| Üniversiteliler... Siz iyi ki rektörleriniz gibi korkak değilsiniz! |
|
|
| Yazar Yönetici | |
| Cuma, 01 Nisan 2011 11:00 | |
|
Mustafa Mutlu Vatan 26.02.2011 Cuma günü İzmir’deydim... Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu’nun düzenlediği “Medya ve Demokrasi” konulu konferansın konuşmacısıydım. Salon; gözleri ışık saçan yüzlerce gençle doluydu.
*** Gülseren Abla’nın... Emeklilere yapılan 6 liralık “utanç zammı”nı protesto etmek için, tek kişilik bir eylem yaptığını ve bunu sekiz ay boyunca sürdürdüğünü... 6 lirayı 10 liraya tamamlayarak... Ve üstüne beş lira da havale masrafı ödeyerek sekiz ay boyunca “Başbakanlık, Ankara” adresine gönderip durduğunu... Ankara’da hak arama eylemi yapan TEKEL işçilerinin yediği dayağı televizyonda görünce İzmir’den otobüse binip soluğu işçilerin kurduğu çadırlarda aldığını... İçi boş iddianamelerle haksız yere tutuklanan gazetecilere, yazarlara, aydınlara destek vermek için, (olmayan parasını yollarda harcamak pahasına) çırpınıp durduğunu... Sırf bütün yazarları okuyabilmek ve yazılarının altına yorum yazabilmek için 68 yaşında bilgisayar öğrenip internete girdiğini anlattım gençlere... Sonra neler olduğunu tahmin edebilirsiniz... Önce büyük bir alkış koptu. Sonra ben unutuldum; “Gülseren Abla’m”, yüzlerce gencin “Gülseren Nine”si oluverdi! *** Dedim ya; Atatürkçü Düşünce Topluluğu düzenlemişti etkinliği... Ama bu arada rektörlük de boş (!) durmamıştı... Benim üniversiteye gelip gençlerle buluşmamı engellememişlerdi gerçi (Allah razı olsun kendilerinden); ama dengeyi (!) sağlamak için küçük bir “öğrenci topluluğu” aracılığıyla yandaş bir gazetenin yandaş bir yazarını davet ettirip, aynı konuda konferans vermesini istemişlerdi apar topar... “Muhalif Mustafa Mutlu geliyor ama sizin destekçiniz de geliyor” diye bir savunma mekanizması yaratmaktı amaçları... Fakat “öğrencilerin bünyesi” kabul etmedi, iktidar yandaşı arkadaşı... Benimkiyle aynı başlık altında düzenlenip, geçen çarşamba yapılması gereken o konferans, “öğrenci tepkisi” nedeniyle gerçekleşmedi... İki gün sonra, bizim salonda ise... Gülseren Abla’nın gözyaşları ve çocukların coşkusu vardı sadece! Yandaş yazar arkadaşın koluna girip öğrencilerden korumaya çalışan Rektör Bey ise ne toplantıya geldi, ne de bir selam gönderdi! *** Sakın yanlış anlaşılmasın: Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü’ne, yardımcısına çamur atmak değil amacım... Yemin ediyorum; adlarını bile bilmem! Ve aslında ben bu “ilgisizliğe” fazlasıyla alışığım... Hatta “özel bir haz” bile alıyorum bu durumdan! Bugüne kadar 10’un üzerinde üniversiteye gittim; binlerce öğrenciyle kucaklaştım ama hiçbirinde “rektör beyler”in yüzlerini bile görmedim! Ne yalan söyleyeyim; misafire “Hoş geldiniz” demeyen, benimle birlikte bir fotoğraf karesine girmekten çekinen bu adamlara kızmadım bile... Ama... Hem onlara acıdım, hem de; yönettikleri sözde “özgür” üniversitelerin haline... İşte; Gülseren Abla’yı biraz da bu yüzden götürdüm üniversiteye... Çocuklar, bütün “büyük”lerin bu kadar “esir” olmadığını görsünler diye! Onlara, “Siz, rektörleriniz gibi değil, Gülseren Abla gibi olun çocuklar” diyebilmek için... *** Bu satırları okuyan “okur ablam...” Biliyorum; şimdi kıpkırmızı oldu yanakların! Ve biliyorum; aslında senin “yurtseverliğin, mücadeleciliğin” herkeste olması gereken, sıradan değerler... Ama öyle bir hale geldik ki; doğruluk, dürüstlük, yurtseverlik, mücadelecilik “erdem” halini aldı! Ve ben; bu yüzden seni sadece Dokuz Eylül’deki çocuklara değil, tüm gençlere ve kendisini genç hissedenlere de tanıtmak istedim... Gölgelerinden korkan “rektör”lere inat, inançla salladığın bayrağı... Herkes görsün, bilsin, duysun istedim! *** Bir çift sözüm de; yöneticilerinin korkaklığına, sinmişliğine ve koydukları engellere aldırmayıp, iktidarın“sakıncalı” listesindeki isimleri okullarına davet edebilen üniversitelilere: Sizlerle gurur duyuyorum çocuklar, sizi gördükçe umutlanıyorum... İyi ki varsınız ve iyi ki rektörleriniz gibi korkak değilsiniz! ***** GÜNÜN SORUSU 12 Mart ve 12 Eylül döneminde öğrencileriyle birlikte mücadele eden ve gerektiğinde onları korumak için kendilerini ortaya atan... Bu yüzden işlerini kaybeden, cezaevine düşen “akademisyenler” gibi doçentler ve profesörler arıyorum... Gören var mı?
|
|
| Cuma, 01 Nisan 2011 11:04 tarihinde güncellendi |


