|
                             Uyuyan Kim? Ataol BehramoÄŸlu Çocukluk yıllarımdan anımsadığım bir karikatür vardır. Büyük olaÂsılıkla Akbaba dergisinde gördüğüm bu karikatür, bize göre geleneksel giysileri içinde, eli sopalı bir Yunanlıyı ve Yunanlının sopa attığı bir TürÂkü gösteriyordu. Åžunca yıl geçtikten sonra da aklımda sözcüğü sözcüğüÂne kalan alt yazı aynen şöyleydi: "Vur eski kölesi utandır onu Bırakma uyusun uyandır onu" Karikatürün çiziminden çok, sözler yer etmiÅŸ zihnimde. Bu sözlerde can acıtan, irkilten bir ÅŸey var. Ustaca söylenmiÅŸliÄŸi (tonlama, uyaklar) etkiyi artırıyor... 'Eski kölenin efendisini pataklaması, dayağı yiyen bakıÂmından, aÅŸağılanmanın varabileceÄŸi en son nokta olsa gerek... İlkokul dönemlerimizde ve daha sonraki yıllarda, ders kitaplarınÂdan ya da baÅŸkaca kaynaklardan kendi tarihimiz konusunda edindiÄŸimiz bilgiler, yüzeysel, duygusal, ÅŸovencedir. Cumhuriyet döneminin bütün kuÅŸakları için sanıyorum ki bu böyledir. Kısa bir özet yapmak gerekirÂse, söylenebilecek olan ÅŸudur: Türkler Orta Asya'daki kuraklık nedeniyle Anadolu'ya göçmüş, Malazgirt'teki zaferden sonra önce Selçuklu sonra Osmanlı İmparatorluklarını kurmuÅŸ, iyi padiÅŸahlar ve devlet adamları döneminde yükselen Osmanlı İmparatorluÄŸu, kötüleri döneminde çöÂküntüye uÄŸramış, daha sonra da çöken bu imparatorluÄŸun yıkıntılarında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuÅŸtur. İddia ediyorum ki, bu ülkede okumuÅŸ yazmışlar arasında bu konuÂda yapılacak bir soruÅŸturmadan alınacak sonuçlar yukarıdakinden daha kapsamlı ve derinlikli olamayacaktır. Orta Asya'dan gelen Türkler kim? Orada ne yapıyorlardı? Anadolu'ya gerçekten de niye geldiler? Bu Türkler geldiÄŸinde Anadolu'da kimler, hangi uygarlıklar vardı Türklerin geliÅŸinden sonra Anadolu'da neler deÄŸiÅŸti? Orta Asya'dan gelen Türkler Anadolu'da ne gibi deÄŸiÅŸimlere uÄŸra dılar? Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları nasıl kuruldu, nasıl yükseld nasıl yıkıldı? Bu konularda özellikle yabancı dillerdeki sayısız araÅŸtırmadan deÄŸi bizdeki ders kitaplarından söz ediyorum. Türkiye'de ilk ve orta derece li okullardaki tarih derslerinde okutulan kitapların doÄŸru bir insanlık v ulus bilinci oluÅŸturmaya deÄŸil, kafa karışıklığı ve bilinçsizlik yaratmayı yaradığını düşünüyorum. Kabahat bu kitapları yazanlarda deÄŸil, bütün bir eÄŸitim sistemindedir. Türklüğümle ilgili bilincimi oluÅŸturan bizdeki tarih kitapları deÄŸil yurtdışı yolculuklarımda edindiÄŸim izlenimler olmuÅŸtur. Moskova'dak bir parkta gördüğüm bir anıt tuhafıma gitmiÅŸti. YaÅŸmaklı bir Türk (Müs lüman) kadın diz çözmüş, kendisine süngü ya da tüfeÄŸini doÄŸrultan Ru: askerine yalvarıyordu. Bizde o dönemde resim ve heykel yasaklı olduÄŸu için 19. yüzyıla (ya da daha öncelere) iliÅŸkin bu gibi anıt'lardan yoksunuz. Yine de, beni asıl yadırgatan, bir anıtta bir kadının bu durumda gösÂterilmesi olmuÅŸtu... Bulgaristan yolculuklarımda, tarihsel yerleri gezerken, 'rehber’leri en sık kullandıkları sözlerin başında 'Türk boyunduruÄŸu' anlamına gelir 'turetskaya iga sözcükleri geliyordu. Osmanlı egemenliÄŸi dönemini adÂlandıran bu deyim sanıyorum ki bugün de geçerliliÄŸini korumaktadır. Bir Yunanistan yolculuÄŸumuzda, Atina'nın giriÅŸindeki bir duvaı yazısını, gruptaki Rumca bilen arkadaÅŸ dilimize çevirmiÅŸti: "Türk kanı için!" Çekoslovak halk kültürü konulu bir derlemedeki bölümlerden biriÂnin 'Türk EgemenliÄŸi Dönemi' baÅŸlığını taşıdığını gördüğümde ÅŸaşırmışÂtım. Yugoslavya'nın (ÅŸimdiki Sırbistan'ın) NiÅŸ kentinde bir semtin adının 'Kele Kule' (kelle kule) olduÄŸunu, buradaki bir müzede bir Osmanlı paÅŸasının kestirdiÄŸi kafalardan artakalan kafataslarının sergilendiÄŸini daha önce bir röportajımda yazmıştım... Yakınlardaki bir Yunanistan yolculuÄŸumda, o sırada bulunduÄŸumuz küçük bir kentin İngilizce tanıtım broşüründe "altı yüzyıl süren Türk iÅŸÂgali" diye bir söz vardı. Yunanistanlı genç çevirmene, azıcık da alayla, bir iÅŸgalin altı yüzyıl süremeyeceÄŸini, ya da altı yüzyıl süren ÅŸeyin iÅŸgal deÄŸil baÅŸka bir ÅŸey olması gerektiÄŸini anlatmıştım... Batıdan, doÄŸudan, bunlara benzer çok sayıda örnek, izlenim sıralaÂyabilirim... Bir ara, baÅŸka dillerde Türklere iliÅŸkin deyimleri, baÅŸka ülkelerden edebiyatçıların yapıtlarında Türklere ve Türkiye'ye iliÅŸkin bölümleri derÂlemeye merak sarmış ve bu iÅŸte epeyce de yol almıştım... Bunları söylemekle amacım, dünyada, özellikle de yakın coÄŸrafyaÂda, bize iliÅŸkin olumsuz duyguların ne kadar çok olduÄŸunu göstermek deÄŸil... Çünkü örnekler sadece olumsuzlarla da sınırlı deÄŸil. Yugoslavya'da, aynı NiÅŸ kentinin yakınlarında ünlü bir kiliseyi geÂzerken papaz, bu tarihsel anıtın bütün bir Osmanlı egemenliÄŸi döneÂminde varlığını koruduÄŸunu, yardım ve destek gördüğünü, buna karşılık Nazi saldırıları sırasında hasara uÄŸradığını söylemiÅŸti. Yine bir Bulgaristan yolculuÄŸumda, o sırada CumhurbaÅŸkanı YarÂdımcısı görevinde de bulunan ünlü Bulgar ÅŸairi Georgi Cagarov, bir sohbetimizde yarı ÅŸaka yarı ciddi, Balkanlar'da dirlik düzenlik için, OsÂmanlı egemenliÄŸi gibi bir egemenliÄŸe gereksinim olduÄŸunu söylemiÅŸti. + + + Cagarov'un büsbütün de ÅŸaka olsun diye konuÅŸmadığını anlamak için, bu sohbetimizden yaklaşık yirmi yıl sonraki Balkan traj ediÅŸiyle İvo Andriç'in ölümsüz yapıtı Drina Köprüsünü birlikte okumak yeter... Bütün bunlarla asıl söylemek istediÄŸim, dünyada ve özellikle de ülÂkemizin ait olduÄŸu (Küçük ve Büyük Asya, Kafkaslar, OrtadoÄŸu, BalÂkanlar, Orta Avrupa, Akdeniz ülkeleri...) coÄŸrafyada var olan (olumlu, olumsuz, karışık vb...) Türk ve Türkiye imgesinden, BaÅŸta 'aydın'ımız olÂmak üzere, kendi ülkemiz insanının habersizliÄŸi, derin bilgisizlik ve ilgiÂsizliÄŸidir... Namık Kemal'ler kendilerine 'Osmanlı' deseler de Batı bu sözcüğü 'Türk'e çevirmiÅŸ, 'Genç Osmanlılar'ı 'Genç Türkler' yapmıştır. Balkanlarda Yunan, Bulgar, Sırp, biraz daha geç olarak Anadolu'da Ermeni aydınları arasında ulusalcılık bilinci doÄŸup geliÅŸmekteyken, OsÂmanlı'da 'Türk' sözcüğü, geriliÄŸi, köylülüğü anlatmaktaydı... 19. yüzyılın son çeyreÄŸinde Mehmet Emin Yurdakul'un Türkçe Åži- irler'ine kadar. Mustafa Kemal'in esin kaynaklarından biri, insancıl, özgürlükçü Tevfik Fikret'se, bir öteki "bırak beni haykırayım" diye haykıran ÅŸairdir. Mehmet Emin Yurdakul'daki Türklük bilinci ÅŸoven bir ulusçuluk deÄŸil, "en hakir bir insanı kardeÅŸ duyan", "esir yaratmayan bir Tanrıya iman" eden, "paçavralar içindeki yoksul"un yaraladığı bir 'ruh'tur. 'Mustafa Kemal ulusçuluÄŸu' bu bilincin ve duygululuÄŸun senteziÂdir... "Özgürlük ve bağımsızlık benim kiÅŸiliÄŸimdir" özdeyiÅŸi, bu sentezin üzerinde yükseliyor. Bugün gelinen bir noktada Türk aydını ÅŸizofrenik bir kiÅŸilik bozulÂması yaşıyor. Bir yanda gerici, dinsel akım. Bir yanda ÅŸoven ulusçuluk. Bir yanda küreselci teslimiyetçilik. Bir yanda yurtseverlikten yoksun solculuk. Ve her yanda tutuculuk (sekterlik) ya da fırsatçılık (oportünizm)... Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir solcu, emek ideolojisini, ulusal aiÂdiyetinin karşısına koymaz. Bunun, bağımsızlığını antiemperyalist bir savaÅŸla kazanmış bir ülÂkede özellikle böyle olması gerekir. Üstelik bu ülkenin bulunduÄŸu coÄŸrafyada, yukarıda sıralanan örÂneklerde görülebileceÄŸi gibi, saÄŸcısıyla solcusuyla birçok ulus, haklı ya da haksız, kendi ulusal kimliÄŸini Türk ve Türkiye karşıtlığı temelinde oluÅŸturmuÅŸken... Yazımın giriÅŸindeki karikatüre ve zihnimden çıkmadığım söylediÂÄŸim alt yazıya dönüyorum... Kimse bizim 'eski kölemiz deÄŸil ve biz kimsenin 'efendisi' deÄŸilÂdik... Fakat insanlık tarihinin en eski, en köklü uygarlıklarından birinin mirasçısı, sürdürümcüsü olduÄŸumuzu bugün bizler yeterince kavrayaÂmıyor olsak da baÅŸkaları biliyor ve bir biçimde bunu bize anımsatıyorÂlar... Cumhuriyet devrimleri ise bu büyük mirasın yeni, çaÄŸdaÅŸ aÅŸamasıÂdır. Hiçbir ulus, hiçbir halk, ötekinden daha 'hakir', daha aÅŸağı görüleÂmez... Fakat, en azından Küçük Asya'daki tarihimizin baÅŸlıca bir özelliÄŸi, bu tarihin hiçbir döneminde bir baÅŸka ulusun boyunduruÄŸu altında yaÂÅŸanmamış oluÅŸudur... Sıradan halk, sokaktaki insan, bunun bilgisine olmasa bile sezgisine, içgüdüsüne sahiptir. Bütün davranışlarında, tepkilerinde bu özelliÄŸinin belirtileri görüÂlebilir. AÅŸağılık duygusu halka deÄŸil bir kısım aydınımıza özgüdür. Milletimiz uyumuyor ama uyuÅŸturulmuÅŸ. Bilgisi kıt, fakat sezgileri, içgüdüsü henüz saÄŸlam... Uyuyanlar ise, aydınlarımız ya da aydın saydıklarımızın birçoÄŸu... Öncelikle onların ÅŸizofrenik kiÅŸilik bozulmasından kurtulmaları geÂrekiyor. Burada öncülük, emeÄŸin ideolojisi olan solculukla kimliÄŸimizin teÂmellerinden birini oluÅŸturan yurtseverlik duygusunun ayrılmaz bir büÂtün oluÅŸturduÄŸunu kavraması gereken solculara düşüyor... Solcular bu sentezi yapabildikleri ve onu halka ulaÅŸtırmanın doÄŸru dilini ve yollarını bulabildiklerinde, milletin hiç de uykuda olmadığı açık seçik görülebilecek...
|