| ...´Gün´, o ´Gün´ Olmasın?!.. |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 23:10 | |||
|
10 - “...´Gün´, o ´Gün´ Olmasın?!..”...Alphonse de Lamartine , -hem 'devrimci' , 'soylu' , hem 'düÅŸünür' - o Fransız; Osmanlı 'yı, uçsuz bucaksız imparatorluÄŸunu, zaman içinde 'yekpâre' koruyamadığı için, neyle suçlamıştı; 'öteki' halklarını önce 'evcilleÅŸtirip' , sonra 'özümsememek' le! Fikrince, Roma 'nın yaptığı gibi, Osmanlı halklarına, din olarak İslam, dil olarak Türkçe dayatılsaydı; Devlet-i Aliyye 'ilelebet pâyidâr' , olabilirmiÅŸ! (bkz. Türkiye Tarihi) 'Gel gör ki Asya 'lı kavimlerde, Avrupa 'lıların aksine, böyle bir yönetim geleneÄŸi yoktur: Acaba hangisi daha 'beÅŸerî' ? 'Batı' , -isteyen Emperyalizm anlayabilir-, üçüncü ülkelere bulaÅŸtı mı; hemen oracıkta, kendi 'İslamcılığı' nı, kendi 'TürkçülüÄŸü' nü, kendi 'KomünistliÄŸi' ni örgütler; bu, yalnız Türkiye 'de deÄŸil, her yerde böyle olmuÅŸtur; halen de böyledir; uygulamasını, ÅŸu yakınlarda Sovyetler 'de, Yugoslavya 'da, Gürcistan' da, Ukrayna' da gördük; ülkemizde de bugün bile, meraklısı isterse; kaÅŸla göz arasında, Batı yandaşı Müslümanlığı, Batı yandaşı TürkçülüÄŸü, Batı yandaşı SosyalistliÄŸi sayabilir: Aslında, 'Sistem 'in bir süredir 'evrensel ideoloji' konumuna taşımaya çalıştığı 'KüreselleÅŸme' budur, ki, yerküre'de Emperyalizm' in mutlak hegemonyasını ifade ediyor. Gâzi yaÅŸarken de, Gâzi 'den sonra da, benzer bir konjonktör yaÅŸanıyordu: İslamcı kesimden de, Tükçüler arasından da, Komünistler 'de de; daima 'hürriyet' ve 'istiklâl' yandaşı 'Ulusalcılar' mevcut olmuÅŸ; buna mukabil, diÄŸer bazıları, Anadolu yarımadasındaki yaÅŸantının, ancak, 'Sistem'in olmazsa olmaz bir cüz'ü haline dönüÅŸürsek, yaÅŸanabileceÄŸini savunmuÅŸtur; bir bakıma, bilerek bilmeyerek, Lamartine 'in, Abdülmecit 'e tavsiye ettiÄŸini; Tanzimat sadrazamlarının, -bilhassa Keçecizade Fuat PaÅŸa ile Âli PaÅŸa 'nın,- önerdiÄŸini yapmak! Kemalizm , bunun tam aksiydi; hep öyle kalacaktır: Gerçek İslamcılık , gerçek Türkçülük , gerçek Sosyalistlik de! O 'müdafaa-i hukuk' tablosu... ...çünkü 'klasik toplumsal ve ekonomik geliÅŸme ÅŸeması'nın; -hele Sömürgecilik yeryüzüne egemen olduktan sonra- her yerde eÅŸit aÅŸamaları gerçekleÅŸtiremeyiÅŸi, 'sermaye gücüne' karşı 'üretim güçleri' nin 'yükseliÅŸini' aynı hız ve yoÄŸunlukla saÄŸlayamıyor. 'Sermaye gücü' (buraya dikkat!) hele ''sömürgeciliÄŸi', 'küreselleÅŸme' aÅŸamasına dönüÅŸtürdükten sonra, üçüncü ülkelerdeki 'kırılma noktalarını' kolayca bulup, ele geçirebilmektedir; bu da, (buraya dikkat!) o ülkelerin saÄŸlam güçlerine, 'teslim olmamak' için, bir araya gelmek, ortak bir direniÅŸe yönelmek zorunluluÄŸunu doÄŸuruyor. Türkiye'de baÅŸka türlü olmamıştır: Batı ittifakı ve NATO üyeliÄŸinden bu tarafa, 'Sistem', ekonomiden kültüre, savunmadan eÄŸitim ve öÄŸretime, bütün 'ulusal' kalelerimizi düÅŸürmek peÅŸindedir; 'dil'ini ve 'din'ini açık açık, göstere göstere, dayatmaya baÅŸlamıştır; geçen yüzyılın başındakine benzer, bir dünya savaşı 'maÄŸlubu' olmadığımız halde, aÅŸağı yukarı aynı muâmeleye mâruz kalmaktayız. O zaman, hangi kesimden olursak olalım, o dönemdeki benzerlerimizin, ne yaptığına bakacağız; çünkü onlar, 'muzaffer olmuÅŸlardır'. Hanidir, yazıp çizerken olduÄŸu kadar, söyleÅŸirken de: o Müdafaa-i Hukuk 'tablo'sunu, gözler önüne getirmeye çalışıyorum: 1920'li yılların, Gâzi ve Åžehid Ankara'sında; Gâzi Mustafa Kemal PaÅŸa, bir yanına Ziya Bey'i (Gökalp) almıştı, bir yanına Yusuf Akçura'yı; Mehmet Akif Bey, hiç uzağında deÄŸildi, 'İstiklâl Marşı' ona rica edilmiÅŸtir; Börekçizade Rifat Hoca Efendi'yle, eylem birliÄŸi yapıyorlar; dahası, Bakû'da, İttihatçılar'ı etkisiz kılıp, TKP'yi örgütleyen Mustafa Suphi Bey, -ki Galiyef'ten ruhsatlıdır-, PaÅŸa'dan, Ankara'da mülâki olmayı rica ediyor ve ricası kabul ediliyor; esasen o da,'Sosyalist Sol'da görünen Ethem Nejat Bey de, Åževket Süreyya Bey de, formasyonu itibarıyla, 'Türkocağı Aydını'dırlar; Nâzım Hikmet de, Vâlâ Nurettin'le 'Anadolu'ya iltihak etmiÅŸtir. 'Ecnebi' gurbetinde, 'vatansız' ölüm! 'Öbürleri' , 'manda' ya da 'himaye' taraflısı 'Batı yandaÅŸları' ; İslamcı olarak da, Türkçü olarak da, Sosyalist olarak da; halktan -yâni bin yıllık Tarih'ten- yana olmamayı; 'asrîlik' , müterakki' olmak, ya da 'halife' ye sadakat'ın gereÄŸi diye, benimsemiÅŸlerdi: âkıbetleri hazindir: 'Yüzellilik'lerden Kâmuran Bey'i (Bedirhan), Paris sürgününde, 'hasbelkader' görmüÅŸ oldum (1949): Allah kimseyi o hale, o çaresizliÄŸe düÅŸürmesin: St. Michel'de, Dupont Kahvehanesi'nden henüz çıkmıştı; yalnız ve çaresiz, ÅŸemsiyesine sığınmış; soÄŸuk yaÄŸmur karanlığı içinde adeta kayıp, âkıbetine doÄŸru yürüyordu: 'Ecnebi' gurbetinde, 'vatansız' bir ölüm! Gün, 'o gün' olmasın? Cumhuriyet, 21.01.2005
|


