Üye Girişi

Resim Galerisi

KEMALİST DEVRİM E-DERGİ YAYINDA...


DERGİ İÇİN TIKLAYIN dergi.kemalistdevrim.org

E-posta Zinciri


Kendini Ekle KemalistDevrim
Grubu Goruntule

Sosyal aÄŸlar

Facebook'ta paylaÅŸ

Facebook Grubumuz

Çevrimiçi Üyeler

Yok
Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli... Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:16
3 - Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli...Fethullah Gülen Yapılanmasının Tehdit Potansiyeli ve VarisleriLütfen, asagidaki haberi tüm dikkatinizle okuyunuz: "Tedavi maksadi ile Amerika'da bulunan Fethullah Gülen Hocefendi'yi depremden iki gün sonra ziyaret etme imkânim oldu. Onun halini gördükten sonra depreme üzülmedigim ve hiçbir sey yapmadigim kanaatine vardim. Türkiye'den kendisine ulasan veya kendisinin ulasabildigi herkese deprem bölgelerine gitmelerini ve bir amele gibi çalismasini rica ediyordu. Yardim kampanyalarinin açilmasini ve herkesin gücü yettigince buna katilmasini istiyordu. TÜPRAS'daki yanginin sürdügü haberini aldikça yerinde oturamiyordu. Onun bu telâsi karsisinda yanginin yan odada oldugunu sanirdiniz. Afet aninda ezan okumanin Allah'in rahmetini ihtizaza getirecegini ve afeti durduracagini hatirlatarak yangini canli yayindan izleyen bir iki arkadasa EZAN OKUMALARINI söyledi. Yanginin kontrol altina alindigi haberi gelene kadar gerginligi dinmedi. Tabii onu takip eden doktorunun da..." (1). Lütfen düsününüz, bu hocaefendi (!) kendini T.C. Diyanet Isleri Baskani'nin da üstünde Papa'ya esit, istediginde randevu alip görüsebilen en üst Islâm Temsilcisi konumunda görüyor, A.B.D. ve müritleri tarafindan da böyle lânse ediliyor... Egitimi? Yok!.. Tabii Erzurum'un köylerindeki nur medreselerinde aldigi dersler (!) egitim sayilirsa... Resmi statüsü? O da yok!.. Sadece devrim yasalarina göre kullanmasi yasaklanan hocaefendi (!) ünvani var; bir de vaizlikten aldigi bir emekli ayligi!.. Kendi deyimi ile "fakirin bir dikili agaci bile yok"... Ama aylardir A.B.D.'nde mütevazi emekli ayligi ile mucizeler gerçeklestiriyor: Mayo Klinikde tedavi görüyor; 24 saat doktorunu yanindan ayirmiyor; eyalet eyalet geziyor. Emekli maasi bir türlü bitmek bilmiyor, bu nedenle de tedavisi (!) uzadikça uzuyor... Oysa en az müritleri kadar, DGM Savcisi Sayin Nuh Mete Yüksel de, Askeri Savcilik da kendisini özlemle bekliyor ama nedense bir türlü çok sevdigini söyledigi vatanina dönmüyor, dönemiy! or... Haberde, asil dikkati su çekiyor: TÜPRAS yangininin sönmesi için yanindakilere ezan okutturuyor. Duygusal açidan bakarsaniz, samimi olarak üzüntü duyan bir kisinin normal disi tepkiler göstermesi dogal.. Anlayis ve saygiyla karsilamak mümkün. Ancak, kendisini "Dünya Imami" olarak gören bir kisinin bilinçli bir biçimde bilmesi gerekir ki, ezan, sadece ve sadece namaz vakti için yapilan bir çagridir. Aksi yorum, gerek öz, gerek biçimsel ve gerekse de mantiksal açilardan Islâmiyete uygun degildir. Geçmiste ezanin cahilce yorumlanmasiyla ortaya çikan bazi uygulamalar, gelenege dönüsse de din disidir, bid'atdir. Islâmiyetin, akla mantiga ve bilime en fazla önem veren din oldugu gerçeginden hareketle, TÜPRAS yanginini söndürmenin yolu, vakit disi ezan okutmaktan geçmez. Nereden geçer? Ileri teknoloji ile üretilmis yangin söndürücü kimyasallardan; egitilmis ve deneyimli bir ekibi sürekli hazir tutmaktan ve de acilen dis yardim talebinde bulunmaktan geçer. Ezani amaç ve islevi disinda ! bir çaresizlik, acizlik alternatifi olarak kullanmak ayiptir, günahtir. Oysa ki, Fethullah Gülen istese, milli servetin böylesine göz göre göre heba olmasindan samimi olarak aci duymus olsaydi -ki hâlâ yapabilir- aglamak, inlemek yerine müritlerini harekete geçirebilirdi. Nasil mi? TÜPRAS zararinin 200 milyon dolar oldugu açiklandiginda, organizasyonunun mal varligi olan en az 25 milyar dolarin zekâtinin bu amaçla kullanilmasini isteyebilirdi. Zaten samimi müslüman halkin dini duygularini istismar ederek toplanilan bu servetin % 2.5 üzerinden zekâtinin 625 milyon dolar oldugu dikkate alindiginda, kalan 400 milyon dolar ile depremzedelerin acilarinin önemli ölçüde giderilmesi bile sözkonusu olabilirdi. Ama bu yapilmadi. New York'da otel suitinde vakit disi ezan okutuldu, gözyasi döküldü, vicdanlar "tatmin" oldu... Ya Türkiye'deki fethullahçilar ne yapti? Kesin olan su ki hocaefendilerinin emirlerini yerine getirerek amelelik yapmadilar. Zaman Gazetesi, diger gazeteler gibi bir yardim kampanyasi açti, yine samimi dindarlarin ellerini ceplerine atmasini istedi. Hatirlayacaksiniz, deprem felâketinin ilk üç günü diger seriatçilar gibi fethullahçilar da fiilen ortada yoktu: Bir cenaze namazi kildiracak, cenaze sahiplerini manevi açidan teselli edecek, bir Yasin-i Serif okuyacak din görevlisi ya da gönüllüsü bulunamadigindan, cenazeler grayder kepçeleri ile toplu mezarlara firlatildi. Bu görüntülerin televizyonlarda yayinlanmasinin sonrasinda, Valilik emirleriyle çesitli illerdeki müftüler ve din görevlileri re'sen deprem mahallerine gönderildiler. Fethullahçilar ise Adapazari, Düzce, Izmit merkez olmak üzere bir süre depremzedelere hizmet verdiler. Tipki, sunduklari en temel insani hizmette bile tarikat ya da cemaat propagandasi yapan IHH, AIMGT ve diger seriatçi yapilanmalar gibi. Sonra, ne! oldu bilinmez, deprem mahallerindeki fethullahçilar, Cumhuriyet Gazetesinden Sayin Hikmet Çetinkaya'nin da saptamasiyla, "birden ortadan çekildiler". Ve nihayet, 18 Eylül sabahi deprem mahallerindeki çadirkentlerde ya da derme çatma kulübeler içinde yasamaya çalisan depremzedeler, girislerin önüne birakilmis bir brosür ile karsilastilar. Sicak bir çaya bile hasret bu insanlar, yaralarina belki merhem olur ümidiyle bu brosürleri okudular: "... Insallah bu hadise güzel yurdumuzun temizlenmesine ve manevi beraatine bir alâmet diye telâkki ediyoruz. .... Hazret-i Üstadimizin 1939'da zelzele hakkindaki yazilarinda, 'Ramazan-i Serif'in teravih vaktinde kemal-i nese ve sürur ile sarhosçasina gayet heveskârane sarkilari ve bazen kizlarin sesleriyle, radyo agziyla mübarek merkez-i Islâmiyetin her kösesinde cazibedarane isitilmesi, bu korku azabini netice verdi. .... Insan haklari, demokrasi kurallari, serbestlik ve özgürlük ve kadin haklari gibi ileri sürülen seyler ise hakikatta ahlâksizliga, müstehcenlige yol açmak için istimal edilegelmis ve halen ayni menfi yolda istimal edilen seylerdir. .... Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahali-i Islâmiyesine bakmasi ve onlari hedef etmesi ne ile anlasiliyor ve neden Erzincan ve Izmir taraflarinda daha ziyade ilisiyor.... Bu hâdise, hem siddetli kista, hem karanlik gecede, hem dehsetli sogukta, hem Ramazan'in hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olmasi; hem tahribatindan intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandirmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi bir çok emarelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i imani hedef edip onlara bakip namaza ve niyaza uyandirmak için sarsiyor ve kendisi de titriyor. Biçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasinin iki vechi var. Bir: Hatalari az olmak cihetiyle temizlemek için ta'cil edildi. Ikincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli müslüman muhafizlari ve Islâmiyet hâmileri az veya tam maglûb olmak firsatiyle, ehl-i zindikanin orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oralari tokatladi, ihtimali var". Yukaridaki akil ve mantik disi, alabildigince bozulmus, bir Türkçeyle kaleme alinan bu satirlarin sahibinin, Hazret-i Üstadlari (!) Said-i Kürdi, nam-i diger Said Nursi oldugunu bilmeyenler tahmin de edemeyebilirler... Brosüre bakildiginda, uzun uzadiya kaynak aramak gerekmiyor. Said-i Kürdi'nin risalelerinden, 1939 Erzincan depremi ile ilgili paragraflardan alinmis bu cümleler, 27 Agustos-1 Eylül 1999 tarihli "Zaman" gazetesinde (2) aynen yayinlaniyor; akabinde de depremzedelere dagitilan brosürlerde... Fethullahçilarin takiyyeyi birakarak iyice pervasizlastigi bir kere daha anlasiliyor. Artik savunmada degiller. Türk Silâhli Kuvvetleri ile Atatürk Ilke ve Devrimlerine bagli kurum ve kuruluslara, kisaca Devlete karsi sistematik ama henüz adi konulmamis bir savasim baslatiyorlar, hem de üç ayri koldan... Start veren kisi, simdilik bu örtülü savasimi cephe gerisinden, hem de epeyce gerisinden, A.B.D.'den idare ediyor... a.. POLITIK VE BÜROKRATIK PLATFORMDAKI SAVASIM Fethullah Gülen ve organizasyonuna karsi T.B.M.M.'nde -Hükûmet-Muhalefet cepheleri dahil- karssi çikan, laik hukuk sisteminden yana tavir alan bir tek parti yok. Hatta, dogru dürüst, onurlu ve yurtsever tepki koyan bir tek milletvekili bile sözkonusu degil. Meclis disindaki CHP'ye ise son aylarda büyük bir ikinci cumhuriyetçi katilimi gözleniyor. Fethullahçilarin en büyük desteginin ikinci cumhuriyetçiler oldugunu ise herkes biliyor. Hükûmet, Milli Güvenlik Kurulu'nun baslatmis oldugu 28 Subat sürecini durdurabilmek için elinden gelen her seyi yapiyor. Örnegin, fethullahçi olduklari önesürülen yaklasik 35 vali ve 300'e yakin kaymakamin merkeze alinmalarini saglayacak atama kararnamesi hâlâ çikarilmis degil. Gerekçe olarak iktidar partileri arasindaki anlasmazliklar önesürülüyor ki bu dogru degil. Sadece 4 Emniyet Müdürü ile sinirli tutulan Emniyetteki tasfiye, su siralarda tersine isletilmekte. Yaklasik 80 -bir kismi fethullahçi- emniyet mensubu hakkinda açilan sorusturmala! r da ciddi bir sonuca baglanmis degil. Seriatçilara taviz vermeyecegini her firsatta tekrarlayan Içisleri Bakani artik kesinlikle güven vermiyor. En az 600 fethullahçi Emniyet Müdüründen söz ediliyor. Fethullahçi Emniyet Amirleri, Baskomiserler, Komiserler, Komiser Yardimcilari ve Polis memurlari cabasi. Tasfiyeye önce Istihbarat, Bilgi-Islem, Personel, Polis Akademisi, Koleji ve Polis Okullarindan baslanmasi ve asagilara inilmesi gerekiyor. Ayni sekilde, yurtdisinda sefaret korumasinda görevlendirilen emniyetçi kadronun tümüyle geri çekilmesi ve durumlarinin gözden geçirilmesi öneriliyor. Bunlar yapilmadigi gibi, bu süreçte, örnegin Ankara'daki fethullahçi emniyetçilerin simdiki müdürvekili ile en rahat ve en güçlü dönemlerini yasadiklari iddia ediliyor. Bu durumun Içisleri Bakani tarafindan da bilindigi, bu yüzden bir tepki gelir endisesiyle vekâleten atama ile yetinildigi kaydediliyor. Bu gevseklik ve kokusma sadece Içislerinde mi? Elbette ki hayir!.. Basbakanlik, Tarim, Kü! ltür, M.E.B. ve diger kamu kurum ve kuruluslarinin kadrolar! indaki fethullahçilarin tasfiye endisesinden kurtulup, aksine yüksek moralle çalismalarini sürdürdükleri gözlemleniyor. Kamuoyunun deprem felâketine olan ilgisi, fethullahçilarin ve de onlari destekleyen siyasilerin islerine yariyor. Isin olumlu taktik tarafi, DGM'nin sorusturmasi agir isliyor. "Dünya Imami"nin yanisira bazi "Bölge Imamlari"nin A.B.D.'nde oldugu biliniyor. Ya fethullahçi hiyerarside yeralan diger örgüt yöneticileri? Örnegin, "Sivil Istihbarat Servisi". Hani, organizasyona muhalif asker-sivil kadrolar hakkinda en mahrem kisisel bilgileri -anekdot düzeyinde bile olsa- toplayacak; ses ve görüntü bantlarini, disketleri tasnif ederek bir "Istihbarat Bankasi" olusturacak ekipten söz ediliyor. Üstelik ekibin çekirdegini de emniyetteki fethullahçi istihbaratçilarin olusturdugu; fethullahçi "telekulakçi"larin kendi deyimleriyle naksibendi "telekulakçi"larini tasfiye ettirdikten sonra bu servise daha rahat biçimde bilgi ve belge-kaset aktarmaya devam ettikleri de önesürülüyor. M.G.K.'na verildigi önesürülen hayali "Fethullah Gülen Raporu"nu hazirlayarak kitleleri provoke etmeyi amaçlayanlarin bu servis elemanlari oldugu iddia edilmekte. Keza, son haftalarda ortaya atilan ve Hüsamettin Özkan ile ! Mesut Yilmaz hakkinda MIT tarafindan bilgi toplanildigini ima eden sahte raporun da yine bu servis elemanlarinca tezgâhlandigi kaydediliyor. Özellikle son sahte MIT raporundan amaç, Türk Silâhli Kuvvetleri'ne karsi tavir alan Mesut Yilmaz'in giderek keskinlesmesi. Hiç süphesiz bu iddialarin tümü resmi bir sorusturma gerektirecek kadar önemli. Bati Çalisma Grubunun tasfiye edilecegini, 28 Subat sürecinin sona erdigini söyleyerek basta fethullahçilar olmak üzere tüm seriatçilara çiçek gönderen Mesut Yilmaz'in, son kaset olayindan sonra Fethullah Gülen'in lehine yaptigi konusmalar ise demokrasi ve laiklik adina utançla hatirlaniyor. En son, Genel Kurmay Baskani Sayin Orgeneral Hüseyin Kivrikoglu'nun "28 Subat gerekirse bin yil sürer" açiklamasi ile bir kez daha sarsilan Fethullahçilarin firsatçiligi ve militanligi, Yargitay Birinci Baskani Sami Selçuk'un konusmasi ile bir kere daha ortaya çikmis durumda. Zaman, Aksiyon, Akit basta olmak üzere tüm seriatçi basinin, PKK'nin, ÖDP'nin ve tüm ikinci cumhuriyetçilerin ortak destegini alan ve hatta Nazli Ilicak tarafindan "gönüllerdeki Cumhurbaskani adayi" ilân edilen Sami Selçuk'un bu anlamli çikisinin analizinin çok iyi yapilmasi gerekir. Seriatçi tehlikeyi yok sayacak kadar tarihimizi ve toplumsal yapimizi bilmeyen; Diyanet Isleri Baskanligi'ni gereksiz görüp, tarikatlarin kendi okullarini açmasini talep eden Abant Toplantisi katilimcisi Selçuk'un, fethullahçilarin gönüllerindeki söylemleri dillendirdigi apaçik ortada. Zaman ve Aksiyon'un nüshalari incelendiginde bu ilinti tüm açikligi ile ortaya çikiyor. Hatta, daha da ileri gidiliyor: Abant Toplantilari! , T.B.M.M.'nin de üstünde gösterilerek, 1982 Anayasasi'nin yerine yeni Anayasanin Abant Toplantisi katilimcilari tarafindan hazirlanmasi öneriliyor (3). Kisaca, Fethullah Gülen'in ne pahasina olursa olsun ille de ADLIYE ve MÜLKIYEDE kadrolasmaktan söz edisinin bos olmadigi anlasiliyor... Fethullahçilarin Sami Selçuk olayinin sonrasinda takiyyeyi ve savunmayi birakarak devlete karsi adi konulmamis savas açmalarinin temelindeki en önemli hareket noktasi su: Meclise, bürokrasiye ve de ekonomiye agirliklarini koymus olmalarina, ABD gibi süper güce sahip bir ülkenin destegini arkalarina almalarina ragmen, bir baska ifadeyle ulasabilecekleri en üst güç sinirinda bulunmalarina karsilik, Fethullah Gülen neden Türkiye'ye dönemiyor? Iste halihazirdaki pervasizliklarinin dayandigi neden bu. Bu yüzden sürekli açik veriyorlar; bir baska ifadeyle, geleceklerine ipotek koydurmaya, battikça batmaya devam ediyorlar... b.. EKONOMIK PLATFORMDAKI SAVASIM
Fethullahçilar yaklasik 300 sirket ve holding, yillik 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda degil, ekonomik alanda da vurduklari yerden ses getiren, üstelik dis ticaret becerileri olan girisimcileri ile dünyaya açilan büyük bir imparatorluk (!). Fethullahçi organizasyonun çökertilmesi için sadece siyasal desteklerinin kesilmesi ya da yasal önlemlerin alinmasi yetmiyor. Para musluklarinin da kapatilmasi gerekiyor. 28 Subat kararlari çerçevesinde alinmasi gereken önlemler henüz alinmis degil. ISHAD faaliyetini sürdürüyor (4). Samanyolu Televizyonu neredeyse dünyanin önemli bir bölümünden seyrediliyor. Zaman gazetesi 13 ülkede basiliyor (5). Biraz azalmasina ragmen "himmet paralari" yine halktan yasadisi biçimde toplaniyor; yurtdisindaki okullara ve sirketlere para transferi yasadisi yollardan gerçeklestiriliyor. Fethullahçi okullarin, dershanelerin, yurtlarin ve isikevlerinin sayisi ve etkinligi giderek artarken, M.E.B.'nin göst! ermelik denetimleri (Atatürk kösesinin olup olmadigi vb.) formalitenin yerine gelmesi kabilinden sürüp gidiyor. 28 Subat sürecinde fethullahçi kurumlara vurulan tek darbe de su: YÖK'nun Fatih Üniversitesi'ne kaynak aktarimini kesmesi. Iste bu darbelerin nitelik ve nicelik açisindan arttirilmasi gerekiyor. Bunlar yapilmadigi için de devlet, kendi imkânlarini kullanarak kendisini yoketmek isteyenleri çaresizlik içinde seyrediyor; savunma mekanizmasini harekete geçiremiyor... Fethullahçi Organizasyonun ekonomik gücünü ortaya koyan dramatik ama tipik bir örnek: Ekonomik çikarlarin, ulusal çikarlarin önüne nasil geçebileceginin, hatta din faktörünü bile yok saydirtabileceginin tipik bir kaniti: "Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri, Is yerimizde bizleri ziyaret etmek lütfunda bulunmus olmanizdan dolayi sahsim ve arkadaslarim adina tesekkürlerimi arzetmeyi borç bilirim. Ugurlu kademli olduguna gönülden inandigim tesrifleriniz sirasinda sarfetmis oldugunuz veciz cümleler bizleri düsündürmüs ve zihinlerimizde yeni ufuklar açmistir. Lütfettiginiz ve Ulu Tanri'nin ismi ile veciz deyimleri ihtiva eden güzel tablo, çalisma odamin duvarini süslemektedir. Ayrica armagan ettiginiz çok degerli amber tesbih ve nadide ipek haliyi bir hâtiraniz olarak aile ocagimizda muhafaza edecegim. Bu nazik ve anlamli jestinizden dolayi ayrica sükranlarimi arzederim. Yüce Peygamberimizin "Hediyelesiniz, Muhabbeti Artirir" deyiminden hareketle zatiâlilerinize sundugum, 1500 yillik Ortadogu'nun kutsal topraklarinda yapilan kazilarda çikan orijinal bir kandil ile, Merhum Tunca üstadimizin bir hat eserini sizlere olan saygimizin ve sevgimizin ifadesi olarak lütfen kabul buyurmanizi istirham eder, emirlerinize intizâren en derin saygilarimi sunarim. Üzeyir Garih". Görüldügü gibi, isadami Üzeyir Garih'in bu mektubunda yer alan ve müridâne bir havada yazilmis cümleleri hak etmek için Fethullah Gülen ne yapmistir? Elbette ki, bir ziyaret esnasinda verilen tesbih-tablo ve ipek hali için övgü düzmeyecek kadar zengindir Üzeyir Garih. Üstelik, herhangi bir emekli vaize randevu vermeyecek, hele hele mukabil hediyelerle birlikte yukaridaki mektubu yazmayacak kadar da mesguldur kendileri. Türkiye Cumhuriyeti'nin sinirlari içinde, laik hukuk sisteminden yararlanarak özgürce ve esitçe is yasamini sürdüren Sayin Garih'in Fethullah Gülen'e bu nezaketi gösterirken, seriatçi yapilanmalara karsi duyarliligi olan Türk kamuoyunu da dikkate almasi; esas saygiyi Cumhuriyetin temel ilkelerine göstermesi gerekirdi. Diyebilirsiniz ki, ne var bunda, karsilikli bir hediye alisverisi ve oldukça ince bir tesekkür mektubu. Hayir, hepsi o kadar degil. Eksik olani bizzat Fethullah Gülen ifade ediyor: "Bir Musevi (Üzeyir Garih) Moskova'da sizin tesvikinizle açilan bir! okula yardim ederse onu ne cemiyet çerçevesine, ne cemaat çerçevesine oturtmak mümkün degil" (6). Kisaca, Üzeyir Garih, Rusya Federasyonu ve Orta Asya'daki yatirimlarini güvence altina almak için, seriatçi oldugunu bildigi bir yapilanmanin Moskova'da açtigi lisesini finanse ediyor. Bir nevi haraç (himmet parasi) ya da Osmanli döneminde gayrimüslimlerin ödedigi cizyeyi hem de gönüllü olarak ödüyor. Sadece o mu? Örnegin Sakip Sabanci, son kaset olayi ile Fethullah Gülen'in maskesinin düsmesinin sonrasinda bile ona sahip çikiyor: "Sayin Hocam Fethullah Bey, yillardan beri gündemdeydi. Pat diye sürpriz olarak gelmedi" diyerek Gülen'in kendisi gibi bu ülkeye hizmet verdigini deklare ediyor (7). Sakip Sabanci'nin tarikatçi oldugunu ya da sonradan intisap ettigini elbette ki iddia etmek mümkün degil. Ancak, yurtiçi ve yurtdisi is baglantilarindan kaynaklanan ekonomik çikar hesaplari, Sakip Sabanci'yi böyle konusturuyor. Bir baska ifadeyle de paranin dini ve milliyeti ve de devleti o! lmadigini bir kez daha gözler önüne seriyor... Türk Devletinin, ekonomik platformda fethullahçi organizasyona ve diger ekonomik gücü olan seriatçi yapilanmalara karsi kisa vadede almasi gereken önlemler söyle özetlenebilir: Bu tür yapilanmalarla dogrudan ya da dolayli ilgili sirketlerin hesaplarina acilen elkonulmalidir. Geriye dönük olarak azami 5 yillik yasal süre içindeki tüm girdiler ve çiktilar, para transferlerinin mevzuata uygunlugu tek tek kontrol edilmelidir. Bu islerle görevlendirilecek Maliye elemanlarinin seçimi ve denetimine iliskin esaslar belirlenmeli ve buna uyulup uyulmadigi siki sikiya takip edilmelidir. Özellikle ISHAD, Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi, Türkiye Ögretmenler Vakfi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi, Asya Finans, Feza, Çag, Slim, Fetih, Isik gibi dernek, vakif ve sirketler yasal biçimde büyüteç altina alinirken, organizasyonla iliskisi bilinen tüm dersaneler, kurslar, yurtlar ve de isikevleri takip ile mutlaka ve mutlaka kapatilmalaridir. Ayni sekilde, fethullahçi organizasyon içindeki sirketlere ve vakiflara kaynak aktaran, ihale veren bürokratlar da sorusturma kapsamina dahil edilmelidir. Bu önlemler alinmazsa ne olur?!. Fethullahçi kurum ve kuruluslardaki ekonomik düzeyde geometrik büyümeye en tipik örnek, Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfidir ki, kurulus senedinde yer alan mal varligi ile günümüzdeki serveti arasindaki inanilmaz fark, bu konuda bir fikir vermeye yetecektir: 1972'de Izmir'de (Bahçelievler 502/2 Sokak, No: 39) Nef'i Akyazili ve esi Pembe Zehra Akyazili, Naci Sençekicer, Mehmet Sevimlican, Osman Sarioglu, Yusuf Pekmezci, Ekrem Ugur, Zeki Sakman ve Mehmet Fidan tarafindan olusturulan Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nin baslangiç sermayesi 229.747 TL.'na tekabül eden Izmir Karsiyaka'da iki katli bir bina, Bozyaka mevkiinde 1620 metrekarelik bahçe içinde tek katli bir köy evi ve yine ayni mevkide 415 metrekarelik bir arsadan ibarettir. Oysa, aradan geçen 27 yil içinde, vakfin sahip oldugu ögrenci yurtlarinin dökümü söyledir. Ankara'da: Malazgirt Ögrenci Yurdu, Fidan Ögrenci Yurdu, o. Düsüngel Ögrenci Yurdu, Izmir'de: Isiklar Ögrenci Yurdu, Bergama Ögrenci Yurdu, Ortaköy Ögrenci Yurdu, Halil Rifat Pasa Ögrenci Yurdu, Kemalpasa Ögrenci Yurdu, Eskisehir'de: Sivrihisar Ögrenci Yurdu ve M. Güngör Ögrenci Yurdu, Adapazari'nda: Ersoy Ögrenci Yurdu ve Akyazi Erkek Ögrenci Yurdu, Gümüshane'de: Ahmet Ziyaüddin Ögrenci Yurdu, Kütahya'da: Hisar Ögrenci Yurdu, Afyon'da: Suhut Ögrenci Yurdu, Dinar Ögrenci Yurdu, Emirdag Ögrenci Yurdu, Kayseri'de: Seyid Burhanetdin Ögrenci Yurdu, Keykubat Ögrenci Yurdu ve Bünyan Ögrenci Yurdu, Kocaeli'nde: Yuvacik Ögrenci Yurdu, Usak'da: Günkaya Ögrenci Yurdu ve Karahalli Ögrenci Yurdu, Aydin'da: Fatih 1 Ögrenci Yurdu ve Fatih 2 Ögrenci Yurdu, Sivas'da: Buruciye Ögrenci Yurdu, Bayburt'da: Sehit Osman Ögrenci Yurdu, Milas'da: Hafize Hatun Ögrenci Yurdu, Konya'da: Seydi Mahmut Hayrani Ögrenc! i Yurdu, Isparta'da: Sidre Ögrenci Yurdu, Balikesir'de: Kayapa Ögrenci Yurdu, Erzurum'da: Zinnuni Ögrenci Yurdu, Denizli'de: Cevherpasa Ögrenci Yurdu ve Süller Ögrenci Yurdu, Mugla'da: Sahidi Ögrenci Yurdu, Manisa'da: Bilgin Ögrenci Yurdu, Akhan Ögrenci Yurdu, Yilmaz Ögrenci Yurdu, Alasehir Ögrenci Yurdu, Burdur'da: Üçgen Ögrenci Yurdu ve Mehmet Akif Ögrenci Yurdu, Erzincan'da: Yesilirmak Ögrenci Yurdu ve sonradan açilmis olabilecek diger ögrenci yurtlari. Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nin kurulusta 9 kisilik mütevelli heyetinin bugünkü sayisi 282 kisi. Bugün sadece Izmir'de 27 arsa, 45 bina, bir dersane ve 5 yurdu bulunan ve Türkiye genelinde trilyonlarla ifade olunan gayrimenkul zengini Vakif, fethullahçi organizasyonun medari iftihari konumunda. Kisaca, yukaridaki örnekte de görüldügü gibi, fethullahçi organizasyonun ekonomik kaynaklari, müdahale olmadigi takdirde geometrik biçimde büyümektedir. Bu ekonomik kaynaklarin rasyonel bir öncelikle, özellikle de insan egitiminde kullanilmasi, tehlikenin giderek büyümesine yol açmaktadir. 3. DINSEL PLATFORMDAKI SAVASIM Özellikle Sami Selçuk'un ülke gerçeklerini yeterince yansitmayan, ancak Bati'nin uzun süredir dayattigi reçeteyi yineleyen talihsiz beyanlarindan olumlu yönde cesaretlenen fethullahçilarin, genis cephe taktigine basvurduklari gözlemleniyor. Strateji degisikliklerinin gerekçesi ise su açiklamaya dayaniyor: "Bu ülkede sokaktaki 'Islâmci', 'Kürtçü', 'dinci', 'vatan haini' ve digerleri, Avrupa Birligine girmeyi, hem de bir 28 Subat tarihinde girmeyi devlete yön veren güçten daha fazla istiyor". Devlete yön veren gücün Türk Silâhli Kuvvetleri oldugunu bilmeyen yok. Demokrasinin ve ülke-ulus bütünlügünün önünde en büyük tehlikeyi olusturan basta fethullahçilar olmak üzere tüm seriatçilar, bölücüler, sözde ilerici sosyalistler, dönek solcu olarak tanimlanan ikinci cumhuriyetçiler, ortak deyimleriyle Te Ce'ye karsi ittifak görünümündeler. Hem de demokrasi, baris, hosgörü, insan haklari gibi evrensel degerlerin arkalarina alarak... Hatta o kadar ki, "devlete karsi islenen suçlarin affe! dilmesi ve ölüm cezasinin kaldirilmasi; Dogu ve Güneydogu bölgesinin yasam kosullarinin düzeltilmesi" gibi talepleri içeren 49 demokrat (!) aydinin (!) imzaladigi "Simdi Tam Zamani Çagiriyoruz" baslikli deklerasyona fethullahçilara açik destek veren isimlerin de katilmasi, Zaman gazetesinde önemli bir haber olarak yer aliyor (8). Diger imzacilara baktiginizda gözlerinize inanamiyorsunuz: Örnegin, Abdülmelik Firat, Ahmet Türk, Ufuk Uras, Tarik Ziya Ekinci, Mehmet Altan, Gülay Göktürk ve digerleri. Bir de, Zaman gazetesinin yakin zamana kadar Fethullah Gülen aleyhine yazdigi kitaplardan dolayi "komünist-ateist-bölücü" olarak afise etmeye çalistigi Faik Bulut. Kimi Kürt fasisti, kimi ikinci cumhuriyetçi, kimi Insan -pardon PKK- Haklari Dernegi yöneticisi, kimi sosyalist. Ister istemez sorguluyorsunuz, nerede her firsatta Türk milliyetçiligini savundugunu öne süren; kürtçülere ve her türlü bölücülere, komünistlere, ateistlere karsi olduklarini açiklayan; sehit ailelerini her firsa! tta istismar ile provoke eden; kendilerini modern alp-erenl! er olarak lanse ederek Türk sagini bunca yil igfal eden fethullahçilar? Sonra fethullahçi olarak adlandirilan bu yapilanmanin, amacina ulasabilmek için tipik makyevelist bir anlayis içinde, birakin Papayla ya da Ortodoks Rum Patrigiyle, seytanla bile isbirligi yapabilecegini kestirebiliyorsunuz... Iste fethullahçilarin sergiledigi bu ahlâki düzey, dinsel platformda da kendini gösteriyor. Bugüne kadar, nurculuktan çiktiklarini ancak onu astiklarini; tarikat olmadiklarini; olsa olsa "sivil toplum (cemaati)" olarak nitelendirilebileceklerini söyleyen fethullahçilar, Kivrikoglu Pasa'nin son kararlilik demeci ile birlikte, Bediüzzaman olarak nitelendirdikleri sahsin risalelerine periyodiklerinde daha fazla atifta bulunmaya basladilar. Bir baska ifadeyle takiyyeden vazgeçerek nurcu kimliklerine yeniden büründüler. Fethullahçilarin siyasal kosullarin degismesi nedeniyle asillarina dönmeleri, genis cephe ya da sol literatürde "birlesik cephe" diye adlandirilan yeni taktiklerini engellemiyor, aksine güçlendiriyor. Örnegin, fethulllahçilar, 17 Eylül 1999 tarihli "Zaman"da çikan "Bir Manevi Dinamik: Tunahan" baslikli yaziyla, bugüne kadar yildizlarinin hiç barismadigi bir düsman kardese, Süleymancilara baris çubugunu su cümlelerle uzatiyorlar: "Mücadelesinin önemini bugünlerde daha iyi kavriyoruz. Bugünlerde, yani bastigimiz toprak ayaklarimizin altindan kayarken ve Kur'an egitimine sinirlama getirilirken... O bu ugurda hayatini ortaya koydu ve bir ömür mücadele verdi. Süleyman Hilmi Tunahan, temel manevi dinamiklerimizden. Onun gibi dinamikler bundan böyle gündemimizde daha fazla yer almali. Onlarin mesajlarini simdi, ruhlarin iyice hassaslastigi su günlerde daha iyi anliyoruz. Manevi dinamigin ne demek oldugunu da... Koca bir ömür Kur'ani ögretmeye adandi. Bu ugurda çektigi sikintilarin haddi hesabi yok. O kadar ki arzu ettigi yere bile defnedilmesi engellendi. Naasi polis zoruyla Karacaahmet Mezarligina götürüldü... Kur'an egitimine konan engeller ve bugünlerde dellenen toprak, onun gibi manevi dinamiklere olan ihtiyaci ortaya çikariyor..." (9). Oysa biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti için kurulusundan itibaren önemli bir tehdit olusturmus sahte din tüccarlari: Said-i Kürdi, Seyh Sait, Seyyit Abdülkadir, Kemal Pilavoglu, Süleyman Hilmi Tunahan, Cemalettin Kaplan, M. Zahid Kotku ve onlarin günümüze kadar ulasan çikintilari. Sadece, laik hukuk düzenine karsi degil, seriatçi cephede egemenlik tesis için birbirleriyle de kavgaya tutusmuslar. Süleymanci, babasi faraza nurcuysa cenaze namazina gitmemis; naksibendi, kendi tarikatinin hatta cemaatinin disindakilere gerçek müslüman gözüyle bakmamis; nurcu, Said-i Kürdi'nin sefaati (!) sayesinde cennette öncelikli yer alacagina inanmis; rufai, kadiri ve vücutlarina sis batirarak Allah katinda ne denli makbul olduklarinin provalarini yapmis... Bunlar, Islâmiyeti kendi islerine geldigi gibi yorumlarken, hem müslümanlar arasinda firkaciliga ve bölünmeye yolaçmislar, hem de çok yönlü inanilmaz bir sömürü mekanizmasi kurararak milyonlarca saf ve cahil insanimizi kandirmislar, sömürmü! sler. Cahil insanlar da din tüccari sahte seyhlerini tabulastirarak Allah'a sirk kostuklarinin; devlete ihanet ettiklerinin farkina bile varmamislar... Daha geçenlerde Nurcularin liderlerinden biri olan Mehmet Kutlular, fethullahçilarin, yurtdisinda -Alman Anayasa Koruma Örgütü (Iç Istihbarat Servisi-BfV) destekli- Süleymancilara ve Milli Görüsçülere karsi Türk Devleti tarafindan kullanildigini belirtirken; istihbaratçi nurcularin fethullahçi cemaate katildiklarini, kendilerinin bu duruma alet olmadiklarini ima ediyordu. Simdi, ayni fethullahçilar, düne kadar yerin dibine batirdiklari Süleyman Hilmi Tunahan'in ölüm yildönümünde bugün övgüler düzmektedirler. Bunun adi riyakârlik ve de hiç süphesiz ahlâksizliktir. Bugün Süleyman Hilmi Tunahan'in torununa ve Kemal Kaçar'a uzatilan baris çubugu, yarinsa Haydar Bas'a, Abdülkadir Sasmaz'a, Esad Cosan'a, Musa Topbas'a, Enver Ören'e, Ali Yüksel'e, Necmeddin Erbakan'a, Mehmet Firinci'ya, Cüppeli Ahmet'e, Nazim Kibrisi'ye, Mehmet Kutlular'a, Mehmet Kirkinca'ya, Muhammed Siddik Dursun'a, Metin Kaplan'a, Izzettin Yildirim'a, Mehmet Kurdoglu'na Ramazan Yilmaz'a, Ali Kalkanci'ya, Müslüm Gü! ndüz'e ve diger çikintilara uzatilabilecektir. Fethullahçi organizasyonun makyavelist yaklasimi dis iliskilere de yansidiginda Türkiye Cumhuriyeti, 76 yillik tarihi boyunca karsilastigi en büyük tehdit odagi ile varolma savasina girmek zorunda kalacaktir. Bugün, A.B.D. güdümüne giren, yarin çikarlari gerekiyorsa pekalâ Almanya, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, hatta Libya ya da bir baska ülkenin güdümüne girebilir. Buna hiç kusku yok... Basta fethullahçilar olmak üzere, halk tabiriyle "birbirinin gözünü çikarmaya hazir" diger tarikat ve radikal yapilanmalarin, ortak çikarlari çerçevesinde bütünlesme tehlikesine karsi alinabilecek en etkili önlem, halkin bilgilendirilerek aydinlatilmasidir. Bu isin öncülügünü hiç süphesiz ki Diyanet Isleri Baskanligi yapacak; Ilâhiyat Fakültelerindeki gerçek bilim adamlari da katkida bulunacaktir. Oysa ki, Anayasal bir kurulus olan Diyanet Isleri Baskanligi asli görevini yerine getirmekten uzun yillardan bu yana korkuyla kaçinmaktadir. Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük sanssizligi ve de eksikligi, devletine sahip çikacak cesarete ve kisilige sahip yeterli vatansever din görevlilerinin yetistirilememis olmasidir. Cumhuriyet yönetimi altinda irticai faaliyetlerin 76 yildan bu yana sürmekte oldugunu; tarikat ve radikal Islâmi gruplarin gerçek dinde yeri olmadigini en iyi bilen Diyanet Isleri Baskanlari, bugüne kadar dengelerin bozulmasindan korktuklarindan, tarikat ve benzeri yapi! lanmalarin üzerine gidememislerdir. Örnegin, Süleymancilar, Diyanet Isleri Baskanligi'nin atadigi imamlarin (Imam Hatipli ve de Ilâhiyat mezunlari dahil) arkasinda namaz kilmayi öteden beri reddetmekte; el koyduklari camilere atanan din görevlilerini kaçirtmak için de alenen dövmektedirler. Ayni sekilde, sözde Diyanetin denetimine ragmen, 800'ün üzerinde Kur'an Kursu ve Pansiyonu ile adeta bir dokunulmazlik zirhi içinde körpe beyinleri Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine yikamaya devam etmektedirler. Fethullahçilar, devletin dinden elini çekmesini isteyerek Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasini dillendirmektedirler. Naksiler camilerini ayirmislardir. Milyonlarca saf-dindar insanimiz, bu odaklarin elinde dinine ve devletine karsi yabancilastirilmaktadir. Bütün bu dinsel yapilanmalara ve ihanetlere karsi suskun kalan halihazirdaki Diyanet Isleri Baskani Sayin Mehmet Nuri Yilmaz, Fethullah Gülen'in Islâm Temsilcisi sifatiyla Papa ile görüsmesini bile tepkisiz-yutkunarak seyretm! ekle yetinmistir. Camiler kisla, minareler süngü, müminler ! devletine karsi düsman neferi, Imam Hatip Liseleri ve Ilâhiyat Fakülteleri seriatçi yapilanmalarin ön bahçesi olurken, en az türedi seyhler kadar cesaret ve basiret gösteremeyen Sayin Yilmaz, ulusumuzun kendilerine gösterdigi saygiyi hak etmemektedir. Tipki, Börekçizade Rifat Efendi'den sonra gelen, -islerinde ehil de olsalar- devletine ve rejimine geregince sahip çikamayan, tarikatlarla açiktan açiga mücadele edemeyen diger "ürkek" Diyanet Isleri Baskanlarinin da saygiyi hak etmedikleri gibi: Topu topu sadece 1960'li yillarin basinda Nurcularin dindisi eylem ve söylemlerini ortaya koyan bir kitapçik yayinlanmis; bir de 12 Eylül döneminde Süleymancilarin olusturdugu tehditle ilgili olarak talep üzerine Milli Güvenlik Konseyi'ne bir rapor sunulmus, hepsi o kadar. Simdiki Baskanin tarikatlarla ilgili kamuoyuna malolmus bir mücadele programi yok. Merkezi vaazlarda, hutbelerde bu konuya yer verilecegine iliskin bir bilgiye de rastlanmiyor. Oldukça yetismis bir psikolojik mücadele uzmanini danisman kadrosuna istihdam etmis olsa da kendisinden yeterince yararlanamadigi anlasiliyor. Yaygin bir izleyici kitlesine sahip olmayan bir televizyonda (BRT) çikip da: "Tarikatlara gerek yok.... Geçmiste tarikat dünya sevgisini birakmakti. Simdi bakiyoruz, cemaat haline gelmis tarikatlar her türlü konfor içinde, zevk ve sefa içinde. Dini bilmeyen, cehalet içinde yüzen insanlar seyhlik postuna oturmuslardir. Dini samimi olarak, birey olarak yasayan insanlari ayirt ediyorum. Dini ögrenmek isteyen herkes dini yasayabilir. Allah ile kul arasina kimse giremez. Dini yasamak için tarikatlara gerek yok, zorunluluk yok.... Ibadette yeter ki samimi ol, bunlar olay çikarmak dinle devleti, milleti, cumhuriyeti karsi karsiya getirmek istiyorlar. Oynanan oyun budur. ! Kimse Cumhuriyetle Islâmiyeti karsi karsiya getirmesin" demesi yeterli olmuyor. Sayin Diyanet Isleri Baskani'nin yüreklilikle çikip "bunlar"in kim olduklarini, din disi uygulama örnekleriyle birlikte, tüm kitle iletisim araçlarindan yararlanarak sürekli bir biçimde açiklamasi gerekiyor. Açiklayamadigi için her yil yüzbinlerce saf insanimiz bu din tâcirlerinin agina düsüyor; Diyanete bagli camilerdeki cemaat sayisi da buna bagli olarak sürekli azaliyor. Diyanetin asli görevi kuskusuz sadece camilere din görevlisi atayip vakit namazlarini eda ettirmekten ibaret degil. Sayin Baskanin Diyanet kadrosundaki ya da yurtdisindaki örgütlü Süleymanci, Kaplanci, Milli Görüsçü gibi yapilanmalara karsi verdigi mücadele olmasi gerekenin çok ama çok gerisinde. Bu açidan önünde iki seçenekten birini seçmek durumunda: Ya acizligini kabullenerek istifa edecek veya görevden alinmayi bekleyecek, ya da Börekçizade'den sonra hiçbir Diyanet Isleri Baskani'nin yapamadigini yaparak halkiyla ve devletiy! le bütünleserek seriatçi yapilanmalara karsi açiktan mücade! le edecektir. Bu ikinci tercih, sadece sorumlu, vatansever bir bürokrat için degil, temsil ettigi kitleler için Allah'a karsi da bir borçtur, yükümlülüktür. Sayin Mehmet Nuri Yilmaz ve bu göreve getirilenler bu ülkede en az Fethullah Gülenler kadar cesur ve kararli olmadirlar; yaygin dinsel egitimi ve halkla iliskileri Fethullah Gülenlerden daha iyi yürütmelidir, derken ne kendisine ne de makamina haksizlik etmis sayilmiyoruz...