| Yenilen TSK mı PKK mı? |
|
|
| Yazar Yönetici | |||
| PerÅŸembe, 20 AÄŸustos 2009 12:58 | |||
|
Rıza Zelyut   19 Ağustos 2009 Güneş  Bir savaştan sonra galip ve mağlup vardır. Galip olan, yenilene şartlarını dayatır. Şu sıralarda PKK gerek Öcalan aracılığıyla doğrudan gerek DTP aracılığıyla dolaylı olarak şartlarını Türkiye'ye dayatıyor. 'Avrupa modeli isterim, yani Kürtlerle Türkler eşit iki devlet konumuna gelmeliler. Kendi parlamentom ve silahlı kuvvetim de olmalıdır.' BU PAŞALARLA BU KADAR Peki geldiğimiz süreçte siyasetçiler hatalı da TSK'yı yönetenler sütten çıkmış ak kaşık mı? Ne yazık ki ABD dümensuyunda gitmeyi Atatürkçülük sanan Türk genelkurmayı; PKK'nın bu kadar etkinleşmesine; Türkiye'nin de gericilerin eline düşmesine yol açan birinci sorumludur. Lütfen, bir cumhuriyeti kuran Osmanlı paşalarına bakın; bir de cumhuriyetin yetiştirdiği paşalara. Osmanlı paşaları; cumhuriyet paşalarından çok daha fedakar, vatansever, inançlı ve kararlı idiler. Cumhuriyet paşaları, ayrı bir feodal sınıf oluşturarak Atatürk'ün devrimci-halkçı çizgisine ihanet ettiler. TSK ikide bir yaptığı darbe ile Türkiye'deki ilerici düşünceyi ezdi; gerici-bölücü takımının önünü açtı. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü son açıklamasına bakar mısınız? Bu adam; Türkiye'nin adının bile tartışılabileceğini söylüyor. Demek ki TSK gerçekten bozguna uğramıştır. Allah'tan ki bu millet; Özkök türü asker feodallar gibi düşünmüyorlar. YENİ ERGENEKON OPERASYONU PKK'yı zafer kazanmış ordu konumuna yükselten Kürt açılımı; halkı çok kızdırıyor. İddia ediyorum: Kürt açılımı, halk oyuna sunulsun; destekleyenler yüzde 10'u geçmez. Bu yüzden Kürtçü AKP'li Hüseyin Çelik; bu işin referanduma götürülmesine karşı çıkıyor. Böyle bir açmaz karşısında hükümetin işi gerçekten zor. Kürtçü ayrılıkçılara verilecek tavizleri gizlemek için yeni bir Ergenekon operasyonu başlatılabilir. Bu dalgada da bazı siyasetçiler gözaltına alınarak Kürtlere verilecek tavizler kamufle edilmek istenebilir. DÜŞMANLIK YAYILIYOR Şimdiye kadar iç içe yaşayan Türklerle Kürtlerin arasına ayrılıkçı Kürtçü hareket giriyor. Kürtçüler; Türklerle bir arada yaşama duygusunu yok etmek için ellerinden gelen her kışkırtamayı yapıyorlar. Böyle bir ortamda hükümetin bir arada yaşama duygusunu kuvvetlendirecek önlemleri düşünmesi gerekirken 'ayrıştırıcı-çözücü' reçetelerle ortaya çıkması; bu öfkeyi artırıyor. ABD baskısı ile bu işe kalkıştığını tahmin ettiğim Başbakan Erdoğan'a önerim; Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamasıdır. MHP'Yİ DİKKATE ALACAKSIN Türkiye'yi bir içsavaşa bile götürebilecek böyle önemli bir konuyu, sadece İçişleri Bakanı'nın sırtına yıkmak son derece yanlıştır ve tehlikeyi de artırmaktadır. Her işte öne çıkan Başbakan Erdoğan iken şimdi neden kenara çekilmiş, susmaktadır? Kendisine önerim MHP'den ve CHP'den gelen itirazları son derece dikkatlice incelemesidir. Bilmelidir ki bu öneriler kötü niyetle değil devlete yardımcı olmak amacıyla dile getirilmektedir. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin öfkesinin şiddeti, onun haklılığından güç alan bir şiddettir. Onun sesi; milletimizin sessiz çoğunluğunun sesi gibi görülmelidir. MHP Lideri'nin Türkiye'nin etnik çatışmaya iteklendiği bir süreçte Ülkü Ocakları'nı bile etkisizleştirerek bu çatışma ikliminden uzak durmaya çalışmasını AKP kurmayları doğru yorumlamalıdırlar. Bu partiden böyle şiddetli itirazlar geliyorsa, Kürt ayrılıkçığına taviz vermek biçimindeki bir açılım bu millete kabul ettirilemeyecek demektir. İşin içine ayrılıkçılarla kol kola yürüyen bazı sözde gazetecileri sokarak milleti bu işe razı edeceklerini sananlara şunu hatırlatayım: Millet ne kördür ne de aptal. Zararın neresinden dönerseniz de kardasınız demektir.
|
|||
| Pazar, 21 Şubat 2010 22:58 tarihinde güncellendi |


