısıdır (tabii ki iÅŸgalci (!) Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir parçasıdır). Bu iddialar sonucu, Alman nazilerinin gözünde, Türkiye "arka bahçe" olmaktan çıkmış, büyük Alman evinin bir "zimmer"i olmuÅŸtur... 6-gellenmesi, Polis Arkeologların asli görevleri arasında yeralmalıdır. Kazı izinlerinin verilmesinde, yurda giriÅŸi yasaklanacak arkeologların saptanmasında, istihbarat kuruluÅŸlarının Arkeoloji Åžubeleri'nin onayı mutlaka aranmalıdır. B) İstanbul'daki Fransız İstihbarat Örgütü DGSE ile baÄŸlantılı faaliyet sürdüren Fransız Anadolu AraÅŸtırmaları Enstitüsü ile Alman Dış İbtihbarat Örgütü BND ile baÄŸlantılı faaliyet sürdüren merkezi Beyrut'taki "Morgenlaendische Gesellschaft'a baÄŸlı Orient Enstitüsünün İstanbul Åžubesi öncelikle kapatılmalıdır. Fransa'da ya da Almanya'da MEB'na baÄŸlı ilkokullara bile izin vermeyen bu iki devletin itirazları, "Mütekabiliyet (Karşılılık) İlkesi" çerçevesinde bertaraf edilmelidir. Aynı ÅŸekilde, Alman Vakıflarının tümünün Türkiye Temsilcilikleri baÅŸta Türk solunu ve ÅŸeriatçı kesimini kontrol altında tutmakla yükümlü Konrad Adenauer Vakfı olmak üzere acilen kapatılmalıdır. Keza, Türk Devletinin en gizli olması gereken makamlarına ve hatta sosyal-dinsel-etnik istihbarat saÄŸlama çerçevesinde köylere kadar inen, Türk NGO'larını yönlendirmeye çalışan Frederich Ebert Vakfı, yerel yönetimlerde iÅŸbirlikçi saÄŸlamayı amaçlayan Frederich Naumann Vakfı, etki ajanı konumundaki Türk kuruluÅŸlarını organize edip yönlendiren Heinrich Böll Vakfı, siyasal kürtçülere lojistik destek saÄŸlayan "Alman Bilim ve Politika Vakfı", temsilciliÄŸi olmamasına raÄŸmen Almanya sempatizanı etki ajanlarını bulmak ve yetiÅŸtirmekle yükümlendirilmiÅŸ Robert Bosch Vakfı, Türkiye'deki her türlü etkinliklerine kesinlikle izin verilmemesi (yasaklanması) gerekli olan Alman kuruluÅŸlarının içine dahil edilmelidir. Mutlaka ve mutlaka sınırdışı edilmesi ve bir daha asla Türkiye'ye giriÅŸ yapmalarına izin verilmemesi gereken Alman ajan arkeologları, gazetecileri, sözde vakıf uzmanları ve temsilcileri ile misyonerleri arasına ÅŸu isimler dahil edilmelidir: Fransız Anadolu AraÅŸtırmaları Enstitüsü'nün Müdürü Prof.Dr. Paul Dumont ve Enstitü kadrosundaki tüm uzmanlar, baÅŸta Dr. Wulf Schönbohm olmak üzere tüm Alman vakıf temsilci ve uzmanları, askeri istihbarat uzmanı general Jörg Schönbohm, Türkiye karşıtı tüm araÅŸtırmaların finansmanını saÄŸlayan -ki bu kapsamda CNN muhabiri Kemal Can, Samanyolu TV'den Etyen Mahçupyan, Birikim Dergisi Tanıl Bora, Tansu Çiller'in eski danışmanı Åžükrü Karaca, gibi kiÅŸilere telif adı altında teÅŸvik bedelleri ödendiÄŸi bilinmektedir- ve Alman arkeologlarının Türkiye'deki tüm koordinasyonunu gerçekleÅŸtiren Orient Enstitüsü İstanbul Åžubesi Müdürü Dr. Günter Seufert, yardımcısı Christopher Kubaseck, Alman Denizaşırı Enstitüsü içinde faaliyet gösteren Alman DoÄŸu Enstitüsü'nün BaÅŸkanı Udo Steinbach, Alevi ve Kürt uzmanı Heidi Wedel, gazeteci Horst Bacia, Rainer Hermann, Prof.Dr. Jörg Wagner, Prof.Dr. Manfred Korfmann ve daha yüzlerce Türk düÅŸmanı- ırkçı Alman BND ajanı... Hiç ÅŸüphesiz bunların sınırdışı edilip bir daha ülkeye sokulmaması, Türkiye'ye olumsuz müdahale sürecini durdurmaz, sadece geciktirir. Bu itibarla, Alman istihbaratçıların ve ajan arkeologların geçici olarak gözden kayboldukları Alanya'daki yüzlerce BND "safe-house"unun saptanması ve baÄŸlantılı Alman görevlilerinin de deÅŸifre edilmesi gerekir (halen önemli bir kısmı Alanya'da olmak üzere Akdeniz ve Ege kıyılarında 100.000'e yakın Alman vatandaşı sürekli ikamet etmektedir). C) İtalyan arkeologlarının koordinasyonunu üstlenen "Centro di Conservazione Archaeological" grubu ile ABD'li arkeologları temsil eden "Oxford Archaeological Unit" ve de İngiliz arkeologları temsil eden doÄŸrudan MI6, görüntü olarak da "British Council" ile baÄŸlantılı grupların Zeugma, Hasankeyf baÅŸta olmak üzere, DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu'daki, Karadeniz ve hatta Orta Anadolu'daki kazı izinleri tümüyle iptal edilmelidir. Kazı izinlerinin sadece etnik ve mezhepsel açıdan risk taşımayan bölgelere kaydırılması ÅŸarttır. Burada da, Türkçenin yanısıra, kürtçe, lazca, gürcüce gibi yerel dilleri bildiÄŸi anlaşılan ve de halkla sıkı iliÅŸkiler içine giren yabancı arkeologların çalışma izinlerinin derhal iptali ile sınırdışı edilmeleri cihetine gidilmelidir. D) BND'nin arkeologlarını yetiÅŸtirdiÄŸi Tübingen Üniversitesi ile Türk Üniversitelerinin Arkeoloji Bölümleri arasında mevcut her türlü iliÅŸki kesinlikle sonlandırılmalıdır. E) Zeugma, Hasankeyf, Fırtına Vadisi, Kargamış, Munzur gibi hedef bölgelere giden ajan arkeologlar, gerek mülki yöneticileri ve gerekse kolluk kuvvetleri tarafından derhal tecrit edilerek gereÄŸi yapılmalı; tarifeli uçak listelerinin yanısıra, bölgeye sefer yapan ve yabancılar tarafından kiralanan uçak ve helikopterlerin bildirimleri de günlük kontrolden geçirilmelidir. Diyarbakır, Batman, Gaziantep, Trabzon gibi ÅŸehirlerimizdeki otel kayıtları da sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Tüm bu önlemler, yasakçı bir devletin yaptırımları olarak deÄŸil; özgür ve bağımsız kalmak isteyen, parçalanmak istemeyen bir ulus-devletin kendini savunma mekanizması içinde ve kontr-espiyonaj faaliyetleri kapsamında deÄŸerlendirilmelidir. Ölçüt, isteyen Türk arkeologlarının Almanya'da, ABD'nde, İngiltere'de, Fransa'da, İtalya'da kazı yapmak istemeleri durumunda önlerine çıkarılacak yasaklar, sınırlamalar ve formalitelerdir. Türkiye, her önüne gelen servis ajanının dilediÄŸi yerde, dilediÄŸi ekip ve ekipmanla kontrolsüz kazı yapacağı, arada ajitasyon ve espiyonaj faaliyeti yürüteceÄŸi bir "yol geçen hanı" konumunda olmamalıdır. Gerçek bilim adamı olan yabancı arkeologlar, hiç ÅŸüphesiz bu kapsam dışındadırlar ve de saygıya lâyıktırlar. Önerdiklerimiz, bu baÄŸlamda demokratik ülkelerde yürürlükteki prosedüre uygundur ve hatta eksiktir...
|


