| Çok Partili Düzen Demokrasi Değildir |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:29 | |||
|
2 - Çok Partili Düzen Demokrasi DeÄŸildirTürkiye'yi kendi çıkarlarına göre "dönüÅŸtürmek" isteyen dış güçlerin de desteÄŸiyle, dinci-liberal ittifakı, birtakım ana tanım, kavram ve terimleri kullanarak toplumun "beynini yıkıyor" onu, kendi istekleri doÄŸrultuda koÅŸulluyor. ÖrneÄŸin, "atanmışlar-seçilmiÅŸler" paradigması: Bu sınıflama yanlıştır, çünkü Türkiye'deki bütün atanmışları, seçilmiÅŸler atamaktadır. Siyasal iktidarların sivil ve asker bürokrasiden yakınması "çok partili düzenimizin" klasik söylemlerinden biridir. Oysa gerek sivil ve asker bürokratların atanmaları, gerekse bunların bürokratik davranışlarına temel oluÅŸturan yasal metinler doÄŸrudan doÄŸruya seçilmiÅŸler tarafından belirlenir. Bu paradigma, dinci liberal siyasal iktidarların meÅŸru olmayan bir takım hedeflerin önündeki demokratik ve yasal engelleri kaldırmak, sivil ve asker bürokrasiye itibar kaybettirmek için kullanılmaktadır. ÖrneÄŸin, "ÅŸeriatçı - laikçi" söylemi: Bu söylem de yanlıştır, çünlü "ÅŸeriatçılık" bir inanca (radikal islama) dayalı bir siyasaÅŸ tutum ve davranışı belirler. Oysa laiklik bir inanç deÄŸildir, bir yönetim ilkesidir. Devletin dine deÄŸil, ulus iradesine dayalı olmasını ve bu nedenle de bütün inançlara eÅŸit davranmasını gerektirir. Bu nedenle de laiklikten yana olan kiÅŸi, "laik" sözcüÄŸü ile ifade edilir. Ona "laikçi" denmesi, laiklik ilkesini de bir "dinsel inanç" düzeyine indirgemek ve ÅŸeriatçılarla aynı kefeye koyarak, bu kavramın altını oymak amacını gütmektedir. Bu çerçevede, " demokrasi" kavramı da, genellikle sadece, " çok partili düzen" anlamıyla eÅŸit kılınmakta ve büyük bir saptırmayla "çoÄŸunluk yönetimi" yani " çoÄŸunluk diktatörlüÄŸü" anlamıyla eÅŸitlenerek saptırılmaktadır. Oysa, "çok partili düzen", demokratik rejim için gereklidir ama yeterli deÄŸildir. Bir "çok partili düzenin" demokrasi olabilmesi için, laik temele dayanması ve laik uygulamalara riayet etmesi, temel hak ve özgürlüklere saygılı olması ve en önemlisi de azınlıkta kalmış olanların yani muhalefetin bütün özgürlüklerini ve haklarını güvence altına almış olması gerekir. Ne yazık ki, Türkiye'nin demokrasi tarihinde tek parti döneminden "çok parti düzenine" geçiÅŸte büyük bir devrim yaÅŸanarak, iktidarın seçimle deÄŸiÅŸtirilmebilmesinin gerçekleÅŸtirilebilmesine karşın, " demokratik" yöntemle, iktidara gelmiÅŸ olan Demokrat Parti, demokrasiyi geliÅŸtireceÄŸine geriletmiÅŸ, yukarıda belirtilen demokrasinin öteki koÅŸullarını gerçekleÅŸtirmemiÅŸ ve sonunda rejimi bir askeri darbe ile karşı karşıya bırakmıştır. Türkiye'nin "çok partili düzene" 1946 yılından beri, demokrasi adına yapılan temel saptırmaları ÅŸöyle sıralayabiliriz: 1) Demokrasi eÅŸittir çoÄŸunluk diktatörlüÄŸü anlayışı topluma egemen kılınmak istenmiÅŸtir. Bu baÄŸlamda hem genel olarak toplumun temel hak ve özgürlükleri hem de özel olarak muhalefetin siyasal hak ve özgürlükleri kısıtlanmıştır. 2) Demokrasinin bu saptırılmış yorumuna dayalı olarak, rejimin laik temelleri, dinci çizgide zedelenmiÅŸ, yasalar ve uygulamalar deÄŸiÅŸtirilerek, eÄŸitim, dil, kültür alanlarında "İslamcılığa" doÄŸru bir kayma gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. 3) Siyaset, politikacılar için bir servet edinme mekanizması haline getirilmiÅŸtir.Bu mekanizma, aÅŸağıdan "gecekondu yaÄŸmacılığı", yukarıdan "nüfuz suistimali" davranışlarının siyasal parti örgütü içinde, buluÅŸturulması aracılığıyla oluÅŸturulmuÅŸtur. İşte sevgili okurlarım, ÅŸimdi topluma yanlış ve saptırılmış paradigmalar aracılığıyla dayatılmak istenen düÅŸünce, bu yozlaÅŸtırıcı " çok partili sistemin", "demokrasi" ve hatta "ilericilik", "deÄŸiÅŸimcilik" diye yutturulması çabasından ibarettir." Cumhuriyet Gazetesi, 24 Ekim 2005
|


