| AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: YENİ EMPERYALİZMİN ÇİFTE STANDARDI |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:30 | |||
|
4 - AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: YENİ EMPERYALİZMİN ÇİFTE STANDARDI Eskiden emperyalizm, İslam ve DoÄŸu ülkelerini uygarlık dışı gördüÄŸünü saklamaz, onlara ikinci sınıf insanlar olarak baktığını açıkça belirtirdi. Edward Said, "Orientalism" adlı çalışmasında Batı'nın bu tavrını açıkça ortaya koyar ve eleÅŸtirir. KüreselleÅŸme öncesindeki emperyalizmin en önemli araçlarından biri eÄŸitim ve eÄŸitim için kurduÄŸu misyoner okulu kaynaklı eÄŸitim kurumlarıydı. Bu okullarda Batı uygarlığının temel deÄŸerleri olan, eÅŸitlik, adalet, laiklik, demokrasi ve insan hakları gibi kavramlar öÄŸretilirdi. Zamanla, İslam ya da DoÄŸu denilen dünyanın aydınları da bu kavramlara sahip çıkmaya baÅŸladı. Batı açısından iÅŸin daha da kötüsü, Batı'nın eÅŸitlik, adalet, laiklik, demokrasi ve insan hakları gibi deÄŸerlerini benimseyen DoÄŸulu aydınlar, bu kavramları Batı'nın emperyalist sömürüsüne karşı kullanmaya baÅŸladı. Bu akımın en baÅŸarılı örneÄŸi, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Mustafa Kemal Atatürk, "Batı gibi olabilmek için, Batı emperyalizminin sömürgesi olmaktan kurtulunması gerektiÄŸini" anlamış bir liderdi. Nitekim, Batılı emperyalist güçlere karşı kazandığı savaÅŸ sonrası, Türkiye'yi Batı Dünyası'nın saygın bir üyesi yapmayı baÅŸardı. Atatürk örneÄŸinden sonra Batı emperyalizmi, artık kendi deÄŸerleri olan eÅŸitlik, adalet, laiklik, demokrasi, insan hakları gibi kavramların kendi sömürüsüne karşı kullanılması önlemek için yeni bir yaklaşım geliÅŸtirdi: DoÄŸu ve İslam toplumlarına, insan hakları, eÅŸitlik, laiklik gibi deÄŸerlerin "emperyalist deÄŸerler" olduÄŸu, benimsenmemeleri gerektiÄŸi, İslam toplumlarının kadını ikinci sınıf vatandaÅŸ gören, laik olmayan yerel deÄŸerlerinin tabii ki daha geçerli olduÄŸu belirtilmeye baÅŸlandı. Batı uygarlığının eriÅŸilemez ve taklit edilemez olduÄŸunu öne süren faÅŸist siyaset bilimci Samuel P. Huntington, "Uygarlıklar Çatışması" adlı kitabında açıkça "Kadın hakları emperyalist deÄŸerlerdir" diye yazdı. Hıristiyanlığa ve demokrasiye iyi, laikliÄŸe kötü dedi. Böylece, demokrasi, laiklik ve insan hakları gibi kavramların içlerini boÅŸalttı: Aynen son günlerde AB yetkilileri Barroso'nun, Rehn'in ve Lagendijk'in yaptığı gibi. * * * AB-Türkiye iliÅŸkilerinde, biraz nesnel olabilen herkesi çıldırtan AB'nin çifte standart uygulaması, 1980'de Yunanistan'ın AB'ye katılmasıyla, yukarda açıkladığım yeni sömürgeci yaklaşım çerçevesinde biçimlendi: AB, Türkiye'nin Avrupa'nın çıkarlarına ve deÄŸerlerine bağımlı olmasını istiyor. Ama bunun eÅŸitlik, adalet ve karşılıklı bağımlılık ilkeleri çerçevesinde deÄŸil, AB ile özel iliÅŸkisi olan ikinci sınıf bir İslam ülkesi statüsünde gerçekleÅŸtirilmesini hedefliyor. Sonuç olarak AB, Türkiye'yi eÅŸit ve adil biçimde muamele edeceÄŸi çaÄŸdaÅŸ bir ortak olarak deÄŸil, özel iliÅŸki kuracağı ikinci sınıf bir İslam ülkesi gibi görüyor. Yoksa laikliÄŸi bir yana bırakıp, sabahın köründe evinden alınan gazetecileri görmezden, telekulak skandallarını duymazdan gelip, medyadaki dinci tekelleÅŸmeyi ihmal ederek, türbanın kadın eÅŸitliÄŸi ve özgürlüÄŸü üzerindeki baskıcı iÅŸlevini reddederek, iktidarın beslediÄŸi dinci mahalle baskısını doÄŸal kabul edip,. AKP'nin "kendine demokrat, dayatmacı çoÄŸunluk" maskaralığını destekler miydi? Ben Türkiye'nin AB ile, ikinci sınıf, sömürge gibi bir iliÅŸki kurmasından deÄŸil, eÅŸit ve adil, çaÄŸdaÅŸ ve gerçek bir AB üyeliÄŸinden yanayım. Ya siz? 02.06.2008 Cumhuriyet
|


