| Muhalefetsiz Demokrasi Hevesi |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| Perşembe, 20 Ağustos 2009 12:56 | |||
|
Mustafa Balbay 30 Temmuz 2009 Cumhuriyet Uyanık birine sormuşlar: En temel, kimsenin karşı çıkmayacağını, çıkamayacağını düşündüğünüz doğrular bile “yeniden tarif edelim” diye yorumlanıyor. Eski siyasiler, tersini söyleyemeyecekleri bir doğru ile karşılaştıklarında şunu söylerlerdi: - Evet bu söylediğiniz doğru ama o doğru şimdi lazım değil!.. Bugün ise karşılık şu: - Eskiden doğru olan bir şeyin bugün de doğru olduğu söylenemez. Üstelik o doğruysa şu da doğru... Bu ortamda doğrular doğru olduğuna neredeyse pişman, suskun... *** Demokrasi için yapılan klasik tanımlardan biri şudur: Demokrasi, kurallar ve kurumlar rejimidir! Herkes bu tanımı kabul ediyor ama kural ve kurum kavramlarının tarifini farklı yapıyor. Nedir kural? Anlamı sözcüğün içinde gizli. Planını “kur”, istediğini “al”. Buyrun size kural! Kurum nedir? Pek çok anlamı var ama, ikisi şu: 1- Tamamen size bağlı, istediğiniz gibi adım atmaya hazır kuruluş. 2- Bacanın işlemez hale gelmesi, yani kurum bağlaması. İşinize gelirse birinci anlam, gelmezse ikinci anlam. İkisi de olmazsa anlamsız! Bu yöntemle ne yazık ki pek çok köklü kurum, köksüz hale gelmekte. Demokrasinin karaya değil de rayına oturduğu ülkelerde iktidarlar, devlet kurumlarını kendilerine benzetmek yerine işlevine uygun kullanmaya çalışırlar. Tüm kurumlar benden olacak demek, tüm müzik aletleri aynı sesi çıkaracak, örneğin davul sesinden başka ses çıkarmayacak demeye benzer ki; bu, olanaksızdır. *** Bir klasik demokrasi tanımlaması daha yapalım: İktidar dünyanın her ülkesinde vardır, ama muhalefet sadece demokratik ülkelerde vardır. Bugün Honduras’tan İtalya’ya, Endonezya’dan İspanya’ya kadar bütün ülkelerde iktidar var. Ama gerçek anlamda muhalefet tümünde yok. Türkiye’de ise siyasette ve medyada muhalefet edenlere yönelik bir muhalefet anlayışı belirdi. Öyle ki muhalefetin hakkını yargıda araması bile hukuk dışı bulunur hale geldi. Kızılderili reisinin tüm topraklarını isteyen beyaz adama yazdığı o ünlü mektubun her tümcesi ata-sözü değerindedir. Aklımda kaldığı kadarıyla mektubun son tümcesi şöyleydi: “İnsanoğlu doğadaki her şeyi tükettiğinde kendi varlığını koruma mücadelesi ile karşı karşıya kalacak.” Bu sözü demokrasiye de uyarlayabiliriz: Bir iktidar kendisi dışındaki bütün kurumları bitirdiğinde kendi varlığı da anlamını yitirmiş demektir. Demokrasimizi bekleyen bu tehlikeden pek çok yazar söz etmeye başladı. Bir sorunun ortaya konması çözümün de başladığını gösterir. O bakımdan olumlu bir gidiş. Ancak soruna değinenlerin kendi çözüm önerilerine de yer vermesi gerekiyor.
|
|||
| Pazar, 21 Şubat 2010 22:58 tarihinde güncellendi |


